• 0 212 213 26 95

2017 YILI KARARLARI

ÖZET: İPTAL DAVASINDA ASLİYE TİCARET MAHKEMESİNİN YETKİLİ OLDUĞU.

T.C.

YARGITAY

11. Hukuk Dairesi

ESAS NO : 2016/6762

KARAR NO: 2017/7372               

Taraflar arasında görülen davada ...Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 26/11/2015 tarih ve 2015/329-2015/495... sayılı kararın duruşmalı olarak incelenmesi davacılar vekili tarafından istenmiş olup, duruşma için belirlenen 19/12/2017 günü hazır bulunan  davacılar vekili Av... ile davalı vekili Av. dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi Sevda Boyraz tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:

 Davacılar vekili, davalı tarafça müvekkilleri ile dava dışı X aleyhine Uluslararası Ticaret Odası Uluslararası Tahkim Divanı nezdinde dava açıldığını, bu davada verilen kararın 4686 sayılı Kanun uyarınca iptalinin gerektiğini, zira kararda kamu düzenine aykırılık ve yetki aşımının bulunduğunu, tahkim şartı ile bağlı olmayan müvekkilleri hakkında karar verilmesinin yetki aşımı oluşturduğunu, sözleşmenin 51. maddesine göre Lisans Koordinasyon Kuruluna başvuru yolu tüketilmeden tahkime gidildiğini, Tahkim Mahkemesi kararının kamu düzenine de aykırılık teşkil ettiğini ileri sürerek, Uluslararası Tahkim Mahkemesi tarafından verilen kararın iptalini talep ve dava etmiştir.

 Davalı vekili, tahkim kararının iptali için yasada sayılan koşulların oluşmadığını, davacıların tahkim şartı ile bağlı bulunduklarını savunarak, davanın reddini istemiştir.

Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumunun taraf haline geldiği imtiyaz sözleşmesinin davalı şirket ile yapıldığı, tüzel kişiliğe sahip idari ve mali özerkliği olan kurumun ilişkili olduğu bakanlığın Ulaştırma Bakanlığı olarak düzenlendiği, dava konusu imtiyaz sözleşmesinin 3. kişi yararına sözleşme niteliğinde olduğu, taraflar arasındaki uyuşmazlığın bir kısım gelirlerin sözleşmenin 5/n fıkrasında belirlenin brüt satış tutarı içinde sayılıp sayılmayacağına ilişkin olduğu, sözleşmenin 8. maddesinde brüt satışlar üzerinden her ay Hazine'ye pay ödeneceği hükmü bulunduğundan bu uyuşmazlığın hazineye ödenecek pay anlamında sonucu değiştireceği, sözleşmede hüküm altına alınan hazine payının %10'luk kısmının ödenme şekli - ödenecek kamu tüzel kişiliği hususlarının kanuni düzenleme gereği lehtar olan kamu tüzel kişilerini imtiyaz sözleşmesindeki tahkim şartının bağlayacağı, bu sebeple Uluslararası Tahkim Kurulunun davacılar anlamında yetkili olduğu, Milletlerarası Tahkim Kanunun 15. maddesinde düzenlenen iptal şartlarından hiçbirinin gerçekleşmediği gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.

Kararı, davacılar vekili temyiz etmiştir.

 1-Dava, hakem kurulu kararının iptali istemine ilişkin olup mahkemece yazılı gerekçeyle davanın reddine karar verilmiştir.

       5235 sayılı Kanunun 6545 sayılı Kanun'un 45. maddesi ile değişik 5. maddesinde 12/01/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'na ve 21/6/2001 tarihli ve 4686 sayılı Milletlerarası Tahkim Kanunu'na göre yapılan tahkim yargılamasında, tahkim şartına ilişkin itirazlara, iptal davalarına, hakemlerin seçimi ve reddine yönelik davalar ile yabancı hakem kararlarının tanıma ve tenfizine yönelik davalara ilişkin tüm yargılama safhalarının, asliye ticaret mahkemelerinde  bir başkan ve iki üye ile toplanacak heyetçe yürütüleceği  ve sonuçlandırılacağı düzenlenmiştir. Görev hususu kamu düzenine ilişkin olup yargılamanın her safhasında mahkemece resen gözetilmelidir. Bu itibarla mahkemece, öncelikle görev hususunun gözetilip asliye ticaret mahkemelerinin görevli olduğu nazara alınarak görevsizlik kararı verilmesi gerekirken işin esas girilerek karar verilmesi doğru olmamış,  kararın bozulması gerektirmiştir.    

2-Bozma sebep ve şekline göre davacılar vekilinin diğer temyiz itirazlarının incelenmesine gerek görülmemiştir.

   SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacılar vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın BOZULMASINA, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacılar vekilinin diğer temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına, takdir olunan 1.480,00 TL duruşma vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacılara verilmesine, 19/12/2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

ÖZET: TAHKİM ŞARTININ HÜKÜMSÜZ KALMASI

T.C.

YARGITAY

11. Hukuk Dairesi

ESAS NO: 2016/4898

KARAR NO: 2017/6952               

Y A R G I T A Y   İ L A M I

Taraflar arasında görülen davada ... 3. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 16.12.2015 tarih ve ... sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi Esra Can tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:

Davacı vekili, taraflar arasındaki sözleşme kapsamında uyuşmazlık halinde 3 kişilik tahkim heyeti tarafından ihtilafın çözüme kavuşturulacağı yönünde hüküm bulunduğu, 3 kişilik hakem heyetinin kurulduğunu ancak alınan kararla HMK'nun 421/f.3. hükmü uyarınca tahkimin sona erdirildiğini ileri sürerek konunun Türsab Tahkim Kurulu'na havale edilmesi ve Türsab Tahkim Kurulu'nun uygun görülmemesi halinde sözleşmelerinin 7. maddesinde ifade edilen ihtilafın tahkim yolu ile çözülmesi maddesini uygulama imkanı kalmayacağından konunun ilgili mahkemeye taşınması yolunun açılmasına ve 81.889euro alacağının tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili; davacının Türsab'ın taraflar arasındaki ihtilafın tahkim yolu ile çözümünde aracı kılınmasına yönelik talebinin yasal dayanağının bulunmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.

Mahkemece iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre; taraflar arasındaki sözleşmenin 7. maddesinde tahkim şartının yer aldığı ve buna ilişkin 3 kişilik hakem heyetinin oluşturulduğu, sözleşmenin de  feshedildiği hususunun da iddia ve ispat olunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.

Dava, taraflar arasındaki 01.06.2009 tarihli sözleşmenin uygulanmasıyla ilgili doğan uyuşmazlığın Türsab Tahkim Kurulu'nca veya mahkemece çözümlenmesi istemine ilişkindir. Sözleşmenin 7. maddesinde taraflar arasında doğacak uyuşmazlıkların çözümü için tahkim şartı öngörülmüş, bu kapsamda taraflarca 3 kişilik hakem heyetine gidilmiş ise de, hakem heyetince, HMK'nun 421/f.3 bendi uyarınca tahkim koşulu bozulduğundan HMK'nun 435/1.c. bendi uyarınca tahkim yargılamasının imkansız hale geldiğine ve yargılamanın sona erdiğine karar verilmiştir. Taraflarca işbu hakem kararının iptali yoluna gidilmemesi nedeniyle hakem kararı da kesinleşmiştir. Bu durumda, sözleşmedeki tahkim şartının hükümsüz kaldığı ve 6100 sayılı HMK'nun 413/1. maddesi uyarınca davalının tahkim itirazının reddi gerektiği gözetilerek, davanın esasına girilerek inceleme ve değerlendirme yapılması gerekirken, mahkemece yazılı gerekçelerle davanın reddine karar verilmesi doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir.

SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazının kabulü ile hükmün davacı yararına BOZULMASINA; ödediği peşin temyiz harcının isteği halinde temyiz edene iadesine, 06.12.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

 

ÖZET: HAKEM HEYETİNİN BİLİRKİŞİ RAPORU ALMAKTA TAKDİR HAKKI OLDUĞUNA.

