• 0 212 213 26 95

2018 Yılı Kararları

2018 Yılı Kararları

ÖZET: TAHKİM SÜRESİNİN UZATILMASI, GÖREVLİ MAHKEME, KESİN KARAR, HER İKİ TARAFIN TACİR OLMASI, KOOPERATİFİN TACİR OLMADIĞI.

T.C.

ANKARA

BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ

27.HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO  : 2018/1385

KARAR NO  : 2018/945

DAVANIN KONUSU        : Tahkim Süresinin Uzatılması (Eser Sözleşmesinden Kaynaklanan)

KARAR TARİHİ              : 27/09/2018

KARAR YAZIM TARİHİ   : 27/09/2018

            Davacı vekili tarafından davalı aleyhine açılan Tahkim Süresinin Uzatılması istemine ilişkin davada mahkemece verilen görevsizlik kararına ve istinaf başvurusunun reddi kararlarına karşı süresi içinde davalı vekilince istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine yapılan incelemede;

            TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:

            Davacı vekili; müvekkili ile davalı arasında Ankara İli, Etimesgut İlçesi, Bağlıca Mah., 47003  ada, 1 parsel üzerinde 58 adet villa yapılmasına ilişkin 20/04/2005 tarihli sözleşmeden doğan alacak-borç miktarlarının ve diğer ihtilâflarının çözümü için sözleşmenin 34. maddesi gereğince iki hakem taraflarca ve bir hakemin de Ankara 1. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2014/261 Esas - 2014/384 Karar sayılı dosyasından seçildiğini, hakem heyetinin 2015 yılı Kasım ayında faaliyete başladığını, heyet başkanının sağlık sorunlarının çıktığını ve bu nedenle süre uzatımı talebinde bulunamadığını belirterek hakem heyeti başkanının süresinin son kez üç ay uzatılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

            Mahkemece dava dilekçesi davalıya tebliğ edilmemiştir.

            İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ:

            Mahkemece, 14/11/2017 tarih ve 2017/757 Esas-2017/897 Karar sayılı karar ile; davanın eser sözleşmesinden kaynaklanan "Tahkimin süresinin uzatılması" istemine  ilişkin olduğu, 4686 sayılı Milletlerarası Tahkim Kanunu'nun, 10. Maddesine göre uzatma kararı verme görevinin asliye hukuk mahkemesine ait olduğu, eldeki davada görev hususunun çözümü için TTK m. 4/1 uyarınca; “her iki tarafın tacir olması” koşulunun gerçekleşip gerçekleşmediği yahut davanın TTK m.4'de tadadi sayılan ihtilaflardan olup olmadığının tespiti gerektiği, davacı muhtemelen tacir olmasına karşın, davalı kooperatifin tacir olmadığı, dava konusu olayın, davacı ile davalı kooperatif arasındaki eser sözleşmesinden kaynaklandığı, kooperatif ile üye arasında bir uyuşmazlık söz konusu olmadığı gibi,  6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 4. maddesi uyarınca, her iki tarafın tacir olduğu ve uyuşmazlığın her iki tarafın ticari işlerinden kaynaklanmadığı, tarafları tacir olmayan benzer bir davada Yargıtay 17.HD'nin 20/09/2017 tarih ve 2017/7887 Esas- 2017/6602 Karar sayılı ilâmında, asliye hukuk mahkemesini yargı yeri olarak belirlendiği, mahkemelerin görevinin, dava şartı olduğu, Mahkeme, dava şartı noksanlığını tespit ederse davanın usulden reddine karar vereceği ve dava şartlarının mevcut olup olmadığını, davanın her aşamasında kendiliğinden araştıracağı, eldeki davada TTK m. 4/1 uyarınca; “her iki tarafın tacir olması” koşulu gerçekleşmediğinden ve genel hükümlere göre açılan eser sözleşmesinden kaynaklanan tahkime ilişkin davalar  TTK m. 4'de tadadi sayılan ihtilaflardan olmadığı gerekçeleriyle TTK m.5 gereğince, mahkemenin görevsizliğine, karar kesinleştiğinde ve talep halinde dilekçe ve dava dosyasının ait olduğu Ankara Nöbetçi Asliye Hukuk Mahkemesi’ne gönderilmesine karar verilmiştir.

            Mahkemece, 31/05/2018 tarih ve 2017/757 Esas-2017/897 Karar sayılı ek karar ile; somut olayda 4681 sayılı yasanın 10/A maddesi uyarınca, Hakem Heyeti görev süresinin uzatılması istemleri ile ilgili kararlar verildiği anda kesin olup, aynı taleple ilgili olarak verilen görevsizlik kararının da kesin nitelikte olduğu, bu düzenlemeye rağmen mahkemece taleple ilgili olarak verilen görevsizlik kararına karşı İstinaf yasa yolu açık denildiği ve talep sahibi tarafından İstinaf isteminde bulunulmuş ise de kararın istinafa taşınması mümkün olmayıp, kesin olması nedeni ile istinaf isteği konusunda Ankara Bölge Adliye Mahkemesi tarafından karar verilebileceği gibi kararı veren mahkeme tarafından da bir karar verilmesinin mümkün olduğu, bu hali ile esasa ilişkin talep yönünden İstinaf yolu olmayan, kesin olan bir uyuşmazlık ile ilgili verilen görevsizlik kararının da kesin olduğu gerekçesiyle; davalı S.S. Ünsal Villaları Konut Yapı Kooperatifinin 11/12/2017 tarihli istinaf talebinin reddine karar verilmiştir.

            İSTİNAF SEBEPLERİ:

            Davalı vekili mahkemenin 31/05/2018 tarih ve 2017/757 Esas-2017/897 Karar sayılı ek karara yönelik olarak; mahkemece verilen görevsizlik kararının kesin olduğundan bahisle  verilen istinaf talebinin reddi yönündeki 31/05/2018 tarihli ek kararın hukuka ve usule aykırı olduğunu, zira HMK’nın 341. maddesinin "İlk derece mahkemelerinden verilen nihai kararlar ile ihtiyati tedbir, ihtiyati haciz taleplerinin reddi ve bu taleplerin kabulü hâlinde, itiraz üzerine verilecek kararlara karşı istinaf yoluna başvurulabilir." Hükmüne amir olduğunu, dolayısıyla mahkemece verilen 14/11/2017 tarihli görevsizlik kararının nihai karar olup istinaf yoluna tabi olduğundan başvurunun reddine ilişkin kararın ortadan kaldırılarak istinaf taleplerinin esastan incelenmesine geçilmesini talep etmiştir.

            Davalı vekili mahkemenin 14/11/2017 tarih ve 2017/757 Esas-2017/897 Karar sayılı kararına yönelik olarak;TTK’nın 124/1. maddesinin gerekçesi ile ilmî içtihatlar birlikte değerlendirildiğinde yapı kooperatiflerinin de tacir olduğu anlaşılmakla her iki tarafı tacir olan ve her iki tarafın ticari işletmesi ile ilgili olan eldeki davanın nisbi ticari dava niteliğinde olduğu anlaşıldığından mahkemenin görevsizlik kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek; mahkemenin görevsizlik hükmünün kaldırılarak, mahkemenin görevli olduğunun belirlenmesine karar verilmesini talep etmiştir.

            GEREKÇE:   

          Dava hakemin görev süresinin (tahkim süresinin) uzatılması istemine ilişkin olup, Mahkemece 14/11/2017 tarih ve 2017/757 Esas-2017/897 Karar sayılı kararı ile verilen, davanın görevsizlik nedeniyle usulden reddine ve 31/05/2018 tarih ve 2017/757 Esas-2017/897 Karar sayılı ek karar ile verilen davalının istinaf talebinin reddine dair kararlara karşı davalı vekilince süresinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur.

         Mahkemece 14/11/2017 tarih ve 2017/757 Esas-2017/897 Karar sayılı kararı ile verilen davanın görevsizlik nedeniyle usulden reddine dair kararına karşı davalı vekilince süresinde istinaf başvurusunda bulunulmuş, bu başvuruya ilişkin olarak Dairemizin 09/02/2018 Tarih ve 2018/157 Esas -2018/95 Karar sayılı kararı ile; davanın niteliği gereği verilen karara karşı temyiz yolu açık olduğundan temyize ilişkin hükümlere göre işlem yapılmak üzere dosyanın ilk derece mahkemesine geri çevrilmesine karar verilmiştir.

             İlk derece mahkemesince dosya temyiz incelemesi yapılmak üzere Yargıtay'a gönderilmiş; Yargıtay 15. Hukuk Dairesi'nin 26/04/2018 Tarih ve 2018/2543 Esas -2018/1785 Karar sayılı kararı ile; hakemin görev süresinin uzatılması talebi hakkında ilk derece mahkemesince verilen görevsizlik kararı temyize tabi olmadığından, istinaf başvurusuna ilişkin işlemlerin yapılmasının temini için dosyanın yerel mahkemeye gönderilmesine karar verilmiştir.

          Yüksek Dairenin gönderme kararı sonrasında mahkemece 31/05/2018 tarih ve 2017/757 Esas-2017/897 Karar sayılı ek karar ile verilen görevsizlik kararının kesin olması nedeniyle istinaf talebinin reddine karar verilmiştir.

            Mahkemenin 31/05/2018 tarih ve 2017/757 Esas-2017/897 Karar sayılı ek kararına yönelik yapılan istinaf incelemesinde;

        Tahkim süresinin uzatılmasına ilişkin hüküm 6100 Sayılı HMK'nın 427/2. Maddesinde düzenlenmiştir. Bu maddeye göre, tahkim süresi, tarafların anlaşmasıyla; anlaşamamaları halinde ise taraflardan birinin başvurusu üzerine mahkemece uzatılabilir. Mahkemenin, bu konudaki kararı kesindir.  Kanun koyucu kanun maddesinin açık metninde mahkemenin tahkim süresinin uzatılıp uzatılmayacağına ilişkin olarak verilen ilk derece mahkemesi kararlarına karşı istinaf yolunu kapatmıştır.

            Somut olayda ise ilk derece mahkemesince HMK'nın 427/2. maddesi kapsamında değil, görev konusunda karar verilmiştir. Görev hususu, HMK 114/1-c maddesi uyarınca dava şartlarından olup, HMK'nın 353/1-a.3 maddesi uyarınca görevsizlik ve yetkisizlik kararlarına karşı istinaf kanun yoluna başvurulabilir.

            Açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin 31/05/2018 tarih ve 2017/757 Esas -2017/897 Karar sayılı istinaf başvurusunun reddine ilişkin ek karara yönelik istinaf başvurusunun kabulü ile mahkeme kararının kaldırılmasına karar verilmesi gerekmiştir.

            Mahkemece 14/11/2017 tarih ve 2017/757 Esas-2017/897 Karar sayılı sayılı görevsizlik kararına yönelik yapılan istinaf incelemesinde;

            Dosya kapsamına, kararın dayandığı delillerle, yasaya uygun gerektirici nedenler ve ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında mahkemenin göreve ilişkin hukuki değerlendirmesinde ve kararda usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı anlaşılmakla davalı vekilinin istinaf başvurusunun esas yönünden reddine  karar verilmesi gerekmiştir.

            HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle;

            1- Davalı vekilinin 31/05/2018 tarih ve 2017/757 Esas-2017/897 Karar sayılı ek kararına yönelik istinaf başvurusunun KABULÜNE,

            2-Ankara 9. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 31/05/2018 tarih ve 2017/757 Esas-2017/897 Karar sayılı EK KARARININ KALDIRILMASINA,

            3-Davalı tarafça yatırılan 35,90 TL peşin istinaf karar harcının talep halinde davalıya iadesine,

            4-Davalı tarafça yatırılan 98,10 TL istinaf kanun yoluna başvurma harcının davacıdan alınarak davalıya verilmesine,

            5-Ek kararın istinaf incelemesi için davalı tarafından yapılan yargılama gideri olmadığından bu hususta karar verilmesine yer olmadığına,

             6- Davalı vekilinin  14/11/2017 tarih ve 2017/757 Esas-2017/897 Karar sayılı karara yönelik istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b.1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE,

            7-Alınması gereken 35,90 TL istinaf karar harcından peşin alınan 31,40 TL harcın mahsubu ile bakiye 4,50 TL harcın davalıdan tahsili ile Hazineye irat kaydına,   

 8-Bu kararın istinaf başvurusu nedeniyle yapılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının davalı üzerinde bırakılmasına,

Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 353/1-a.3 ve 362. Maddeleri uyarınca KESİN olmak üzere  27/09/2018 tarihinde oybirliği ile karar verildi. 

ÖZET: HAKEM KARARININ İLAMLI TAKİP KONUSU YAPILMASI, FAİZE HÜKMEDİLMEYEN HAKEM KARARINDA FAİZİN KARAR TARİHİNDEN İTİBAREN HESAPLANMASI GEREKTİĞİ.

T.C.

GAZİANTEP

BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ

12.HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO  : 2018/582

KARAR NO  : 2018/1979

KARAR T    : 24.09.2018

Somut olayda, Davalı (alacaklı) tarafça davacı (borçlu) aleyhine Gaziantep İcra müdürlüğünün 2017/191868 esas sayılı icra dosyasıyla ilamlı icra takibi başlatıldığı, takibin dayanağının Sigorta Tahkim Komisyonu İtiraz Hakem Heyeti'nin 04/12/2017 tarih ve 2014/İ.816 Esas, 2014/İHK-786 Karar sayılı kararı olduğu, icra dosyasından davacı (borçlu) adına çıkartılan ödeme emri tebligatının 29/12/2017 tarihinde tebliğ edildiği, takibe dayanak Sigorta Tahkim Komisyonu İtiraz Hakem Heyeti kararının incelenmesinde herhangi bir faiz hükmünün yer almadığı, kural olarak ilamda faize hükmedilmemişse karar tarihinden itibaren alacağa faiz talep edilebileceği, bu durumda davalı tarafın Sigorta Tahkim Komisyonuna başvuru tarihinden itibaren faiz talebinin hatalı olduğu, faiz talep tarihinin karar tarihi itibarıyla hesaplanması gerektiği, yerel mahkeme hakimince hesaplanan faiz miktarının doğru olduğu, buna göre takipte istenebilecek faiz miktarının 447,27 TL olduğu göz önüne alındığında, takip talebinin bu haliyle takibe dayanak Sigorta Tahkim Komisyonu Hakem Heyeti kararına aykırı olduğu, davalı taraf duruşma yapılmadan karar verildiğinden hukuki dinlenilme haklarının ihlal edildiğini bildirmiş ise de; İİK 18/3 maddesi gereğince şikayete ilişkin davalarda icra mahkemesinin duruşma yapılmasına gerek olup olmadığını takdir etme hakkının olduğu, yasal faiz oranı ve faize tabi sürelerin kısalığı ve usul ekonomisi açısından mahkeme hakiminin bilirkişi incelemesi yaptırmadan faiz hesabı yapmasında ve dosya üzerinden karar vermesi yönündeki takdirinde kanuna ve usule aykırılık bulunmadığı, aksi yöndeki istinaf teleplerinin yerinde olmadığı, şikayetin kabulü ile; Gaziantep 13.İcra müdürlüğünün 2017/191868 Esas sayılı dosyasından şikayet eden borçluya gönderilen icra emrinin takipte fazladan talep edilen 24.333,43 TL işlemiş faiz alacağı yönünden iptaline, takibin alacak kalemlerine işlemiş toplam 447,27 TL işlemiş faiz alacağı yönünden devamına dair ilk derece mahkemesi kararının doğru olduğu görülmekle, davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş,

02/12/2016 tarihli resmi gazetede yayınlanan 6763 sayılı kanunun 4. maddesi ile değişik İİK'nın 364/1 maddesi gereğince Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Dairelerince verilen ve miktar veya değeri 40.000,00 TL'yi geçen nihai kararlara karşı temyiz yoluna başvurulabileceğinden uyuşmazlık konusu miktar (iptal edilen faiz miktarı 24.333,43 TL) bu miktarı geçmediğinden karar kesin olarak verilmiştir.

ÖZET: HAKEM TAYİNİ, KESİN KARAR

T.C.

EDREMİT

2 ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ

(ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ SIFATIYLA)          

DAVA            : Hakem Tayini (Eser Sözleşmesinden Kaynaklanan)

GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:

Davacı vekili dava dilekçesiyle özetle; müvekkili ile davalı arasında imzalanan sözleşme ile otel yapım işinin davalı tarafça üstlenildiğini ancak sözleşmede düzenlenen 30/12/2013 tarihinde işin bitirilip teslim edilmediğini, bir çok imalatın müvekkili tarafından yapıldığı, davalı tarafından yapılan işlerin ise eksik ve ayıplı olması nedeniyle bir çok boyuttan müvekkilinin zara uğradığını, tüm bu zararların davalı tarafından  tazminin gerektiğini, gelinin bu aşamada uyuşmazlığın öncelikle tahkim mevzuatına göre çözülme zorunluluğunun doğduğunu, sözleşmenin 30. Maddesinde taraflar arasında uyuşmazlık olması halinde sorunun  hakem yoluyla çözülmesi yönünde hüküm bulunduğunu ve bu  hükmün her iki taraf yönünden de bağlayıcı olduğunu belirterek HMK 416 ve devam maddeleri gereğince davalı tarafından seçilmesi gereken ikinci hakemin seçilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili cevap ve beyanlarında; sözleşmenin 30.maddesindeki veya kelimesi ile tahkim hususunun belirsiz hale getirildiğini, öncelikle uyuşmazlığın sulh yolu ile çözülmesinin gerektiğini belirterek davanın reddine karar verilmesini talep ve beyan etmiştir.

Mahkememizce 2016/749 esas sayılı dosya üzerinden yapılan yargılama sonunda;  Davacı taraf mahkememize sunmuş olduğu 27/12/2016 tarihli dava dilekçesi ile taraflar arasında eser sözleşmesi yapıldığını, davalı tarafın yüklendiği işlerin gereği gibi yerine getirilmediği, davacı tarafın maddi kayıpları olduğu, yapılan 17/07/2013 tarihli sözleşmenin 30.maddesi uyarınca tarafların tahkim yoluyla ve hakem seçme usulüyle aralarındaki uyuşmazlığın çözmeyi kararlaştırdıkları, davacı tarafın kendi hakemini seçtiği, ancak davalı tarafın hakemini tayin etmediği, bu sebeple mahkemeye hakem tayini sebebiyle talepte bulunmuştur, dava dilekçesine ek sözleşme incelendiğinde 30/2.maddesi uyarınca taraflar arasındaki uyuşmazlığın hakem tayini ve tahkim yoluyla çözülmesi için Edremit Ticaret Mahkemelerinin yetkili mahkeme olarak belirlendiği görülmekle 6100 Sayılı HMK'nun 410.maddesi uyarınca tahkim yargılamasında mahkeme tarafından yapılacağı belirtilen işlerde görevli ve yetkili mahkeme tahkim yeri Bölge Adliye mahkemesidir, bu yetkiye ve göreve ilişkin kanun maddesi kesin ve kamu düzenine ilişkin olmakla mahkemece re'sen dikkate alınır, bu kanun uyarınca hakem seçimindeki mahkeme Bölge Adliye mahkemesidir, bu açıklanan gerekçelerle mahkememizin görevsiz olduğu, tarafların sözleşmeyle kesin ve kamu düzenine ilişkin yetkiye ve görev ile alakalı anlaşmalarının mahkemeyi bağlamayacağı anlaşılmakla mahkememizin görevsiz ve yetkisiz olması sebebiyle usulden reddine görevsizlik kararı verildiği, davalının temyiz itirazı üzerine; Yargıtay 15.Hukuk Dairesi Başkanlığı'nın 2018/113 Esas 2018/119 Karar sayılı ve 19/01/2018 tarihli kararı ile hükmün bozulmasına karar verilmiş, dava dosyası mahkememizin yeni esas sırasına kaydı yapılarak yargılamaya devam olunmuş, davacı vekili hazır bulunduğu celsedeki beyanında; bozma ilamına uyulmasını talep ettiğini beyan etmiş, davalı vekili da hazır bulunduğu celsedeki beyanında; bozma ilamına beyanda bulunmak için süre talep ettiğini beyan etmiş, mahkmememizce davalı vekilinin bozma ilamına beyanda bulunmak üzere süre talebi reddedilmiş,  29/03/2018 tarihli celsede usul ve yasaya uygun bulunan Yargıtay bozma ilamına uyulmasına karar verilmiştir.