T.C.

YARGITAY

11. Hukuk Dairesi

ESAS NO    : 2017/3047

KARAR NO  : 2017/7579

Y A R G I T A Y   İ L A M I

Taraflar arasındaki dava            sonucu mahkemece verilen hükmün Dairemizce bozulması üzerine, verilen direnme kararına ilişkin dava dosyası 02.12.2016 tarihinde yürürlüğe giren 6763 sayılı Yasa'nın geçici 4/1. maddesi uyarınca Dairemize gönderilmiş olmakla, dosyadaki kağıtlar  okundu  gereği görüşülüp, düşünüldü:

Dairemizce verilen 22/06/2016 gün ve 2016/4931 E. 2016/6886 K. sayılı karar usul ve yasaya uygun olup mahkemece verilen direnme kararının yerinde olmadığı anlaşıldığından, temyiz incelemesi yapılmak üzere 6763 sayılı Kanunun 43. maddesi ile değişik 6100 sayılı HMK’nın 373. maddesinin 5. fıkrası uyarınca dosyanın Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'na GÖNDERİLMESİNE, 25/12/2017 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.

T.C.

YARGITAY

11. Hukuk Dairesi

ESAS NO     : 2016/493 1

KARAR NO   : 2016/6886                Y A R G I T A Y   İ L A M I

Taraflar arasında görülen davada ... Asliye Ticaret Mahkemesi’nce bozmaya uyularak verilen 02/03/2016 tarih ve ... sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi Esra Can tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:

Davacı vekili, taraflar arasında düzenlenen sözleşmede bulunan tahkim şartı sebebiyle hakem heyeti tarafından karar verildiği, ancak hakem heyetinin 6100 sayılı HMK hükümlerini uygulamasının yerinde olmadığını, müvekkil şirketin hakeminin seçilmesinde sözleşmedeki usule uyulmayıp hakemin mahkeme tarafından tayin edildiğini, genel mahkemelerde görülmekte olan dava nedeniyle derdestlik hali bulunmasına rağmen tahkimin yerinde olmayan gerekçe ile derdestlik itirazını reddettiğini ve davalının mahkemeye başvurmakla tahkimden vazgeçmiş sayıldığı halde feragate dayalı itirazın kabul edilmediğini, genel mahkemenin müvekkilinin sözleşmenin geçersizliğine ve/veya sözleşmenin haklı sebeple feshedildiğine ilişkin taleplerinin tahkimde karara bağlanmasına hükmettiği halde tahkimin müvekkilin taleplerinin genel mahkemede değerlendirildiğinden  ve bu hususun kesin hüküm teşkil ettiğinden bahisle  verdiği kararın yerinde bulunmadığını, HMK'nın usul hükümlerine de uyulmadığını, tarafların eşitliğine ve hukuki dinlenilme haklarına riayet edilmediğini, hakemlerin muhasebe ve mali hususlarda uzman olmadığı halde denetime elverişli bir hesap raporu alınmadan karar verdiğini, kararın kamu düzenine aykırılık teşkil ettiğini,  BK'nın 19 ve 20. maddeleri uyarınca sözleşme geçersiz olduğu halde hakem heyetinin bunu dikkate almadığını, davalının bizzat sözleşmeyi ihlal ettiğini, müvekkilinin her hangi bir süre vermeden sözleşmeyi fesih hakkının bulunduğunu, tazminatın yanlış hesaplandığını ileri sürerek 13.01.2014 tarihli hakem heyeti kararının iptalini talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili, iptal davasında maddi hukuk esaslarının incelenemeyeceğini, hakem kararının üç profesör tarafından oy birliği ile verildiğini, ihtara rağmen davacı hakemini seçmeyince mahkeme tarafından hakem atandığını, tahkim yargılamasının usulüne uygun yürütüldüğünü, kamu düzenine aykırılık bulunmadığını, yürürlüğe girişinden sonra HMK hükümlerinin uygulanmasının yerinde olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.                                    

Mahkemece Dairemiz bozma ilamına uyularak yapılan yargılamaya göre; hakemlerin seçilme usulünde yasa ve sözleşmeye aykırılık bulunmadığı, CD ortamında kaydedilen duruşma tutanaklarının sonrasında deşifre edilerek dosyaya konulmuş olduğu, davalı alacaklının tahkim usulünden feragat etmediği, ancak HMK 431. maddesine göre hakemlerin uzmanlıkları olmayan bir alanda tahkim sürecinde bilirkişi raporu alınmasına karar verebileceği,  uyuşmazlık kapsamında haksız fesih nedeniyle tazminat hesabı yapılmasının uzmanlık gerektirdiği, tarafların ticari defter ve kayıtları incelenerek ek sözleşmenin 4. maddesi doğrultusunda hesaplama yapılması gerektiği, hukukçulardan oluşan ve aralarında hesap uzmanı bulunmayan hakem heyetinin bu hesaplamayı yapamayacağı ve ayrıca Borçlar Kanunu 161/son fıkrası uyarınca tazminattan tenkis yapılması durumun resen dikkate alınması gerektiği ve kamu düzeninden olduğu gerekçesiyle davanın kabulü ile 13.01.2014 tarihli hakem kararının HMK'nın 439/2-e-ğ bendi gereği iptaline karar verilmiştir. 

Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.

Dava, hakem heyeti kararının iptali istemine ilişkin olup, hakem heyeti kararlarının iptalini düzenleyen 6100 sayılı HMK'nın 439. maddesinde hangi şartlarda hakem kararlarının iptal edilebileceği dokuz bent halinde sayılmıştır. Davacı vekili iddialarını HMK'nın 439/2-b.ç.d.e.ğ. bentlerine dayandırmış, mahkemece 439/2-e. ğ. bentlerindeki koşulların gerçekleşmiş olduğu, hakem heyetinin uzmanlığı olmadığı halde tazminat hesabı yaptığı, bunun yerine bilirkişiden rapor alması gerektiği ve davacının mahvına yol açabilecek miktardaki tazminattan BK 162/son fıkrası uyarınca tenkis yapılabileceğinin dikkate alınmadığı gerekçeleriyle hakem kararının iptaline karar verilmiştir. Taraflar arasındaki sözleşmeyle aralarında çıkacak uyuşmazlıkların hakem heyeti kararıyla çözüleceği kararlaştırılmış, buna göre oluşturulan üç kişilik hakem heyeti incelemeleri sonucunda bir karara varmıştır.  Hakem heyeti, süreci yürütürken bilirkişiden rapor alıp almamakta takdir hakkına sahip olduğu gibi, uygulanacak hukuk kurallarının tespiti ve tahlili de hakem heyetine aittir. Hakem heyeti kararının esası, yerinde olup olmadığı, hukuku doğru uygulayıp uygulamadığı gibi hususlar hakem heyeti kararının iptali istemli davada tartışma konusu yapılamayacak olup, mahkemece bu nedenlerle davanın reddi gerekirken hakem heyetinin takdirine ve kararının esasına yönelik değerlendirilmeler yapılması doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir.

SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün davalı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 22/06/2016 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.       

KARŞI OY

Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına, 6100 sayılı HMK 439/2-e,ğ maddesi hükümlerine göre yerel mahkeme kararının onanmasına karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile bozulmasına ilişkin sayın çoğunluk görüşüne karşıyım.                                                                                   Üye  Eyüp Sabri BAYDAR 

 

ÖZET: TAHKİM ŞARTININ HALEFİ BAĞLAYACAĞI HUSUSUNDA.

T.C.