Davacı vekili duruşmada beyanında ; İkinci hakemin seçiminde beyan dilekçesinde bildirdiği üzere hukukçu atanmasını ve hukukçu bir üye atanmasını talep etmiştir.

Davalı vekili duruşmada beyanında; Geçerli bir tahkim sözleşmesi olmadığını, davalı tarafın devletin yargısına güvendiği için yargıdan kaçmadığını, ancak tahkimi bu sözleşme için geçerli bir çözüm yolu olarak görmediğini, bir hakem atanmasını kabul etmediğini beyan etmiştir.

Hükmün gerekçesi ve izahı; Davacı taraf mahkememize vermiş olduğu 27/12/2016 tarihli dava dilekçesinde taraflar arasında akdedilen 17/07/2013 tarihli ..... inşaatı yüklenim sözleşmesi adı altında sözleşme yaptıkları, davalının yüklenici olduğu, sözleşmenin ifa tarihi kararlaştırıldığı, 30/12/2013 tarihinde eserin teslim edilmediği, imalatta yapılan işlerde hukuki ve maddi ayıpların olduğu, tazminat gerektiği, sözleşmede tahkim yolu kararlaştırıldığı, davacı tarafın kendi hakemini seçtiği, ancak çekilen ihtarnameye rağmen davalı tarafın kendi hakemini seçmediği, bu sebeple HMK.'nun 416.maddesine göre ikinci hakemin seçilmesini mahkemeden talep etmişlerdir.davalı taraf cevap dilekçesinde tahkim sözleşmesinin açık ve net olarak uyuşmazlığın açık olması gerektiği, sözleşme geçersizse tahkime başvurulamayacağını, tarafların serbest iradesini yansıtmadığı, taraflar arasındaki uyuşmazlığın sulh ile çözülmesi gerektiği bunun ön koşul olduğu, bu ve benzeri sebeplerle sulhen çözülmesi aksi taktirde mahkemece yargılamanın yapılmasını mahkemeden talep etmiştir.Mahkememizin 2 nolu celsesinde 6100 Sayılı HMK.'nun 410.maddesine göre görevsizlik kararı verilmiş ancak 5235 Sayılı Kanun uyarınca zımnen mülga olduğundan kararın bozularak tekrar mahkememizin esasına kaydolmuştur.Mahkememizin 1 nolu celsesinde bozma ilamına uyulmuş, tarafların sözleşmede belirlediği sulhün bir ön koşul olduğu kanaatiyle taraflara sulhen çözülmesi için 1 aylık süre verilmiştir.Taraflara verilen 1 aylık sürede uyuşmazlığı sulhle çözemediği anlaşılmıştır.Taraflar arasında yapılan sözleşmenin bir eserin ifası sebebiyle yapılan sözleşme olduğu görülmüştür.Sözleşme şartlarında eserin tarifi, bedeli, adı, çizimleri, hukuk beyanları, işçilik kalite kontrol, personel, işin süresi, araç gerek ve tesisler, ilişkiler, iş güvenliği, vergi sigorta, garanti, taahhüt devri ve taşeronlar işveren tarafından malzeme temini, ödemeler, avans ödemesi, eskalasyon, işte değişiklikler, eksik hatalı kusurlu imalatlar, teminatlar sözleşmenin fesihi, gizli bilgiler, fikri mülkiyet ve patent hakları, kanunlara uyma zorunluluğu, sözleşme masrafları, ihtilafların halli, yasal ikametgah, muhtelif hükümler, sözleşmenin ekleri, sözleşmenin yürürlüğe girmesi hususlarının tek tek taraflar tarafından anlaşıldığı görülmüştür.Tarafların sözleşmenin altında imzaları olduğu anlaşılmıştır.Tarafların 30.maddede kararlaştırıldığı ihtilaflarla alakalı çıkacak uyuşmazlığın sulh ile çözülmesi gerektiği, 30 gün içerisinde sulh ile çözülemez ise seçim hakkını davacı işverende olduğu ifade edilmiştir.Taraflar arasındaki uyuşmazlığın eserin geç teslimi bu geç teslim sebebiyle ortaya çıkan zarar ve eserde ayıpların olduğu, uyuşmazlık bu şekilde davacı tarafça dava dilekçesinde izah edilmiştir.Eserin ne zaman teslim edileceği sözleşmede kararlaştırılmakla işçilik ve kalitenin ne olacağı, nasıl teslim edileceği sözleşmede kararlaştırılmıştır, bu durumda uyuşmazlık bu sözleşmeden kaynaklanmakta olup HMK.'nun 412.maddesinin tanımına uygun uyuşmazlık tespit edilebilmektedir.Tahkim sözleşmesinin yazılı yapıldığı görülmekle 412.maddenin aradığı şekil şartlarını taşımaktadır, taraflar hakem seçiminde HMK.'nun 416/2.maddeye göre kendileri kararlaştırıldığı görülmekle davanın mahiyeti, sözleşmeye göre eserin geç teslimi ve eserdeki hukuki ve maddi ayıplara ilişkin bu uyuşmazlığın çözümü noktasında hukukçu ve borçlar kanunundan anlayan 2.hakemin seçilmesinin uygun olacağı kanaatiyle Bursa bölge Adliye mahkemesi bilirkişi listesine kayıtlı Borçlar Kanunundan kaynaklanan nitelikli hesaplar konusunda uzman bilirkişi olarak H T'nun 2.hakem olarak atanmasına, 2.hakemin belirlenmesi davasının kabulüne karar verilmiştir.

HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;

1-Açılan davanın KABULÜ İLE,

2-Bursa Bölge Adliye Mahkemesi Bilirkişi listesinde kayıtlı ...sicil nolu H T'nun 2.hakem olarak atanmasına,

3-Harç peşin alındığından harç alınmasına yer olmadığına,

4-Davacı kendisini vekille temsil etttirdiğinden hüküm tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık asgari ücret tarifesine göre belirlenen 2.180,00 TL  maktu vekalet ücretinin davacı vekiline ait olmak üzere davalıdan alınarak davacıya verilmesine,

5-Davacı tarafından yapılan 29,20 TL peşin harç, 132,50 TL tebligat ve müzekkere gideri olmak üzere toplam 161,70 TL yargılama giderinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,

6-Taraflarca yatırılan gider avansından kullanılmayanın kararın kesinleşmesini müteakip yatırana iadesine,   

Dair, davacı ve vekili ile davalı  vekillerinin  yüzüne karşı, HMK'nun 416/son maddesi uyarınca KESİN olmak üzere verilen karar açıkça okundu, usulen anlatıldı.10/05/2018  

 

ÖZET: İTO ÜYESİ OLMAYAN TARAFIN TARAF EHLİYETİ

T.C.

11. YARGITAY

Hukuk Dairesi 

ESAS NO              : 2016/8263

KARAR NO            : 2018/1500            

Y A R G I T A Y   İ L A M I 

                Taraflar arasında görülen davada ... Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 09/03/2016 tarih ve 2015/915-2016/253 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi Duygu Koçyiğitoğlu tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:

                Davacı vekili, davalı ile aralarında imzalanan sözleşme uyarınca teslimi yapılan makinanın ayıplı çıktığını, yine sözleşmede öngörülen tahkim şartı nedeniyle İzmir Ticaret Odası Tahkim Merkezine başvuruda bulunduklarını, ancak başvurunun davalının İTO üyesi olmadığı gerekçesiyle reddedildiğini, verilen bu karara karşı süresi içerisinde İTO Yönetim Kurulu’na itiraz ettiklerini, iş bu itirazın da haksız olarak reddedildiğini ileri sürerek  İzmir Ticaret Odası Yönetim Kurulunun 28.07.2015 tarihli 118. sayılı kararının iptaline ve kaldırılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

                Davalı vekilli, davanın konusunun bir hakem ya da hakem kurulu kararı olmadığını, İzmir Ticaret Odasının Yönetim Kurulunca verilmiş bir kararın iptalinin talep edilemeyeceği, müvekkilinin davalı sıfatının bulunmadığını savunarak davanın reddini istemiştir. 

                Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamı uyarınca davacının uyuşmazlık konusu olarak belirttiği hususun İzmir Ticaret Odası Ticaret Tahkim Bürosunun 02.07.2015 tarihinde vermiş olduğu davacıyla davalı arasındaki sözleşmeden doğan ve bu sözleşmenin 18. maddesine göre İzmir Ticaret Odası Ticari Uzlaştırma ve Ticari Tahkim esaslarının hükümleri uyarınca tahkim yoluyla çözülmesi kararlaştırılan uyuşmazlıkta uyuşmazlığın taraflarının İzmir Ticaret Odasında kayıtlı olmadığından tahkim bürosunun görevli olmadığına ilişkin yazısına karşılık  08.07.2015 tarihinde yapılan itiraz üzerine İzmir Ticaret Odası Yönetim Kurulunun 28.07.2015 tarihli ve 118 sayılı kararıyla itirazın reddine karar vermesi nedeniyle bu kararın iptaline ilişkin olduğu, davacının iptalini istediği kararı veren İzmir Ticaret Odası Yönetim Kuruluna karşı herhangi bir husumet yöneltmediği, husumetin sözleşmeye taraf olan Plan Ambalaj Ltd Şti'ne karşı yöneltildiği, oysa uyuşmazlığın tarafı olan İzmir Ticaret Odasına karşı husumet yöneltilmesi gerektiği gerekçesiyle davalının sıfat (husumet) yokluğu nedeniyle davanın reddine karar verilmiştir.

                Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.

                Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına ve 6100 sayılı HMK 416/2-c bendine göre mahkemeden hakem seçiminin istenebilecek olması karşısında hukuki yararının bulunmamasına göre, davacı vekilinin tüm temyiz itirazları yerinde değildir.

                SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı davacı vekilinin bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun bulunan hükmün ONANMASINA, aşağıda yazılı bakiye 6,70 TL temyiz ilam harcının temyiz edenden alınmasına, 28/02/2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

 

ÖZET: BİR TARAFIN EKONOMİK ÜSTÜNLÜĞÜ, SÖZLEŞMEDE HAKEM OLARAK ATANAN KİŞİ İLE, BİR TARAFIN VEKALET İLİŞKİSİNİN BULUNMASI, SÖZLEŞMENİN BAŞTAN MÜZAKERE EDİLEREK, TAHKİM ŞARTININ KABULÜ.

T.C.

11. YARGITAY

Hukuk Dairesi 

ESAS NO               : 2016/12162

KARAR NO            : 2018/1313            Y A R G I T A Y   İ L A M I

                Davacı vekili, müvekkili şirket ile davalı arasında 05/05/2000 tarihinde Turkcell Extra Sözleşmesi adı altında sözleşme yapıldığını, davalı tarafın Türkiye genelinde benzer firmalarla yaptığı sözleşmelerden daha farklı hükümlere havi bir sözleşme yaptığını ve müvekkiline daha farklı yükümlülükler yüklediği gibi müvekkiline daha farklı imkanlar sunduğunu, davalının sözleşmenin 4. maddesinin A1 maddesinde müvekkiline her ay için ayrı ayrı olmak üzere ayda 4500 USD reklam katkı payı ödemeyi üstlendiğini, sözleşmeye konu işletmenin 11/05/2010 tarihinde kapatıldığını, davalının 4500 USD miktarlı ödemeyi başlarda düzenli olarak yapsa da 05/12/2006 tarihinden sonraki ayların hiç birisinde bu ödeme mükellefiyetini yerine getirmediğini, müvekkilinin davalıdan 2007 Ocak ayında söz konusu Bilkent Şubesinin kapatıldığı 11/05/2010 tarihine kadar her ay için 4500 USD alacaklı olduğunun sabit olduğunu ileri sürerek 2007 Ocak ayına ilişkin 4500 USD'nın 31/01/2007 tarihinden itibaren faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

                Davalı vekili, davacı ile müvekkili şirket arasındaki 05/05/2000 tarihli sözleşmede tahkim şartı bulunduğunu, davanın öncelikle görev yönünden reddi gerektiğini, müvekkili şirketin sözleşme kapsamındaki yükümlülüklerinin tamamını yerine getirmiş olup davacıya herhangi bir borcu bulunmadığını savunarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

                Mahkemece, tüm dosya kapsamına göre, davacı sözleşmenin Turkcell tarafından tek yanlı olarak düzenlendiğini, davalının ekonomik üstünlüğü nedeniyle sözleşme hükümlerine nüfuz edemediğini, sözleşmede hakem olarak atanan kişi ile davalı arasında vekalet ilişkisi olduğunu, bu nedenle sözleşmedeki tahkim şartının geçerli olmadığını savunmuş ise de hakem olarak tayin edilen kişinin bu görevi yapmasında bir takım engeller olduğu iddiasının sözleşmedeki tahkim şartını tek başına geçersiz kılmaya yeterli olmadığı, davacı vekilinin taraflar arasında imzalanan sözleşmenin Türkiye genelinde davalının benzer firmalarla yaptığı tip sözleşmelerden  farklı hükümler içerdiğini belirttiği, bu yönü ile taraflar arasında müzakere edilmiş olduğu gerekçesiyle tahkim ilk itirazının kabulü ile davanın usul yönünden reddine karar verilmiştir.

Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.      

                Dosyadaki yazılara kararın dayandığı deliller ile gerektirici sebeplere göre, davacı vekilinin bütün temyiz itirazları yerinde değildir.

                SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı, davacı vekilinin bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun bulunan hükmün ONANMASINA, aşağıda yazılı bakiye 6,70 TL temyiz ilam harcının temyiz edenden alınmasına, 21/02/2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

 

ÖZET: TAHKİM ŞARTININ ASIL SÖZLEŞMEDEN BAĞIMSIZ OLDUĞU

T.C.

11. YARGITAY

Hukuk Dairesi 

ESAS NO              : 2016/12157

KARAR NO            : 2018/1154            Y A R G I T A Y   İ L A M I 

                Taraflar arasında görülen davada Antalya 3.Asliye Hukuk Mahkemesince verilen 21/09/2015 tarih ve 2015/428-2015/498 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi Sefa Er tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:

                Davacı vekili; müvekkili tarafından büyükşehir belediye mücavir alanları içinde toplu taşıma otomasyonu ve araç takip sistemi kurulması ve işletilmesi için ihale yapıldığını, ihalenin davalı üzerinde kaldığını ve 08.10.2009 tarihinde ihalenin onaylandığını, ardından davalı ile 30.10.2009 tarihli “toplu taşıma elektronik ücret toplama ve araç takip sistemi sözleşmesi”nin imzalandığını, dava dışı bir kişi tarafından anılan ihalenin feshi talepli olarak .... 1. İdare Mahkemesi'nin 2010/184 esas sayılı dosyasından dava açıldığını ve mahkemece anılan ihalenin iptaline karar verildiğini, bunun üzerine müvekkili tarafından sözleşmenin feshedildiğini, ancak sözleşmenin feshine rağmen yüklenici tarafından yasa ve sözleşme hükümlerine aykırı olarak işin tasfiyesinin yapılmadığını, taraflar arasında herhangi bir sözleşme olmamasına rağmen davalı tarafından sözleşmeye konu işlerin görülmeye devam edildiğini, mevcut durumun yasal mevzuata aykırı olduğunu, her ne kadar daha sonra ihalenin feshi davasının reddine karar verilmiş ve karar kesinleşmiş ise de bunun feshedilmiş sözleşmeyi ihya edemeyeceğini, davalının hesaplarının ve hesaplarındaki bakiyelerin ne kadar olduğunun bilinmediğini, işin tasfiyesi esnasında öncelikle ve acilen bu hesapların tasfiyesinin gerektiğini ileri sürerek davalının haksız olarak yürüttüğü iş hakkındaki müdahalesinin ref'ine, hesapların güvenceye alınmasına, hesapların denetim, idare ve tasfiyesi için kayyum atanmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

                Davalı vekili; taraflar arasındaki sözleşme gereğince uyuşmazlığın öncelikle Milletlerarası Tahkim Kanununa göre çözülmesi gerektiğini savunarak tahkim ilk itirazında bulunmuştur.

                Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre; taraflar arasında yapılan 30.10.2009 tarihli sözleşmenin 31. maddesinde taraflar arasındaki uyuşmazlıkların tahkim kurulu yoluyla çözülmesi hususunun hükme bağlandığı, hangi biçimde düzenlenmiş olursa olsun tahkim şartının asıl sözleşmeden bağımsız olduğu, asıl sözleşmenin feshedilmesi, süresinin sona ermesi veya askıya alınması ile ortadan kalkmayacağı, asıl sözleşme ile oluşan tüm uyuşmazlıkların tahkim şartı kapsamında hakem heyeti ile çözülmesi gerektiği gerekçesiyle davalının tahkim itirazının kabulü ile davanın dava şartı yokluğundan reddine karar verilmiştir.

Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.

Dosyadaki yazılara kararın dayandığı deliller ile gerektirici sebeplere göre, davacı vekilinin bütün temyiz itirazları yerinde değildir.

                SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı, davacı vekilinin bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun bulunan hükmün ONANMASINA, aşağıda yazılı bakiye 6,70 TL temyiz ilam harcının temyiz edenden alınmasına, 19/02/2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

 

ÖZET: TAHKİM SÖZLEŞME YAPMA YETKİSİNİN BULUNMAMASI

T.C.

11. YARGITAY

Hukuk Dairesi

 

ESAS NO             : 2016/7445

KARAR NO            : 2018/908              Y A R G I T A Y   İ L A M I 

                Taraflar arasında görülen davada ...Asliye Ticaret Mahkemesi’nce bozmaya uyularak verilen 18/03/2016 tarih ve 2013/724-2016/271 sayılı kararın duruşmalı olarak incelenmesi davacı vekili ve davalı ..... Gemisi Donatanını Temsilen .... Ltd. Şti. vekili tarafından istenmiş olup, duruşma için belirlenen 06/02/2018 günü hazır bulunan davalılar vekili Av.  ile davacı vekili Av. dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi Fatma Serap İmamgiller tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:

                Davacı vekili, müvekkilini temsilen hareket eden E ve davalı tarafı temsilen  hareket eden V Co. aracılığıyla davalı ile müvekkili arasında üst navlun sözleşmesi akdedildiğini, davalının sözleşme hükümleri gereğince üstlendiği taşıma tahahhüdünü yerine getirmediğini ileri sürerek,  fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 15.044 USD alacaklarının dava tarihinden itibaren 3095 sayılı Yasa'nın 4/a maddesi gereğince işleyecek faiziyle birlikte tahsilini, MV Son 1 isimli gemi üzerinde kanuni rehin hakkının tesis ve tanınmasını talep ve dava etmiştir.

                Davalı gösterilen gemi donatanını temsilen gemi yöneticisi ...Gemi Acenteliği ve ...İşletmeleri San ve Tic. Ltd. Şti. vekili, uyuşmazlığın Londra'da tahkim yoluyla İngiliz hukuku uygulanarak çözümlenmesi gerektiğini, müvekkilinin dava konusu taşıma ve geminin acenteliğiyle bir ilgisinin bulunmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.