YARGITAY

11. Hukuk Dairesi 

ESAS NO                   : 2017/4754

KARAR NO              : 2017/6864                Y A R G I T A Y   İ L A M I

Taraflar arasında görülen davada ...Asliye Ticaret Mahkemesi’nce bozmaya uyularak verilen 15/05/2017 tarih ve ...sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi Zeyyat Habiboğlu tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:

Davacı vekili, dava dışı X A.Ş’nin İzmir Aliağa’dan Birkenhead İngiltere’ye ihraç edilen çelik emtiasını geniş teminat (all risks) bakımından sigortaladığını, sigortalı emtianın Emma Janneke gemisine 30/10/2010 tarihinde hasardan ari olarak yüklenip yüklemeye ilişkin olarak gemi kaptanı tarafından konişmento düzenlendiğini, 19/11/2010 tarihinde tahliye esnasında sigortalı emtianın deniz suyu ile ıslanarak paslandığının sigortalı tarafından donatana ihbar edildiğini, ardından da gemi kaptanı, P&I kulüp temsilcileri huzurunda eksperler tarafından tespit yapıldığını, zararın deniz suyu nedeniyle meydana geldiğinin tespit edildiğini, zararın 55.000 Sterlin tutarında olduğunu ve müvekkilince dava dışı sigortalıya ödendiğini, bu nedenle müvekkilinin eTK m. 1301 uyarınca halef sıfatını kazandığını, halef sıfatı ile davalıya karşı Beyoğlu 1. İcra Müdürlüğünün ...sayılı dosyalarından icra takibi başlatıldığını ancak davalının takiplere itiraz ettiğini, itirazların haksız olduğunu, ayrıca dava konusu alacağın müvekkiline eTK m. 1235/7 uyarınca gemi alacaklısı hakkı verdiğini beyanla itirazın iptalini ve müvekkili lehine %40’tan az olmamak üzere icra inkâr tazminatına hükmedilmesini talep etmiştir.

Davalı vekili, tahkim itirazında bulunarak uyuşmazlığın Londra’da tahkimde görülmesi gerektiğini, yetki itirazında bulunarak müvekkilinin Almanya’da mukim olması nedeniyle Almanya/Aurich Mahkemelerinin yetkili olduğunu, eTK m. 1067 uyarınca davacının 1 yıl içinde dava açmadığından alacağın zamanaşımına uğradığını, yabancılık unsuru olmakla uyuşmazlığa İngiliz Hukuku'nun uygulanması gerektiğini, davacının aktif husumet ehliyetinin olmadığını, konişmentoda emtianın miktarının, durumunun, kalitesinin vs hususların bilinmediğine dair şerhin bulunması nedeniyle donatanın sorumluluğuna gidilemeyeceğini, geminin eTK m. 817 uyarınca denize, yola ve yüke elverişli olduğunu, bu nedenle sefer sırasında yükte hasar meydana geldiği iddiası karşısında yolculuğun başında ve devamında geminin tekne ya da makinesinde herhangi bir elverişsizlik mevcut değilse zarar ya kaptanın ve/veya gemi adamlarının geminin sevk ve başkaca teknik idaresine ait hareketin neticesi olarak ya da eTK m. 1063 ile yedi bent halinde sayılan denizciliğin tipik bazı zarar verici olaylarından meydana gelebildiğini, bu durumlarda donatanın sorumluluğuna gidilemeyeceğini, müvekkilinin kusuru olmadığını, yükteki hasarın varlığı kabul edilse bile bunun yük ilgililerinin kusur ve/veya ihmallerinden kaynaklandığının kabulünün gerektiğini, sefer sırasında havanın kötü olduğunu, davacı tarafından eTK m. 1066 uyarınca usulüne uygun ve süresi içinde bildirim ile eTK m. 1065 uyarınca muayene yapılmadığını, kabul anlamına gelmemek kaydıyla müvekkilinin sorumlu olması halinde eTK m. 1114 uyarınca sorumluluğunun parça başı sorumluluk kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini savunarak, davanın reddini talep etmiştir.

Mahkemece, bozma ilamı doğrultusunda, TTK nın 1110. maddesine göre  taşıyan ile  gönderilen arasındaki hukuki ilişkide konşimento, taşıyan ile taşıtan arasındaki hukuki ilişkide ise navlun sözleşmesi hükümlerinin bağlayıcı olduğu, konşimentoda "Charter Party ile birlikte kullanılacaktır" kaydının yanısıra "navlun 25/10/2010 tarihli Charter sözeşmesi uyarınca ödencektir" kaydının yer aldığı, konşimento örneğinin arka yüzünde yer alan taşıma şartlarının 1. maddesinde ise "ön yüzde tarihi belirtilmiş olan Charter Party'nin tüm hüküm ve şartları, hak ve istisnaları,  tabi  olunan hukuk ve tahkim klozuda dahil olmak üzere  geçerli kılınmıştır" ibaresinin  düzenlendiği, taşıma sözleşmesinin 42. maddesinde tahkim şartının kararlaştırıldığı hususları  birlikte değerlendirildiğinde konşimentoda yer alan tahkim şartının davacının sigortalısı ile  halefiyet koşulları  gereğince davacı sigorta şirketini bağlayacağı, taraflar arasındaki uyuşmazlığın tahkimde çözümlenmesi gerektiği kanaatine varıldığından, davalı vekilinin tahkim itirazının  kabulü ile taşıma sözleşmesindeki tahkim şartı gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiştir.

Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.

 Dosyadaki yazılara, mahkemece uyulan bozma kararı gereğince hüküm verilmiş  olmasına göre, davacı vekilinin bütün temyiz itirazları yerinde değildir.

SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı, davacı vekilinin bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun bulunan hükmün ONANMASINA, temyiz harcı peşin alındığından başkaca harç alınmasına mahal olmadığına, 04/12/2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

 

ÖZET: Şayet konişmentoda yolculuk çarter sözleşmesine atıf bulunuyorsa, çarter parti sözleşmesi hükümlerinin yeni hamile ileri sürülebilmesi için, tek başına söz konusu atıf yeterli olmayıp, aynı zamanda konişmento devredilirken çarter parti suretinin de yeni hamile ibraz edilmiş olması gerekir.

T.C.

YARGITAY

11. Hukuk Dairesi

ESAS NO      : 2016/8794

KARAR NO    : 2017/6687            Y A R G I T A Y   İ L A M I

MAHKEMESİ         : 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

                             (DENİZCİLİK İHTİSAS MAHKEMESİ SIFATIYLA)

TARİHİ                   : 24/11/2015

NUMARASI            : 2015/321-2015/573

DAVACI                 : .. GIDA SAN. VE TİC. A.Ş.

VEKİLİ   : AV. ...

DAVALI                 : ... GEMİSİNİN DONATANI- TAŞIYANI TAN ... LTD.

VEKİLİ   : AV. ....

Taraflar arasında görülen davada ... 1. Asliye Ticaret  Mahkemesi’nce verilen 24/11/2015 tarih ve 2015/321-2015/573  sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi Nilüfer Kumcuoğlu Uygun tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:

Davacı vekili müvekkili şirketin yurtdışından .... LLP isimli dava dışı şirketten nohut satın aldığını, yükün Mersin Limanına gelmek üzere Rusya'nın Azov limanından ..... isimli gemiye yüklendiğini, yükün Mersin limanında boşaltıldığı sırada  bir kısmının hasarlı olduğunun ortaya çıktığını, bunun üzerine müvekkili şirket tarafından gemi ilgililerine hasar bildiriminde bulunulduğunu, TTK'nın 1178 maddesinde taşıyanın navlun sözleşmesinin ifasında eşyanın yükletilmesi, istifi, elden geçirilmesi, taşınması, korunması, gözetimi ve boşaltılmasında tedbirli bir taşıyandan beklenen dikkat ve özeni göstermekle yükümlü olduğunu ileri sürerek müvekkilinin uğradığı zararların davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili öncelikle dava konusu taşımaya ilişkin 16/10/2014 tarihli çarter partide uyuşmazlıkların çözüm yolu olarak LONDRA’da tahkim usulünün kararlaştırıldığını ve 28/10/2014 tarihli konşimentoda bu  çarter partiye atıf yapılarak tahkim sözleşmesinin taraflarca da kabul edilmiş olduğunu savunarak mahkemenin uyuşmazlığın çözümünde görevli olmadığını, devamla da, yükteki hasar iddiasına ilişkin davalı gemi donatanının herhangi bir kusur ve sorumluluğunun bulunmadığını savunarak öncelikle tahkim itirazı uyarınca davanın görevsizlik nedeniyle reddine, davalıya atfedilebilecek herhangi bir kusur ve sorumluluk bulunmaması nedeniyle de davanın esastan reddine karar verilmesini talep etmiştir.