Davalı Malta Bayraklı M/V Son 1 Gemisi Donatanını Temsilen Varan Denizcilik Turizm Gıda Tekst. İnş. San. ve Taah. Tic. Ltd. Şti. vekili, müvekkiline husumet yöneltilemeyeceğini, Varan Shipping Co. şirketine yapılması gereken tebligatların isim benzerliği nedeniyle müvekkiline yapıldığını düşündüğünü savunmuştur.

                Mahkemece, uyulan bozma ilamı ve tüm dosya kapsamına göre; davacı adına taşıma sözleşmesini imzalayan şirket yetkilisinin tahkim sözleşmesi yapma yetkisinin bulunması sebebiyle tahkim şartının geçersiz olduğu, davalı ...Gemi Acenteliği ve ...İşletmeleri San. ve Tic. Ltd. Şti.nin taşıma sözleşmesi ile ve donatan ile doğrudan bir ilgisinin bulunmadığı, somut olayda taşıma işi açısından acenta olarak hareket etmediği, dolayısıyla temsilde yanılma olduğu, ikame davalı ...Denizcilik Turizm Gıda Tekstil İnşaat San. ve Taah. Ltd. Şti.'nin davaya konu taşıma sözleşmesi nedeni ile yetkili temsilci olarak hareket ettiği, sözleşmenin ifa edilmemesinden kaynaklı olarak davacının komisyon alacağı, fazla ödeme ve vagon bekleme ücreti olarak yaptığı ödeme miktarları toplamı olan 15.044 USD'yi talep etmekte haklı olduğu, dava konusunun sözleşmenin ifa edilmemesinden kaynaklı alacak olup, gemi alacağı niteliğinde bulunmadığı gerekçesiyle, temsilcide yanılma nedeniyle davalı Derin Gemi Acenteliği ve Gemi İşletmeciliği San. ve Tic. Ltd. Şti. hakkında hüküm kurulmasına yer olmadığına, davalı ...Denizcilik Turizm Gıda Tekst. İnş. San. ve Taah. Tic. Ltd. Şti. hakkındaki tazminat talebinin kabulüne, 15.044 USD'nin dava tarihinden itibaren işleyecek faiziyle birlikte tahsiline, davacının gemi üzerinde rehin hakkı tesis ve tanınmasına ilişkin talebinin reddine karar verilmiştir.

                Kararı, davacı vekili ve davalı Malta Bayraklı M/V Son 1 Gemisi Donatanını Temsilen ...Denizcilik Turizm Gıda Tekst. İnş. San. ve Taah. Tic. Ltd. Şti.  vekili temyiz etmiştir.

                1-Dosyadaki yazılara, mahkemece uyulan bozma kararı gereğince hüküm verilmiş olmasına, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davalı Malta Bayraklı M/V Son 1 Gemisi Donatanını temsilen ....Denizcilik Turizm Gıda Tekst. İnş. San. ve Taah. Tic. Ltd. Şti. vekilinin aşağıdaki 2 numaralı bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.

                2-Davada ...Denizcilik Turizm Gıda Tekst. İnş. San. ve Taah. Tic. Ltd. Şti. davalı gösterilen gemi donatanını temsilen yer almakta olup, mahkeme hükmünün davalı donatan aleyhine kurulması, harç, yargılama giderleri ve davacı lehine hükmedilen vekalet ücretinden de davalı donatanın sorumlu tutulması gerekirken; tazminat hükmünün ...Denizcilik Turizm Gıda Tekst. İnş. San. ve Taah. Tic. Ltd. Şti. hakkında kurulması ve  harç, yargılama giderleri ile davacı lehine hükmedilen vekalet ücretinden ...Denizcilik Turizm Gıda Tekst. İnş. San. ve Taah. Tic. Ltd. Şti'nin sorumlu tutulması doğru olmamış, hükmün bu nedenle davalı Malta Bayraklı M/V Son 1 Gemisi Donatanını temsilen ...Denizcilik Turizm Gıda Tekst. İnş. San. ve Taah. Tic. Ltd. Şti.  yararına bozulması gerekmiştir.

                3-Davacı vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesine gelince; dava, tarafların temsilcileri vasıtasıyla yaptıkları deniz taşıma sözleşmesine uyulmaması nedeniyle uğranıldığı iddia olunan tazminatın tahsili ve kanuni rehin hakkı tanınması istemlerine ilişkin olup, mahkemece tazminat talebi kabul edilmiş, davacının gemi üzerinde rehin hakkı tesis ve tanınmasına ilişkin talebinin ise reddine karar verilmiştir.

6103 sayılı Türk Ticaret Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunun 29. maddesi uyarınca 6762 sayılı Kanun yürürlükte iken yapılmış olan taşıma sözleşmeleri, taşıma senedine ilişkin hükümler dahil, anılan Kanuna tâbidir. Aynı Kanununun 36. maddesine göre de  Türk Ticaret Kanununun yürürlüğe girdiği tarihten önce, 6762 sayılı Kanun hükümlerine göre doğmuş olup da Türk Ticaret Kanunu uyarınca gemi alacaklısı hakkı bahşetmeyen alacaklar, 6762 sayılı Kanuna tâbi olmaya devam eder. Dava tarihi, 08/05/2012 olup 6103 sayılı Kanun hükümleri nazara alındığında davacının gemi üzerinde kanuni rehin hakkı tanınması talebi hakkında 6762 sayılı TTK hükümleri gereğince bir değerlendirme yapılarak karar verilmesi gerekirken 6102 sayılı TTK'nin 1320 ve devamı maddeleri incelenerek dava konusunun sözleşmenin ifa edilmemesinden kaynaklı alacak olup, gemi alacağı niteliğinde bulunmadığı gerekçesiyle, davacının gemi üzerinde rehin hakkı tesis ve tanınmasına ilişkin talebinin reddine karar verilmesi doğru olmayıp, kararın davacı yararına bozulması gerekmiştir.

                SONUÇ : Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı Malta Bayraklı M/V Son 1 Gemisi Donatanını temsilen ...Denizcilik Turizm Gıda Tekst. İnş. San. ve Taah. Tic. Ltd. Şti.  vekilinin sair temyiz itirazlarının reddine, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı Malta Bayraklı M/V Son 1 Gemisi Donatanını temsilen ...Denizcilik Turizm Gıda Tekst. İnş. San. ve Taah. Tic. Ltd. Şti. vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davalı Malta Bayraklı M/V Son 1 Gemisi Donatanını temsilen ...Denizcilik Turizm Gıda Tekst. İnş. San. ve Taah. Tic. Ltd. Şti. yararına, (3) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davacı yararına BOZULMASINA, takdir olunan 1.630,00 TL duruşma vekalet ücretinin davacıdan alınıp davalı Malta Bayraklı M/V Son 1 Gemisi Donatanını Temsilen ...Denizcilik Turizm Gıda Tekst. İnş. San. ve Taah. Tic. Ltd. Şti.'ye verilmesine, takdir olunan 1.630,00 TL duruşma vekalet ücretinin davalı Malta Bayraklı M/V Son 1 Gemisi Donatanını Temsilen Varan Denizcilik Turizm Gıda Tekst. İnş. San. ve Taah. Tic. Ltd. Şti.'den alınıp davacıya verilmesine, ödedikleri peşin temyiz harcının istekleri halinde temyiz edenlere iadesine, 08/02/2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

YEREL MAHKEME KARARINDAN:

Dava,  davacı vekilinin dava dilekçesi ile, gemi donatanını temsilen ...Gemi Acenteliği ve ...İşletmeleri San. Ve Tic. Ltd. Şti hakkında deniz taşıması sözleşmesinin ifa edilmemesi nedeniyle uğranılan zararın tazmini için  açılan tazminat davasıdır. 

Mahkememizce yapılan yargılama sırasında 2012/144 Esas 2012/389 Karar sayılı hükmü ile, olayda davalının tahkim itirazı kabul edilmek sureti ile dava dilekçesi bu yön itibariyle reddedilmiş ise de iş bu kararın temyizi üzerine Yargıtay 11.Hukuk Dairesinin 2013/291 Esas 2013/17798 Karar sayılı ilamı ile özetle; tahkim itirazı üzerine davacı taraf kendileri adına sözleşmeyi imzalayan ...Marina yetkilisi O.. G' in adlarına tahkim sözleşmesi yapma yetkisi bulunmadığı ve davalı tarafın tahkim başvurusu üzerine geçerli bir tahkim şartının bulunmadığını ileri sürmüş ve bu hususta belge ve emsal Yargıtay kararı ibraz etmiş olması nedeni ile, bu hususlar üzerinde durulup bir karar verilmesi gerektiği belirtilmek suretiyle mahkememizin kararı bozulmuş bulunmaktadır.

Mahkememizce usul ve yasaya uygun bulunan Yargıtay bozma ilamına uyulmasına karar verilmiş bulunmaktadır.

Mahkememizce bu açıdan taraf delilleri toplanmış olup, her iki tarafa da Yargıtay bozma ilamı doğrultusunda, O G in yetkili olup olmadığına ilişkin bütün delillerini kesin süre içerisinde ibraz etmesi istenilmiş, ibraz edilmediği ve onaylı Türkçe tercümeli belgelerin sunulmadığı takdirde, belirtilen şahsın yetkili olmadığı kabul edilmek suretiyle hüküm kurulacağı ihtar edilmiş, bu açıdan gerek bozmadan önce ve gerekse bozmadan sonra ibraz edilen belgelerden söz konusu şahsın yetkili olduğu açıkça tespit edilememesi nedeni ile, yapılan tahkim sözleşmesini geçerli bulunmadığı kabul edilmek suretiyle yargılamanın esasına girilmiştir.

 

ÖZET      : TAHKİMDE İYİNİYET 

T.C.

YARGITAY

11. Hukuk Dairesi 

ESAS NO: 2016/13085

KARAR NO: 2018/642          

 Davacı vekili, müvekkillerinin davalı şirkete ortak olduklarını, müvekkillerinin herbiri ile davalı şirket arasında Anonim Şirket Sermaye Artımına İştirak Suretiyle Ortaklığa Kabul ve İnşaat Yapımı Sözleşmesi imzalandığını, bu sözleşmelerin 15. maddelerinde  sözleşme hükümlerinden doğan ihtilafların tahkim yoluyla çözümleneceğinin ve İTO tahkim yönetmeliğinin uygulanacağının belirtildiğini, bunun İstanbul Ticaret Odası olması gerekirken İzmir Ticaret Odası olarak uygulandığını, müvekkillerle davalı şirket arasında ihtilaf olduğunu, tahkim sürecinin başlatıldığını, davalı şirketin yönetim kurulu üyelerinin İzmir Ticaret Odasında görevli olduğunu, ticaret odası yönetmeliğine göre üçüncü hakemin İzmir Ticaret Odası tarafından seçileceğini, İzmir Ticaret Odası'na başvuru yapılarak tahkim süreci başlatıldığını,sürecin güvenilir olmadığını, anılan sözleşmenin 15. maddesinde bulunan "İTO tahkim yönetmeliğinin uygulanacağı" şeklindeki düzenlenmenin iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili, davacıların İzmir Ticaret Odasına başvuru yaptığını, hakem heyetinin belirlendiğini, davacıların bir itirazda bulunmadıklarını, üçüncü hakemin atanmasını onayladıklarını, davacıların davalı şirket aleyhine dava açarak hakem heyetinin tayinini talep ettiğini, İzmir 3.Asliye Ticaret Mahkemesinin  2014/1484 Esas sayılı kararında sözleşmenin 15. maddesinin bağlayıcı olduğu ve sözleşmede belirtilen hakem seçimi usulünün uygulanacağı gerekçesiyle davanın reddedildiğini, kararın kesin hüküm niteliğinde olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.

Mahkemece, tüm dosya kapsamına göre, davacı tarafından herhangi bir hata hile ve gabin iddiasında bulunulmadığı, İTO ibaresine rağmen İZTO yönetmeliğinin uygulanması gerektiği yönündeki İzmir 3. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2014/1484 Esas sayılı kararının temyiz edilmeksizin kesinleştiği, İZTO yönetmeliğinin uygulanması için başvuruda bulunulduğu, seçilen hakemlere karşı çıkılmayıp kabul edildiğinin yazılı olarak bildirildiği, davacıların seçilen hakem heyetini reddetmeyeceklerine dair yazılı beyanda bulunduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

Kararı, davacılar vekili temyiz etmiştir.

Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davacılar vekilinin tüm temyiz itirazları yerinde değildir.

SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı, davacılar vekilinin bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun bulunan hükmün ONANMASINA, aşağıda yazılı bakiye 6,70 TL temyiz ilam harcının temyiz edenlerden alınmasına, 24/01/2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

ÖZET: HMK'nın 428/1.maddesi uyarınca, hakem heyeti tarafından belirlenecek süre içerisinde, davacı tahkim şartını veya sözleşmesi ile birlikte esas sözleşme ile iddiasını dayandırdığı vakıaları ve talebini hakem kuruluna sunar.

T.C.

YARGITAY

11. Hukuk Dairesi 

ESAS NO: 2018/88

KARAR NO: 2018/626          

Davacı vekili; müvekkili ile davalı arasında imzalanan taşıma sözleşmesinden kaynaklanan uyuşmazlığın çözümü için sözleşme gereğince hakeme başvurulduğunu, bunun üzerine Prof. Dr. Mehmet Demir, Prof. Dr. Mustafa Çeker ve Doç. Dr. Vural Seven'den oluşan hakem heyetinin uyuşmazlığın çözümünde görevlendirildiğini, hakem heyeti belirlendikten sonra dava dilekçesinin ekleriyle birlikte hakem heyetine sunulmak üzere hakem Prof. Dr. Mustafa Çeker ve başhakem Prof. Dr. Mehmet Demir'e tanıklar huzurunda teslim edildiğini, dava dilekçesi sunulduğu halde hakem heyetinin 18.12.2014 tarihli "ilk oturum ve tensip tutanağında" dava dilekçesinin 20 gün içerisinde verilmesinin karara bağlandığını, 16.01.2015 tarihinde yapılan oturumda ise dava dilekçesi teslim edilmediği gerekçesiyle "tahkim yargılamasına son verilmesine" ilişkin kararın verildiğini, verilen kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu ileri sürerek hakem heyeti kararının iptalini, tahkim yargılamasının kaldığı yerden devamını talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili; hakem heyeti kararının usulüne uygun olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.

Mahkemece bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonunda; hakem heyeti kararının HMK'nın 439/1-ğ maddesinde belirtildiği şekilde yasaya/kamu düzenine aykırı olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.

Kararı,  davalı vekili temyiz etmiştir.

Dosyadaki  yazılara, mahkemece uyulan bozma kararı gereğince hüküm verilmiş olmasına ve delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davalı vekilinin bütün temyiz itirazları yerinde değildir.

SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı, davalı vekilinin bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun bulunan hükmün ONANMASINA, aşağıda yazılı bakiye 4,50 TL temyiz ilam harcının temyiz edenden alınmasına, 24.01.2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

(Dava, taraflar arasında imzalanan 22.08.2013 tarihli "Taşıma Sözleşmesi" gereği hakem heyeti tarafından verilen kararın HMK'nın 439. maddesi uyarınca iptali istemine ilişkindir.

Mahkememizce 10.10.2015 tarihinde 2015/514-443 sayılı davanın kabulüne ilişkin olarak verilen karar, tarafların temyizi üzerine Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 24.10.2016 tarihli 2016/11499 Esas 2016/8373 Karar sayılı ilamı ile "1-...davalı vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddine... 2-...Mahkemece davanın kabulüne karar verilmiş olması nedeniyle yargılama giderlerinin davalıdan tahsiline karar verilmesi gerekir iken davacı üzerinde bırakılması ve davacı vekili lehine vekalet ücretine hükmedilmemesi açıklanan yasa hükümlerine aykırı görülmüş, kararın bu nedenle davacı yararına bozulması gerekmiştir." gerekçesi ile davalının temyiz itirazları reddedilerek davacı yararına bozulmuştur.

Mahkememizce, Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 24.10.2016 tarihli 2016/11499 Esas 2016/8373 Karar sayılı bozma ilamına uyularak yargılamaya devam olunmuştur.

Taraflar arasında imzalanan 22.08.2013 tarihli sözleşmenin 12.maddesinde, iş bu sözleşmeden kaynaklanan anlaşmazlıkların 3 kişilik hakem heyeti tarafından tahkim yolu ile çözüleceği kararlaştırılmıştır.

Taraflarca seçilen ve Ankara 2. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2014/227 Esas 2014/449 Karar sayılı dosyasında atanan üçüncü hakem tarafından yapılan yargılama sonucunda, 16.01.2015 tarihinde "HMK'nın 430/1-a maddesi uyarınca tahkim yargılanmasına son verilmesi"ne karar verilerek dosya saklanmak üzere Ankara Nöbetçi Asliye Ticaret Mahkemesine gönderilmiş, Ankara 7. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2015/193 D.İş sayılı dosyasında saklanmasına karar verilmiştir.

Hakem kararı davacı vekiline 24.04.2015 tarihinde tebliğ edilmiş olup, dava bu tarihten önce ve süresinde açılmıştır.

Hakem heyeti tarafından verilen 16.01.2015 tarihli karar incelendiğinde, "davacı vekiline tensip ve ilk toplantı tutanağının tebliğ edilmesine, dava dilekçesini sunması için kendisine 20 günlük süre verilmesine rağmen bu süre içerisinde herhangi bir geçerli neden gösterilmeksizin dava dilekçesini hakem heyeti sekreterliğine vermediğinden HMK'nın 430/1-a bendi gereğince tahkim yargılamasına son verilmesine" karar verildiği, aynı günlü ikinci toplantı tutanağının birinci sayfasında davacı vekilinin, dava dilekçesi yerine geçmek üzere hazırladığı 26.11.2014 tarihli dilekçeyi tensip tutanağından önce sunduğunu, tensipten sonra başka bir dava dilekçesi sunmaya gerek görmediğini, bu dilekçenin dava dilekçesi olarak kabul edilmesini talep ettiği görülmüştür.

HMK'nın 428/1.maddesi uyarınca, hakem heyeti tarafından belirlenecek süre içerisinde, davacı tahkim şartını veya sözleşmesi ile birlikte esas sözleşme ile iddiasını dayandırdığı vakıaları ve talebini hakem kuruluna sunar.

HMK'nın 430/1.maddesine göre, taraflardan birinin yargılamaya katılmaması halinde a-b-c bentlerindeki hükümler uygulanabilecek olup, davacı vekili 16.01.2015 tarihli karar duruşmasına katıldığı gibi, 26.11.2014 tarihinde dava dilekçesi verdiğini beyan etmiştir. Anılan maddenin gerekçesinde de, madde de, taraflardan birinin yargılamaya katılmaması halinde sonuçlarının neler olacağının bentler halinde ayrıntılı olarak açıklandığı belirtilmiştir.

Dosya içeriği ve Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 24.10.2016 tarihli 2016/11499 Esas 2016/8373 Karar sayılı bozma ilamı birlikte değerlendirildiğinde, HMK'nın 430.maddesinde, taraflardan birinin yargılamaya katılmaması halinin sonuçlarının düzenlendiği, davacı vekilinin ise 16.01.2015 tarihli duruşmaya katıldığı 26.11.2014 tarihli dilekçeyi sunduğunu beyan ettiği, anılan maddenin dava dilekçesi verilmemesi ve yargılamaya katılınmaması halinin birlikte gerçekleştirilmesi halinde uygulanabileceği, dolayısıyla hakem heyeti kararının HMK'nın 439/1-ğ maddesinde belirtildiği şekilde yasaya/kamu düzenine aykırı olduğu kanaatine varıldığından iptaline karar vermek gerekmiş, dava dilekçesinde belirtilen diğer konularda mahkememiz görevsiz olduğundan bu hususlarda karar verilmesine yer olmadığına hükmedilmiştir. 