Mahkemece, iddia, savunma, toplanan deliller, ve tüm dosya kapsamına göre; TTK’nın 1237/1'inci maddesi uyarınca, taşıyan ile gönderilen arasındaki hukuki münasebetlerde konişmentonun esas alındığı, 28/10/2014 tarihli konişmentoda “çarterparti ile birlikte kullanılacağı”nın belirtildiği, 16/10/2014 tarihli çarterpartide taraflar arasındaki uyuşmazlığın tahkimde görülmesi gerektiğine yönelik düzenleme bulunduğu, malın alıcısı konumunda olan davacının bu düzenleme ile bağlı olduğu gerekçesiyle  davanın usulden reddine karar verilmiştir.

Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.

6102 sayılı TTK'nın 1237. Maddesi uyarınca, taşıyan ile konişmento hamili arasındaki hukuki ilişkilerde konişmento hükümleri esas alınır. Bununla birlikte, şayet konişmentoda yolculuk çarter sözleşmesine atıf bulunuyorsa, çarter parti sözleşmesi hükümlerinin yeni hamile ileri sürülebilmesi için, tek başına söz konusu atıf yeterli olmayıp, aynı zamanda konişmento devredilirken çarter parti suretinin de yeni hamile ibraz edilmiş olması gerekir. Ancak bu takdirde çarter parti sözleşmesinde yer alan hükümlerin, nitelikleri elverdiği ölçüde konişmento hamiline karşı ileri sürülebilmesi mümkündür.

Somut olayda, davalı taraf her ne kadar Çarter Parti sözleşmesindeki tahkim şartına dayanmış ise de, davacı taraf kendisine sadece konişmentonun bir suretinin verildiğini, çarter parti sözleşmesinin bir suretinin verilmediğini savunmuş, buna karşın davalı taraf ise ikinci cevap dilekçesinde, konişmentoda çarter partiye atıf bulunması nedeniyle davacı tarafın çarter parti sözleşmesi hükümlerinden sorumlu olduğunu ileri sürmüş, buna karşılık, çarter partinin konişmentoyla birlikte taşınan malların gönderileni olan davacıya çartep parti sözleşmesinin de verildiğini iddia ve ispat edememiştir. Çarter parti hükümlerinin konişmento hamili davacı gönderilene uygulanması için, konişmentoda çarter partiye atıf (gönderme) yapılmasının yeterli görülmediğine ilişkin 6102 s. TTK'nın 1237/3 maddesindeki açık düzenlemeye rağmen, çarter parti hükümleri içerisinde yer alan tahkim şartına ilişkin hüküm davacıyı bağlamayacağı halde, görev itirazının reddi ile işin esasına girilerek inceleme yapılması gerekirken, mahkemece, tek başına konişmentodaki atıf yeterli görülerek, çarter parti sözleşmesindeki tahkim şartının davacıyı bağlayacağı gerekçesiyle davanın görev yönünden reddine karar verilmesi doğru olmamış ve hükmün davacı yararına bozulması gerekmiştir.

SONUÇ: Yukarıdaki gerekçeyle davacı vekilinin temyiz itirazlarının talebinin kabulü ile yerel mahkeme hükmünün davacı taraf yararına BOZULMASINA, ödediği peşin temyiz harcının isteği halinde temyiz edene iadesine, 29/11/2017  tarihinde oybirliğiyle karar verildi.        

ÖZET      : Geçerli bir tahkim şartı ya da anlaşmasından söz edebilmek için tarafların tahkim iradeleri, karışıklığa yer vermeyecek biçimde açık ve kesin olarak belirtilmelidir. Kural olarak bir uyuşmazlığın çözümlenmesi görevi yetkili mahkemelere ait olduğundan tahkim iradesinin açık ve kesin olmaması halinde tahkim şartı ya da anlaşması geçersiz olur.

T.C.

YARGITAY

15. Hukuk Dairesi

Esas No   : 2016/5313

Karar No : 2017/3922

Y A R G I T A Y   İ L A M I

- K A R A R -

Dava, taraflar arasındaki eser sözleşmesinden kaynaklı verilen teminat senedinin icra takibine konulması nedeniyle menfi tespit istemine ilişkindir. Mahkemece davalının tahkim ilk itirazının kabulü ile mahkemenin görevsizliği nedeniyle davanın reddine dair verilen karar, davacılar vekilince temyiz edilmiştir.

Taraflar arasında imzalanan bilâ tarihli inşaat sözleşmesinin “Anlaşmazlıkların Çözümü” başlıklı 11'nci maddesinde, “İş bu 11 maddeden oluşan inşaat sözleşmesinin uygulanmasından doğacak her türlü anlaşmazlıkların çözümü; işverenin 1 üye, taşeronun 1 üye ve bu iki üyenin müşterek onaylayacağı mimar veya mühendis 1 kişi, bu 3. kişinin seçiminde mutabakat sağlanamadığı takdirde Yapı Denetim Kuruluşu'ndan bir kişiden oluşan hakem heyeti marifeti ile olacaktır. Bu yolla çözülemediği takdirde Ankara mahkemeleri ve icra daireleri yetkilidir.” şeklinde düzenleme yapılmıştır. Geçerli bir tahkim şartı ya da anlaşmasından söz edebilmek için tarafların tahkim iradeleri, karışıklığa yer vermeyecek biçimde açık ve kesin olarak belirtilmelidir. Kural olarak bir uyuşmazlığın çözümlenmesi görevi yetkili mahkemelere ait olduğundan tahkim iradesinin açık ve kesin olmaması halinde tahkim şartı ya da anlaşması geçersiz olur.

Eldeki davada kararlaştırılan tahkim şartında Ankara Mahkeme ve İcra Daireleri'nin yetkili olacağının belirtilmesi yanında hakemlerin uyuşmazlığı çözememeleri halinde son yol olarak mahkemelerin tercih edileceğinin ifade edildiği, bu şekliyle uyuşmazlığın çözümünde tek yetkili olarak hakem heyeti kabul edilmediği, taraflara mahkemede de dava açma yetkisi verildiği anlaşılmakta olup tahkim iradesi açık ve kesin olmadığından tahkim şartı geçersizdir.

Bu durumda mahkemece tahkim şartının geçersiz olması sebebiyle tahkim ilk itirazı reddedilerek, işin esasına girilip taraf delilleri toplandıktan sonra sonucuna uygun bir karar verilmesi gerekirken bu husus gözden kaçırılarak davanın görev yönünden reddi doğru olmamış, kararın bozulması uygun bulunmuştur.

SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davacılar yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcının istek halinde temyiz eden davacılara geri verilmesine, karara karşı tebliğ tarihinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme isteminde bulunulabileceğine 13.11.2017 gününde oybirliğiyle karar verildi.

 

ÖZET: 1. TAHKİM İRADESİ MUTLAK VE KESİN OLMALI VE HİÇ BİR DURAKSAMAYA YER VERMEMELİDİR.

2.TAHKİM İTİRAZI İLK İTİRAZDIR. MUTLAKA CEVAP DİLEKÇESİNDE İLERİ SÜRÜLMESİ GEREKİR. 

T.C.