HÜKÜM:

Davanın KABULÜ ile,

Ankara 7. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2015/193 Değişik iş sayılı dosyasında saklanan tahkim dosyasında hakemler Prof.Dr.Mehmet Demir, Prof.Dr.Mustafa Çekir ile Doç.Dr.Vural Seven tarafından 16.01.2015 tarihinde verilen "HMK.nın 430/1-a maddesi uyarınca tahkim yargılamasına son verilmesine" ilişkin KARARIN İPTALİNE,)

ÖZET:TİCARİ ÜNVANI VE MARKA KULLANIM SÖZLEŞMESİNDEN KAYNAKLANAN UYUŞMAZLIKLAR İÇİN TAHKİM ŞARTI GEÇERLİDİR.

T.C.

YARGITAY

11.Hukuk Dairesi

ESAS NO: 2016/13137

KARAR NO: 2018/529          

Davacı vekili, taraflar arasında imzalanan ticari vekillik sözleşmesine istinaden müvekkilinin, davalının Tophane Şubesini işlettiğini, davalı tarafından sözleşmenin tek taraflı feshedildiğini, müvekkilinin 17.132,60 TL tutarındaki cari hesap alacağının ödenmediğini, ayrıca 5 yıllık ticari unvan ve marka kullanım sözleşmesi karşılığında müvekkilince 10.000 TL ödenmişse de sözleşmenin ancak 18 ay yürürlükte kaldığını, kullanım süresi düşünce 6.000 TL'nin de iadesinin gerektiğini, bu alacakların tahsili amacıyla başlatılan icra takibine davalının itirazının haksız olduğunu ileri sürerek itirazın iptali ile icra inkar tazminatının tahsilini talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili,  ticari unvan ve marka kullanım sözleşmesinden kaynaklanan uyuşmazlıklar için tahkim şartının bulunduğunu, müvekkilinin kayıtlarının geçerli olacağının münhasır delil sözleşmesi ile kararlaştırıldığını, müvekkilinin haklı nedenle sözleşmeyi feshettiğini, davacının bir alacağının bulunmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.

Mahkemece, iddia, savunma, uyulan bozma ilamı, alınan bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, marka kullanım sözleşmesine dayalı talebin tahkimde görülmesi gerektiği, davalının sözleşmeyi haklı nedenle feshettiği, ancak haklı nedenle feshin cari hesap alacağının istenmesine engel teşkil etmeyeceği, davalı tarafından 3.771,91 TL tutarında fatura listesi sunulmuşsa da bu faturaların hangi hizmete ilişkin olarak ve kimin tarafından düzenlendiğinin belirtilmediği, faturaların detay bilgilerinin de sunulmadığı, bu hizmet bedellerinin davacı tarafından tahsil edildiğine imkan bulunmadığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile itirazın kısmen iptaline, toplam 15.257,61 TL üzerinden takibin devamına, %40 oranında icra inkar tazminatının davalıdan tahsiline karar verilmiştir.

Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.

Dosyadaki  yazılara, mahkemece uyulan bozma kararı gereğince hüküm verilmiş olmasına ve delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davalı vekilinin bütün temyiz itirazları yerinde değildir.                                              

SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı, davalı vekilinin bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun bulunan hükmün ONANMASINA, aşağıda yazılı bakiye 782,05 TL temyiz ilam harcının temyiz eden davalıdan alınmasına, 22/01/2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

(Dava, taraflar arasında aktedilen Ticari Unvan ve Marka Kullanım Anlaşması ve Ticari Vekillik Sözleşmesi uyarınca sözleşmenin erken fesih nedeniyle sözleşmenin kullanılmayan süresine tekabül eden marka kullanım bedeli ve Cari hesaptan kaynaklanan alacağın tahsili için girişilen icra takibine yapılan itirazın iptali istemine ilişkindir.

Davalı vekili mahkemeye vermiş olduğu cevap dilekçesinde davacının sözleşme gereğince tahsil etmiş olduğu bedelleri gününde yatırmaması nedeniyle sözleşmenin 17. maddesi gereğince haklı nedenle fesih edildiğini,  bu hususun 29.7.2010 tarihinde yapılan denetimde tespit edildiğini,  davacının da tutulan tutanağı imzalamakla durumu kabul ettiğini, davacının alınan savunmasında da aynı durumun tekrarlanmayacağının belirtildiğini, müvekkilinin davacıya her hangi bir cari hesap alacağı bulunmadığını, davacının iddia etmiş olduğu marka kullanım bedeli talebinin yerinde olmadığını savunduğu görülmektedir. Taraflar arasında aktedilen Ticari Unvan ve marka Kullanım anlaşmasının 9.1 maddesine göre sözleşmeden doğacak her türlü ihtilafın çözümünde hakem heyetinin yetkili olacağı belirtilmektedir. Somut olayda davacı sözleşmenin erken fesih nedeniyle Marka Kullanım bedeli talebinde de bulunduğundan marka kullanım bedeli talebi konusunda mahkememiz yetkili olmadığı taraflarca tayin edilecek hakem heyetinin yetkili olacağı anlaşıldığından bu talep yönünden davanın usulden reddi gerekmiştir.)

 

ÖZET: HAKEM TAYİNİ YETKİLİ MAHKEME

T.C.

YARGITAY

15. Hukuk Dairesi 

Esas No   : 2018/113

Karar No : 2018/119 

Y A R G I T A Y   İ L A M I 

- K A R A R - 

Dava, hakem tayini talebinden ibarettir. Davacı vekili; müvekkili ile davalı arasında imzalanan sözleşme ile otel yapım işinin davalı tarafından üstlenildiğini, uyuşmazlık çıkması halinde işin tahkim mevzuatına göre çözülmesi gerektiğini, davalı tarafından seçilmesi gereken hakemin seçilmediğini belirterek hakem seçimini talep etmiştir.

Davalı vekili; sözleşmenin 30. maddesi gereğince tahkim hususunun belirsiz hale geldiğini ve sulh yolu ile çözülmesi gerektiğini belirterek davanın reddini savunmuştur. mahkemece Bölge Adliye Mahkemesi'nin görevli olduğundan bahisle görevsizlik kararı verilmiş,verilen karar, davalı vekili tarafından yasal süresi içerisinde temyiz edilmiştir.

Mahkemece, hakem kararın iptâli talebiyle açılan davada asliye ticaret mahkemesinin değil Bölge Adliye (İstinaf) Mahkemesi'nin görevli olduğundan bahisle dava dilekçesinin görev yönünden reddine karar verilmiştir. Uyuşmazlık hakem seçimi talebiyle açılan davada asliye ticaret mahkemesinin mi, Bölge Adliye (İstinaf) Mahkemesi'nin mi görevli olduğu noktasında toplanmaktadır.

Öncelikle konu ile ilgili henüz yerleşmiş içtihat bulunmadığından doktrindeki görüşlerin ele alınıp değerlendirilmesi gerekir.

Prof. Dr. Baki Kuru İstinaf Sistemine Göre Yazılmış Medeni Usul Hukuk adlı eserinde (Legal Yayınları Ağustos-2016) hakem kararlarının iptâli davası sonucu verilen kararların istinaf edilemeyeceğini (sayfa 669), doğrudan doğruya temyiz edilebileceğini (sayfa 702) belirttikten sonra hakemlerin seçimi başlığı altında yaptığı incelemede; tek hakem seçilecek ise ve taraflar hakem seçiminde anlaşamazlarsa hakem, taraflardan birinin talebi üzerine toplu ticaret mahkemesi tarafından seçilir. Üç hakem seçilecek ise taraflardan herbiri bir hakem seçer, bu şekilde seçilen iki hakem üçüncü hakemi belirler. Taraflardan biri diğer tarafın bu yoldaki talebinin kendisine ulaşmasından itibaren 1 ay içerisinde hakemini seçmez ise veya tarafların seçtiği iki hakem seçilmelerinden sonraki bir ay içerisinde üçüncü hakemi belirlemezlerse taraflardan birinin talebi üzerine toplu asliye ticaret mahkemesi tarafından hakem seçimi yapılır (sayfa 939).

Prof. Dr. Hakan Pekcanıtez, Pekcanıtez Usul-Medeni Usül Hukuku adlı eserinde (Oniki Levha Yayıncılık Mart 2017); "5235 sayılı Kanun'da 6545 sayılı Kanun ile yapılan değişiklikle birlikte Bölge Adliye Mahkemeleri'nin göreve başlamasından sonra da tahkimde Bölge Adliye Mahkemelerinin görevli ilk derece mahkemesi olarak görev yapmasına son verilmiştir (3. cilt sayfa 2626 )." şeklinde görüşünü ortaya koymuş bulunmaktadır.

Prof. Dr. Ramazan Arslan, Prof. Dr. Ejder Yılmaz, Prof. Dr. Sema Taşpınar Ayvaz Medeni Usul hukuku adlı eserlerinde (Yetkin Yayınları Ankara 2016); "tahkim sözleşmesine göre, üç hakem seçilecek ise; bu halde, taraflar arasında eşitliğe uyulması gerekir. Bir tarafa, diğerinden daha fazla sayıda hakem tayin etme hakkı tanınamaz. Taraflardan her biri, bir hakem seçer, bu şekilde seçilen iki hakem, üçüncü hakemi belirler. Taraflardan biri diğer tarafın bu yoldaki talebinin kendisine ulaşmasından itibaren 1 ay içerisinde hakemini seçmez ise veya tarafların seçtiği iki hakem seçilmelerinden sonraki bir ay içerisinde üçüncü hakemi belirlemezlerse taraflardan birinin talebi üzerine toplu asliye ticaret mahkemesi tarafından hakem seçimi yapılır (sayfa 769)." demek suretiyle hakem seçiminde ticaret mahkemelerinin görevli olduğunu kabul etmektedirler.