YARGITAY

11. Hukuk Dairesi

ESAS NO              : 2016/3383

KARAR NO            : 2017/5688           

Davacı vekili; müvekkilleri ile davalılar arasında “şirket harici devir ön sözleşmesi” imzalandığını, müvekkillerinin sözleşme ile yüklenmiş oldukları edimleri yerine getirmelerine rağmen davalıların edimlerini ifa etmediklerini, taraflar arasındaki sözleşmede tahkim şartı olmakla birlikte sözleşme ile belirlenen hakemlerin tarafsız olmadıklarını ileri sürerek sözleşmeden doğan alacakların ödenmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili; tarafların arasındaki sözleşmede doğmuş ve doğacak olan sorunların hakem tayini ile çözüleceği hükmünün bulunduğunu beyanla davanın reddini savunmuştur.

Mahkemece tüm dosya kapsamına göre; davaya konu sözleşmeye dayalı uyuşmazlıkların çözümünün tahkim yolu ile yapılacağının taraflarca kararlaştırılmış olduğu, davacılar vekilinin hakemlerin tarafsız olmadıklarını ileri sürmüş olmasının tahkim sözleşmesinin hükümsüz, tesirsiz veya uygulanması imkânsız olması sonucunu doğurmadığı, uyuşmazlığın öncelikle tahkim yolu ile çözümlenmesi gerektiği gerekçesiyle davanın usulden reddine karar  verilmiştir.

Kararı, davacılar vekili temyiz etmiştir.

1- HMK m. 408 uyarınca, tahkim iradesi tahkim sözleşmesinin kurucu unsuru olup, tahkim iradesinin bulunmadığı uyuşmazlıkların tahkime elverişli olduğunu kabul edebilmek mümkün değildir. Dairemizin yerleşik uygulamalarında da “tahkim iradesinin mutlak ve kesin olması ve hiçbir duraksamaya yer vermemesi” gerektiği, özellikle tahkim şartından sonra bazı ihtilafların çözümü hakkında mahkemelerin yetkisi konusunda anlaşma yapılması, tahkim iradesinin mutlak ve kesin olmadığı şeklinde yorumlanmaktadır. (11 HD. 15.02.2011 T. 2009/3257-2011/1675)

Dosyada bulunan Sözleşme metninde “Hukuki Sorun” başlıklı bölümde “Taraflar arasında bu sözleşme ile doğmuş ve doğacak olan sorunlarda taraflar HMK uyarınca Hakem tayini ile sorunu çözmeyi kabul ve beyan etmişlerdir. Hakem olarak … isimli kişiler oybirliğiyle hakem tayin edilmişlerdir. Hakem ile çözülemediği hususlarda ve hakem kararlarının uygulanması için taraflar yetkili yer yargı çevresini İzmir olarak tayin etmişlerdir” şeklindeki düzenlemede, taraflar bazı ihtilafların hakem yoluyla çözülmesi konusunda anlaşmaya varmış iseler de, “… hakem ile çözülemediği hususlarda …” denilmek  suretiyle,  bazı hususların hakem tarafından çözülemeyeceğini kabul etmeleri nedeniyle taraflar arasında tahkim iradesi konusunda tereddüt bulunduğu anlaşılmakla, mahkemece tahkim ilk itirazının reddine karar verilmesi ve işin esasına girilmesi gerekirken davanın usulden reddine karar verilmesi doğru değildir.

2- Öte yandan kabule göre de, dava dilekçesi davalılardan İsmail Keskinoğlu’na 26.06.2015 tarihinde tebliğ edilmiş olup, davalılar vekili bu kişi adına da 02.09.2015 tarihinde davaya cevap vermiş ve tahkim ilk itirazında bulunmuştur. HMK m. 116 uyarınca “tahkim” ilk itirazlar arasında sayılmıştır. HMK m. 117 uyarınca, ilk itirazların mutlaka cevap dilekçesinde ileri sürülmesi gerekir. Daha sonra sunulan tahkim ilk itirazının dinlenilmesi imkanı bulunmamaktadır. Davaya cevap dilekçesi verme süresi ise HMK m. 127 de dava dilekçesinin tebliğinden itibaren 2 hafta olarak öngörülmüştür. Söz konusu süre hak düşürücü süre olup re’sen dikkate alınması ve en azından bu davalı yönünden davaya devam edilerek işin esasına girilmesi gerekirken, tüm davalılar yönünden davanın usulden reddine karar verilmesi de isabetli görülmediğinden kararın davacılar yararına bozulması gerekmiştir. 

SONUÇ: Yukarıda (1) ve (2) nolu bentlerde açıklanan nedenlerle kararın davacılar yararına BOZULMASINA,  ödedikleri peşin temyiz harcının istekleri halinde temyiz eden davacılara iadesine, 24/10/2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

ÖZET: Sözleşme konusu işin yapıldığı esnada meydana gelen zararın rücuuna ilişkin anlaşmazlığın da tahkim ile çözümlenmesi gerekir.

T.C.

YARGITAY

15. Hukuk Dairesi

Esas No   : 2017/1523

Karar No : 2017/3532

Yukarıda tarih ve numarası yazılı hükmün temyizen tetkiki davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış, eksiklik nedeniyle mahalline iade edilen dosya ikmâl edilerek gelmiş olmakla dosyadaki kağıtlar okundu gereği konuşulup düşünüldü:

- K A R A R -

Dava, eser sözleşmesinden kaynaklanan rücuen tazminat istemine ilişkin olup, mahkemece davanın kısmen kabulüne dair verilen karar, davalı vekilince  edilmiştir.

Kural olarak, uyuşmazlıkların çözüm yeri mahkemelerdir. Ancak, sözleşmenin tarafları kamu düzenini ilgilendirmeyen ve arzularına bağlı olan konularda aralarında çıkacak uyuşmazlıkların halli için tahkim yolunu seçebilirler. Uyuşmazlığın tahkim yoluyla çözümlenebilmesi için taraflar arasında geçerli olarak yapılmış bir tahkim anlaşmasının varlığı zorunludur. Tahkim anlaşması, bağımsız bir tahkim sözleşmesi şeklinde yapılabileceği gibi asıl sözleşmeye tahkim şartı konulması suretiyle de yapılabilir. Tahkim anlaşmasının kurucu unsuru uyuşmazlıkların tahkim yoluyla çözümlenmesine ilişkin irade açıklaması olup, bu anlaşmanın geçerli olabilmesi için tarafların tahkim iradelerinin şüpheye ve karışıklığa yer vermeyecek şekilde açık ve kesin olması gerekir. Uyuşmazlıkların öncelikli olarak hakemlerce, olmazsa mahkemelerce çözüme bağlanacağı kararlaştırılan tahkim sözleşmeleri veya şartları açık ve kayıtsız şartsız (kesin) tahkim iradesini içermediğinden geçerli sayılamaz. Bu nedenle, tahkim sözleşmeleri ve şartlarının bu kurallar dairesinde incelenerek geçerli olup olmayacağı konusunda bir karar verilmesi gereklidir.

Taraflar arasında akdedilen 30.01.2002 tarihli sözleşmenin genel şartlar bölümünün 46. maddesinde, “bu sözleşme ile ilgili olarak ortaya çıkan ve karşılıklı görüşmeler yolu ile çözülemeyen tüm ihtilaflar tarafların atayacağı birer hakem ve bu iki hakemin seçeceği üçüncü hakemden oluşan üç kişilik bir hakem heyeti tarafından halledilecektir” şeklinde kararlaştırılmıştır. Bu hüküm dikkatlice incelendiğinde taraflar arasında doğan tüm ihtilâfların hakem kurulunca çözümlenmesi konusunda iradelerinin birleştiği anlaşılmaktadır. Kaldı ki taraflarca daha önceden tahkim yoluna başvurularak bir başka alacak hakkındaki ihtilafın çözümlendiği de ihtilafsızdır. Bu sebeple sözleşme konusu işin yapıldığı esnada meydana gelen zararın rücuuna ilişkin anlaşmazlığın da tahkim ile çözümlenmesi gerekir.

Açıklanan kurallar dahilinde, mahkemece davanın hakem şartı nedeniyle usulden reddine karar verilmesi gerekirken, tahkim itirazına yönelik davalı şirket talebi hakkında bir karar da verilmeksizin işin esasının incelenerek karar verilmiş olması doğru olmayıp, diğer yönleri incelenmeyen hükmün bu yönden bozulması gerekmiştir.

SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı şirketin temyiz itirazının kabulüyle hükmün BOZULMASINA, bozma nedenine göre tarafların diğer temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına, ödediği temyiz peşin harcının istek halinde temyiz eden davalıya geri verilmesine, karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere 23.10.2017 gününde oybirliğiyle karar verildi.

ÖZET      : İPTAL DAVASI AÇMAK HAKKI 1 AYLIK HAK DÜŞÜRÜCÜ SÜREYE TABİDİR.

T.C.

YARGITAY

11. Hukuk Dairesi

ESAS NO              : 2017/1992

KARAR NO            : 2017/5518           

Davacılar, taraflar arasındaki uyuşmazlığın çözümü amacıyla hakeme başvurulduğunu, 10.03.2014 tarihli Hakem kararının taraflarca açıkça belirtilmediği halde hak ve nesafet kurallarına göre verildiğini, Hakemce tarafların eşitliği ve hukuki dinlenilme haklarına riayet edilmediğini, kararın HMK nın 439. maddesinde sayılan kurallara aykırı olduğunu ileri sürerek, dava konusu Hakem kararının iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili, Hakem kararının iptali şartlarının bulunmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.

Mahkemece, iddia, savunma ve dosya kapsamına göre; uyuşmazlığın tahkime elverişli bulunduğu, belirli bir uyuşmazlık hakkında tahkim sözleşmesi yapıldığı, sözleşmenin 11. maddesindeki usul ve esasın hakem tarafından belirleneceğine dair kural yanında, hakemin maddi hukuk kurallarının uygulanması, aynı yönde hak ve nefaset kurallarının da uygulanması suretiyle aynı sonuca varıldığına dair yaptığı açıklama birlikte değerlendirildiğinde, bu yönden bir usule aykırılık bulunmadığı, hakemin hukuku doğru uygulayıp uygulamadığının iptal sebebi teşkil etmediği, tahkim yargılamasındaki davacının talep kapsamının hakem tarafından usulüne uygun şekilde belirlendiği ve talep aşımının söz konusu olmadığı, hakem kararında kamu düzenine aykırılık bulunmadığı, tarafların eşitliği ve hukuki dinlenilme hakkına riayet edildiği, HMK'nın 439. maddesinde sayılan ve kararın iptalini gerektirir şartların dava konusu karar yönünden mevcut olmadığı gerekçesiyle; davanın reddine karar verilmiştir.

Kararı, davacılar temyiz etmiştir.

Dava, hakem kararının iptali istemine ilişkin olup, mahkemece 10/03/2014 tarihli hakem kararı ile ek karar tarihine nazaran davanın süresinde açıldığı kabul edilerek, HMK.nın 439. maddesinde sayılan ve kararın iptalini gerektirir şartların mevcut olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

6100 sayılı HMK'nın “Hakem kararının tavzihi, düzeltilmesi ve tamamlanması” başlıklı 437. maddesinin 4. bendi uyarınca “Taraflardan her biri, hakem kararının kendilerine bildirilmesinden itibaren bir ay içinde, karşı tarafa da bilgi vermek kaydıyla, yargılama sırasında ileri sürülmüş olmasına rağmen karara bağlanmamış konularda tamamlayıcı hakem kararı verilmesini isteyebilir. Hakem veya hakem kurulu, talebi haklı bulursa, tamamlayıcı hakem kararını bir ay içinde verir. İcap ederse, bu süre hakem veya hakem kurulunca en fazla bir ay uzatılabilir.” Aynı maddenin 5. bendi gereğince de düzeltme, tavzih ve tamamlama kararları, taraflara bildirilir ve hakem kararının bir parçasını oluşturur. HMK.nın 439. maddesinin 1. bendinde “Hakem kararına karşı yalnızca iptal davası açılabilir. İptal davası, tahkim yerindeki mahkemede açılır; öncelikle ve ivedilikle görülür.” hükmü; aynı maddenin 4. bendinde ise “İptal davası, bir ay içinde açılabilir. Bu süre, hakem kararının veya tavzih, düzeltme ya da tamamlama kararının taraflara bildirildiği tarihten itibaren işlemeye başlar. Hakem kararına karşı iptal davası açılması kararın icrasını durdurmaz. Ancak taraflardan birinin talebi üzerine hükmolunan para veya eşyanın değerini karşılayacak bir teminat gösterilmek şartı ile kararın icrası durdurulabilir.” hükmü düzenlenmiştir.

Somut olayda, 10/03/2014 tarihli hakem kararı taraflara 01/04/2014 tarihinde tebliğ edilmiş, Ş P tarafından hakeme verilen itiraz dilekçesi üzerine 02/12/2014 tarihli ek karar verilmiş, işbu ek karar eldeki davanın davacılarına tebliğ edilmemiştir. Bahsi geçen ek karar incelendiğinde, bir kısım dosyalar ile vergi incelemelerinin akıbetinin bildirilmesi, kıymet takdiri için keşif yapılması gibi ara kararlar verildiği, bu ara kararlar yerine getirilip bir hüküm verilinceye kadar 10/03/2014 tarihli kararın infazının durdurulmasına, şirketin satışı için N Ş’e satış yetkisi verilmesine, sair itirazların ise reddine karar verildiği anlaşılmaktadır. Hakem tarafından verilen ek karar yargılama sırasında ileri sürülmüş olmasına rağmen karara bağlanmamış konulara ilişkin bulunmamakta, ilk hakem kararının infazının durdurulmasına, bir kısım eksikliklerin giderilerek yeniden araştırma ve hakem yargılaması yapılmasına yönelik kararlar içerdiğinden HMK'nın 437. maddesinin 4. bendinde yer alan tamamlayıcı hakem kararı niteliğinde değildir. Dolayısıyla 10/03/2014 tarihli hakem kararının iptali için açılacak dava süresine bir etkisi bulunmamaktadır. HMK'nın 439/4. maddesi uyarınca 10/03/2014 tarihli hakem kararının iptali davasının adı geçen kararın tebliğinden itibaren 1 ay içerisinde açılması gerekmekte olup, davacılara işbu hakem kararının 01/04/2014 tarihine tebliğ edilmesine rağmen iptal davasının 1 aylık süreden sonra 18/11/2015 tarihinde açıldığı, yani hak düşürücü sürede açılmadığı, davanın bu nedenle reddine karar verilmesi gerektiği anlaşılmaktadır. Bu suretle, mahkemece davanın reddine ilişkin olarak verilen karar sonucu itibariyle doğru olduğundan 6100 sayılı HMK'nın geçici 3. maddesi delaletiyle, 1086 sayılı HUMK 438. maddesinin son fıkrası uyarınca kararın gerekçesi düzeltilmek suretiyle onanmasına karar vermek gerekmiştir.

SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacıların temyiz itirazlarının reddi ile HUMK 438/son maddesi uyarınca kararın gerekçesi düzeltilerek ONANMASINA,  temyiz harcı peşin alındığından başkaca harç alınmasına mahal olmadığına, 19/10/2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

" YEREL MAHKEME GEREKÇESİ; 

Davada, hakem kararının iptali için ileri sürülen sebepler değerlendirildiğinde;  taraflar arasında 14/03/2012 tarihli Hakeme Başvurma Protokolü imzalandığı ve protokolün 10 maddesinde (Taraflar M P ve R P tarafından belirlenecek hakem/hakemlere belirlenecek hakem ücretini ödemeyi, ihtilafın çözümü yolunda verilecek karara uyacaklarını, kararın gereklerini yerine getireceklerini kabul ve taahhüt etmişlerdir.) hükmüne yer verildiği, 11 maddesinde de (...Davacı taraf olan N Ş'in hakeme müracaatı ile süreç başlayacaktır. Bundan sonraki sürecin nasıl yürüyeceği usul ve esasları hakem tarafından belirlenecektir. Taraflar hakemin belirleyeceği usullere uymayıp kayıtsız şartsız kabul etmişlerdir.) düzenlemesine yer verilmiş ve bu kapsamda başlayan tahkim süreci sonunda hakem tarafından şirket ortaklığından çıkma ve ayrılma akçesinin incelemede yapılmak suretiyle tespit edilerek buna dair hüküm tesis edildiği  görülmüştür.  Tahkim sözleşmesi iki tarafın iradelerine tabi olan uyuşmazlıklar hakkında mümkün olup, olayda, bu yönde bir engelin bulunmadığı, uyuşmazlığın tahkime elverişli bulunduğu, ayrıca belirli bir uyuşmazlık hakkında tahkim sözleşmesi yapıldığı görülmektedir. Yine tahkim sözleşmesinde, hakemlerin uyuşmazlığı maddi hukuk kurallarına göre çözümlemeleri kararlaştırılmış ise hakemler maddi hukuk kurallarına göre ve ancak tarafların açıkça yetkili kılmış olmaları halinde de hakkaniyet ve nasafet kurallarına göre karar vermek durumundadırlar. Bu açıdan hakem kararı ve sözleşme değerlendirildiğinde, sözleşmenin yukarıda belirtilen 11 maddesindeki usul ve esasın hakem tarafından belirleneceğine dair kural yanında, hakemin maddi hukuk kurallarının uygulanması ile aynı yönde hak ve nefaset kurallarının da uygulanması suretiyle aynı sonuca varıldığına dair yaptığı açıklama birlikte değerlendirildiğinde, bu yönden bir usule aykırılık bulunmadığı kanaatine varılmıştır. HMK 439/2 maddesinde, tahkimin niteliği, tarihsel gelişimi ve amacı ile tahkim yargılamasındaki sürati sağlamak bakımından hakem kararlarının iptali sebepleri tahdidi olarak sayılmış bulunmaktadır. Bu noktada, hakemin hukuku doğru uygulayıp uygulamadığı meselesi bir iptal sebebi teşkil etmemektedir. Tahkim bir sözleşmesel kurum olup, yukarıda belirtilen riskin var olduğunu düşünen tarafın öncelikle bu yolu seçmemesi gerekmektedir. Diğer yandan tahkim yargılamasındaki davacının talep kapsamının hakem tarafından usulüne uygun şekilde belirlendiği ve talep aşımının söz konusu olmadığı da görülmektedir. Diğer yandan HMK 439/2 maddesindeki düzenleme doğrultusunda hakem kararında yukarıda belirtilen sebeplerle kamu düzenine aykırılık da bulunmamaktadır. Ayrıca  tarafların eşitliği ve hukuki dinlenilme hakkına riayet edildiği, hakem tarafından yapılan yargılamada aksine bir uygulamanın bulunmadığı da  saptanmıştır. Hakem  kararında kamu düzenine aykırı bir durum söz konusu olmayıp, HMK 439 maddesinde sayılan ve  kararın iptalini gerektirir şartların dava konusu karar yönünden mevcut olmadığı anlaşılmakla, yerinde görülmeyen  davanın reddine ilişkin aşağıdaki gibi hüküm kurulmuştur.

ÖZET      : MALİ MÜŞAVİRLİK SÖZLEŞMESİNDE TAHKİM ŞARTI.

T.C.

YARGITAY

23. Hukuk Dairesi

ESAS NO              : 2015/8303

KARAR NO            : 2017/2744           

Davacı vekili, müvekkili ile davalı şirket arasında yapılan yeminli mali müşavirlik denetim ve tasdik sözleşmesine göre diğer davalı yeminli mali müşavir E tarafından "Yıllık Kurumlar Vergisi Beyannamesi Tasdik Raporu" nun kusurlu hazırlanması sonucu davacı tarafın vergi dairesine ödemek durumunda kaldığı vergi cezalarının, taraflar arasında imzalanan sözleşme bedelinin ve manevi zararın tazminini müşterek ve müteselsilen talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili, taraflarca imzalanan sözleşme gereği tarafların öncelikle hakem kuruluna başvurması gerektiği itirazında bulunarak, davanın reddini istemiştir.

Mahkemece iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre; taraflar arasında imzalanan sözleşmeye göre uyuşmazlığın tahkim yoluyla çözümlenmesi gerektiği yönündeki itirazı yerinde görüldüğünden, davanın usulden reddine karar verilmiştir.

Karar, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle gerektirici sebeplere, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davacı vekilinin temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.

SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun bulunan hükmün ONANMASINA, aşağıda yazılı onama harcının temyiz edenden alınmasına, karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 18.10.2017 tarihinde oybirliğiyle karar  verildi.

ÖZET      : HAKEM KARARLARININ TAVZİHİ MAHKEMEDEN DEĞİL, HAKEMDEN TALEP EDİLEBİLİR.

T.C.

YARGITAY

11. Hukuk Dairesi

ESAS NO              : 2016/2326

KARAR NO            : 2017/5126           

Davacı vekili; müvekkili ile davalı arasındaki sözleşmeden kaynaklanan uyuşmazlık ile ilgili olarak yapılan tahkim yargılaması neticesinde, hakem heyeti tarafından ittihaz edilen 13.01.2014 tarihli hakem kararı ile müvekkilinin davasının kabulüne ve davalının karşı  davasının reddine hükmedilmiş olduğunu, ancak hakem kararının faiz başlangıcı noktasında  tavzihinin gerektiğini ileri sürerek faiz başlangıcı noktasında hakem kararının tavzihine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili; hakem kararının tavzih başvurunun hakem heyetine yapılması gerektiğini savunarak davanın reddini istemiştir.

Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre; davacı tarafça 13.01.2014 tarihli hakem kararının açıkça tavzihinin talep edildiği, HMK’nın 437. maddesi gereğince hakem kararının tavzihi hususunun hakem kurulunun yetkisinde olduğu, ancak mahkemelerde HMK’nın 439. maddesi gereğince hakem kararlarına karşı iptal davaları açılabileceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir. 

  Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davacı vekilinin tüm temyiz itirazları yerinde değildir.

SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı, davacı vekilinin bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun bulunan hükmün ONANMASINA, aşağıda yazılı bakiye 2,20 TL temyiz ilam harcının temyiz edenden alınmasına, 09/10/2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

ÖZET      : İŞE İADE UYUŞMAZLIKLARI DIŞINDA, İŞ UYUŞMAZLIKLARINDA TAHKİM SÖZLEŞMESİ GEÇERSİZDİR.

T.C.

YARGITAY

  1. Hukuk Dairesi

ESAS NO                : 2016/21367

KARAR NO            : 2017/14609

 Gerekçe:

Taraflar arasındaki uyuşmazlık, taraflar arasında imzalanan  iş sözleşmesinin 8. maddesinde düzenlenen tahkim şartının davacı işçiyi bağlayıp bağlamadığı ve bu bağlamda uyuşmazlığın tahkim yoluyla çözümlenmesi gerektiği yönündeki ilk itirazın kabul edilerek davanın usulden reddine karar verilmesinin hatalı olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.

Hukukumuzda ve özelde iş hukukunda tahkim müessesesinin teorik ve yargısal kararlar kapsamında irdelenmesi ve  ilk itirazların 6100 sayılı HMK'da düzenlenme şekline değinmekte gerekmektedir.

Tahkim bir sözleşme olup, tarafların aralarında çıkmış ya da çıkacak olan bir uyuşmazlığın çözümünü bir veya bir kaç kişiye bırakmak hususunda anlaşmalarıdır.

Bir başka tanıma göre tahkim sözleşmesi, uyuşmazlıkların çözümünde, tarafların devlet yargısı yerine hakem denilen özel kişileri yetkili kılmalarıdır.

Tahkime konu uyuşmazlık bir sözleşmeden doğabileceği gibi sözleşme dışı bir ilişkiden veya bir olaydan da doğabilir.

Tarafların tahkime başvurması bazı hallerde zorunludur, bu haller dışında tahkim sözleşmesi yapılması tarafların iradesine bırakılmıştır.

Uyuşmazlığın mahkemeye intikalinden sonra yargılama aşamasında tarafların tahkim konusunda anlaşması durumunda mahkemece dava dosyası ilgili hakeme veya hakem kuruluna gönderilir.

Tahkim sözleşmesi sadece sözleşmenin taraflarını bağlar, tahkim sözleşmesine taraf olmayan kişilere karşı tahkimde dava açılamaz.

6100 sayılı HMK'nın 407 ve devamı maddelerinde tahkim kurumu ayrıntılı bir şekilde düzenlenmiştir.

6100 sayılı HMK'nın tahkimi düzenleyen 412. maddesinin birinci fıkrasında; tahkim sözleşmesinin tarafların sözleşme veya sözleşme dışı bir hukuki ilişkiden doğmuş veya doğabilecek uyuşmazlıkların tamamı veya bir kısmının çözümünün hakem veya hakem kuruluna bırakılması hususunda yapılan bir anlaşma olduğu, maddenin ikinci fıkrasında tahkim sözleşmesinin taraflar arasındaki sözleşmenin bir şartı veya ayrı bir sözleşme şeklinde yapılabileceği ve üçüncü fıkrasında da tahkim sözleşmesinin yazılı yapılması gerektiği belirtilmiştir.

İş ilişkilerinde ilişkinin tarafı olan işçi, işveren, işçi sendikası ve işveren sendikası arasında uyuşmazlık çıkabilir. Örneğin işverenin haksız olarak bir işçinin iş akdini feshetmesi ya da işçilerin olumsuz çalışma şartlarının, ücretlerinin iyileştirilmesi yönündeki talepleri nedeniyle işçi ile işveren arasında uyuşmazlık çıkabilir.

Aynı şekilde toplu iş sözleşmelerinin görüşmeleri ve imzalanması sürecinde iş ilişkisinin tarafları arasında uyuşmazlıklar çıkabilir. Toplu iş sözleşmesi hükümlerinin uygulanmaması veya yanlış uygulanması da taraflar arasında anlaşmazlıklara yol açabilir.

İş ilişkilerinde taraflar arasında çıkan uyuşmazlıklar, çeşitli ölçütler nazara alınarak sınıflandırılabilir. Uyuşmazlığın niteliği ve konusuna göre hak uyuşmazlığı – menfaat uyuşmazlığı ayrımı yapılabileceği gibi uyuşmazlığın tarafları nazara alınarak bireysel iş uyuşmazlıkları – toplu iş uyuşmazlıkları şeklinde bir ayrım da yapılabilir.

İş ilişkilerinden kaynaklanan uyuşmazlıkların iş mahkemelerinde dava açmak suretiyle çözümlenmesi ana kuraldır. 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu'nun birinci maddesinde bu husus açıkça ifade edilmiştir.

Dairemizde, İş Mahkemelerinin yetkisini düzenleyen hükümlerin kamu düzenine ilişkin olduğu, işe iade davaları dışında, tahkim sözleşmelerinin geçerli olmadığı, işe iade davalarında da 4857 sayılı yasanın 20. maddesinin birinci fıkrası gereğince tahkim sözleşmesinin yapılmasının ihtiyari olduğu, tarafların anlaşması halinde uyuşmazlığın tahkim yoluyla çözümlenebileceği, tahkim sözleşmesi ile İş Mahkemelerinin yetki ve görevinin kaldırılamayacağı yerleşik uygulamadır.

İş sözleşmesinin düzenlenmesinde; işçi işveren karşısında ekonomik açıdan zayıf ve işin ifası sırasında da işverene hukuken bağımlıdır. İş sözleşmesinin kuruluşunda bizzat sözleşme içeriğinde tahkim şartı öngörülmesi halinde işçi, işverene bağımlı durumda olduğundan tahkim şartının işçiyi bağladığından bahsedilemez. Ancak fesihten sonra taraflar arasında çıkacak uyuşmazlıklarda tahkim şartını öngören sözleşme düzenlenmesi halinde tahkim şartı geçerli olacaktır.

Somut uyuşmazlıkta; iş sözleşmesinde düzenlenen tahkim şartı geçerli olmadığından, mahkemece işin esasına girilerek talep konusunda bir karar verilmesi gerekirken  hatalı bir gerekçe ve değerlendirme ile davalının yaptığı "uyuşmazlığın tahkim yoluyla çözümlenmesi gerektiği" yönündeki ilk itirazın kabulü ile davanın usulden reddine karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir.

Sonuç:  

Temyiz olunan kararın, yukarıda yazılı sebepten dolayı BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine  02.10.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.   

ÖZET      : TAHKİMDE KANUN YOLU

T.C.

YARGITAY

  1. Hukuk Dairesi

ESAS NO              : 2017/3116

KARAR NO            : 2017/4895           

Dava, iç tahkimde hakem heyetinin reddi istemine ilişkin olup, mahkemece, yazılı şekilde, bölge adliye mahkemesinin görevli olduğu gerekçesiyle dava dilekçesinin görev yönünden reddine karar verilmiştir. Mahkemece verilen kararda kanun yolu istinaf olarak gösterilmiş ve davacı vekilince karara karşı özelikle temyiz yoluna başvurulmuş ve mahkemece dosya temyiz incelemesi için Dairemize gönderilmiştir.

6100 sayılı HMK’nın 361/1. ve 439/6. maddeleri uyarınca hakem kararının iptali istemli davalarda ilk derece mahkemelerinden verilen kararlara karşı istinaf değil, temyiz kanun yoluna başvurulması mümkündür. Gerek iç tahkim gerekse 4686 sayılı Milletlerarası Tahkim Kanunu kapsamında verilen hakem kararlarına karşı açılan hakem kararının iptali talepli davalarda ilk derece mahkemelerinden verilen kararlar, bölge adliye mahkemesi denetiminden geçmeksizin doğrudan temyiz incelemesi yapılmak üzere Yargıtay’a gönderilecektir. Doktrinde sıçrama yoluyla temyiz olarak adlandırıldığı üzere ilk derece mahkemesinin hakem kararının iptaline ilişkin kararlarda istinaf yolu atlanmak suretiyle temyiz yoluna başvurulması gerekecek ve ayrıca Yargıtay tarafından verilen karara karşı da karar düzeltme yoluna gidilemeyecek ve bu şekilde kanun yolu tamamlanmış olacaktır.

Ancak, somut uyuşmazlıktaki talep, hakem kararının iptali istemine ilişkin olmayıp, sadece hakem heyetinin reddi istemine ilişkindir. Bu nedenle, hakem heyetinin reddine ilişkin talep sonucunda ilk derece mahkemelerince verilen kararların 6100 sayılı HMK’nın 361/1. ve 439/6. maddeleri uyarınca değerlendirilmesi mümkün olmadığından, bu kararlar için doğrudan temyiz yoluna başvurulamayacaktır.

Bu durumda, temyiz incelemesi için gönderilen dava dosyasında verilen karar, bölge adliye mahkemelerinin faaliyete geçtiği tarihten sonra verilmiş olup, yukarıda açıklanan sebeplerle bu aşamada temyiz kanun yoluna tabi olmadığından, "temyiz" ibaresi taşıyan dilekçe konusunda kanun yolu değerlendirmesini yapmak üzere dosyanın mahalline iadesine karar vermek gerekmiştir.

SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerle "temyiz" ibaresi taşıyan dilekçedeki talep konusunda kanun yolu değerlendirmesi yapılmak üzere dosyanın mahalli mahkemeye İADESİNE, 02/10/2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

 

 

 

 

 

                    

 

Benzer Öğeler (etikete göre)

Fotoğraf Galerisi

Hakem/Arabulucu Müracaat

  Mail is not sent.   Your email has been sent.

Müracaat Edin Biz Sizi Arayalım

  Mail is not sent.   Your email has been sent.
Yukarı