Prof. Dr. İbrahim Özbay-Arş. Gör. Yavuz Korucu Tahkim adlı eserlerinde (Adalet Yayınları Ankara 2016) "6545 sayılı Torba Kanun'un 45. maddesi ile HMK madde 410'da "görevli mahkeme Bölge Adliye Mahkemesi'dir" şeklindeki düzenleme zımni olarak mülga olmuştur. HMK madde 410'daki yetkiye ilişkin düzenleme geçerliliğini korumaktadır. Buna göre tahkim yargılamasında, tahkime ilişkin itirazlara, iptâl davalarına, hakemlerin seçimi ve reddine yönelik davalara ilişkin tüm yargılama safhaları ve dava açılmadan önce veya açıldıktan sonra talep edilen ihtiyati tedbir de, görevli ve yetkili mahkeme bir başkan ve iki üye ile toplanacak tahkim yeri asliye ticaret mahkemesidir. Tahkim yeri belirlenmemiş ise görevli ve yetkili mahkeme, davalının Türkiye'deki yerleşim yeri, oturduğu yer veya işyeri asliye ticaret mahkemesidir.” şeklinde görüşlerini belirtmişlerdir.

Tülin Kurtoğlu, Özel Hukukta İstinaf Denetimi ve Yargılaması adlı eserinde (Yetkin Yayınları Ankara 2017) "18.06.2014 tarihinde kabul edilen 6545 sayılı "Türk Ceza Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik yapılmasına dair Kanun'un" 45. maddesi ile 26.09.2004 tarihli 5235 sayılı “Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun'un" 5. maddesinin üçüncü fıkrası yeniden düzenlenmiştir. Görüldüğü üzere kabul edilen bu hükümle, gerek HMK gerekse MTK’ya tabi olan tahkim birlikte ele alınarak, her iki Kanun’a göre yapılan tahkim yargılamasında, tahkim şartına ilişkin itirazlara, iptâl davalarına, yabancı hakem kararlarının tanıma ve tenfizine yönelik davalardaki tüm yargılamaların, bir başkan ve iki üyeden oluşan heyetçe yürütülmek ve sonuçlandırılmak üzere asliye ticaret mahkemeleri tarafından yerine getirileceği ifade edilmiştir. 18.06.2014 tarihinde kabul edilen 6545 sayılı Kanun’un 45. maddesi ile de (asliye ticaret mahkemelerinin çalışma usulünün düzenlendiği 5235 sayılı Kanun'un 5. maddesinin üçüncü fıkrası yeniden düzenlenmek suretiyle), asliye ticaret mahkemesinde heyetçe yürütülecek davalar arasında, HMK’ya ve MTK’ya göre yapılan tahkim yargılamasında, tahkim şartına ilişkin itirazlara, iptâl davalarına, hakemlerin seçimi ve reddine yönelik davalar ile yabancı hakem kararlarının tanıma ve tenfizine yönelik davalar da sayılmıştır. HMK’nın kabulünden sonra, 5235 sayılı Kanun’da yapılan bu değişiklikle, gerek 6100 sayılı HMK’ya tabi olan milli tahkimde, gerekse 4686 sayılı MTK’ya tabi olan tahkimde verilen hakem kararlarına karşı açılan iptâl davalarına (ve Kanun’da belirtilen diğer davalara) asliye ticaret mahkemesinde bakılacağı öngörüldüğüne göre, mevzuat hükümleri arasındaki son tarihli olan söz konusu Kanun’a göre, bu davalarda görevli mahkemenin asliye ticaret mahkemesi olduğu kabul edilmelidir (sayfa 281 ve devamı).” şeklinde görüşünü belirtmektedir.

Doktrindeki tüm bu görüşler çerçevesinde somut olayımıza gelince; hakem seçimi davalarında görevli mahkemenin belirlenmesi uyuşmazlığın özünü oluşturmaktadır. 

01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 410. maddesinde “Tahkim yargılamasında, mahkeme tarafından yapılacağı belirtilen işlerde görevli ve yetkili mahkeme tahkim yeri Bölge Adliye Mahkemesi'dir. Tahkim yeri belirlenmemiş ise görevli ve yetkili mahkeme, davalının Türkiye’deki yerleşim yeri, oturduğu yer veya işyeri Bölge Adliye Mahkemesi'dir.” ifadelerine yer verilmiştir. 6545 sayılı Kanun'un 45. maddesi ile Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun'un 5. maddesinin ikinci fıkrası yeniden düzenlenmiş ve asliye ticaret mahkemeleri tahkim ile ilgili konularda görevli mahkeme olarak belirlenmiştir. HMK'nın 410. maddesinin lafzı ile bağlı kalıp buna göre yorum yapılarak sonraki değişikliği yok saymak suretiyle hakem seçimi davalarında görevli mahkemenin Bölge Adliye Mahkemeleri olduğu sonucuna uluşmak hukuken mümkün değildir.

Gerek özel Kanun-genel Kanun ilişkisi, gerekse önceki Kanun-sonraki Kanun ilişkisi ve gerekse Kanun koyucunun amacı birlikte değerlendirilip tahkimin niteliği ve amacı ile tahkime ilişkin uyuşmazlıkların süratle sonuçlandırılması gereği nazara alındığında hakem seçimi davalarında görevli mahkeme ilk derece mahkemesi olup, ilk derece mahkemelerinden verilen bu kararlara karşı da temyiz kanun yoluna başvurulması mümkün  görüldüğünden verilen görevsizlik kararı usul ve yasaya uygun bulunmamış, bozulması gerekmiştir.

SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerler davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle hükmün davalı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcının istek halinde temyiz eden davalıya geri verilmesine, karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere 19.01.2018 gününde oyçokluğuyla karar verildi.

- K A R Ş I   O Y - 

6100 sayılı HMK 410. maddeye göre; tahkim yargılamasında, mahkeme tarafından yapılacağı belirtilen işlerde görevli ve yetkili mahkeme tahkim yeri Bölge Adliye Mahkemesi'dir. Tahkim yeri belirlenmemiş ise görevli ve yetkili mahkeme, davalının Türkiye'deki yerleşim yeri, oturduğu yer veya işyeri Bölge Adliye Mahkemesi'dir.

HMK 407. maddeye göre; bu kısımda yer alan hükümler, 21/06/2001 tarihli ve 4686 sayılı Milletlerarası Tahkim Kanunu'nun tanımladığı anlamda yabancılık unsuru içermeyen ve tahkim yerinin Türkiye olarak belirlendiği uyuşmazlıklar hakkında uygulanır.

Bu hükümler gerekçeleriyle birlikte değerlendirildiğinde HMK hükümlerine göre tahkim yargılamasında, mahkeme tarafından yapılacağı belirtilen işlerde görevli ve yetkili mahkeme tahkim yeri Bölge Adliye Mahkemesi olarak belirlenmiştir. HMK kuralları ve sistematiğinin tahkim yargılamasında, mahkeme tarafından yapılacağı belirtilen işlerde görevli mahkemeyi Bölge Adliye Mahkemesi olarak belirlediği öğretide de ittifakla kabul edilmektedir. Ancak öğretide bu düzenlemenin HMK’nın yürürlüğe girmesinden sonra 2014 yılında 5235 sayılı Kanun'un 5. maddesinde yapılan değişiklikle ortadan kalktığı ve ticaret mahkemesinin görevli hale geldiği savunulmaktadır.

4686 sayılı Milletlerarası Tahkim Kanunu 3. maddeye göre ise, bu Kanun'da mahkeme tarafından yapılacağı belirtilen işlerde, davalının yerleşim yeri veya olağan oturma yeri ya da işyerinin bulunduğu yer asliye hukuk mahkemesi; davalının Türkiye’de yerleşim yeri, olağan oturma yeri veya işyeri yoksa İstanbul Asliye Hukuk Mahkemesi görevli ve yetkilidir.

Bu durumda 5235 sayılı Kanun 5. madde değişikliğinden önceki düzenlemelere göre mahkeme tarafından yapılacağı belirtilen işlerde, görevli mahkeme konusunu ikiye ayırmak gerekir. Yabancılık unsuru taşıyan tahkimde yani 4686 sayılı Milletlerarası Tahkim Kanunu'na göre açılan davalarda ticari dava ise asliye ticaret mahkemesi, ticari dava değil ise asliye hukuk mahkemesi görevlidir. HMK 407. madde nedeniyle HMK hükümleri uygulanamayacağı ve 4686 sayılı Kanun'da da HMK’ya uygun değişiklik yapılmadığından Bölge Adliye Mahkemeleri görevli hale gelmemiştir.

4686 sayılı Kanun kapsamında olmayan tahkimde ise HMK hükümleri uygulanacağından görevli mahkeme Bölge Adliye Mahkemesi'dir.

5235 sayılı Kanun 5. maddesinde yapılan değişiklik ile HMK hükümlerinin zımni olarak değiştirildiği ve Bölge Adliye Mahkemesi'nin görevli olmaktan çıktığı ve asliye ticaret mahkemesinin tümüyle görevli hale geldiği görüşü mevcut ve öğretide de bu savunulmakta ise de bu değişiklik görev kuralı değişikliği değildir. Çünkü bu madde ticaret mahkemesinin görevlerini belirleyen bir madde olmayıp o tarihte ticaret mahkemesinin bakmakla görevli olduğu davalardan hangilerinin heyet halinde görüleceğini düzenleyen bir maddedir. Değişiklik gerekçesinde de bu husus açıklanmış ve bununla maddenin ikinci fıkrasında yer alan ve asliye ticaret mahkemelerinin tek hakimli olduğunu düzenleyen hükmün değiştirilmekte olduğu ve buna göre asliye ticaret mahkemelerinin bazı davalar bakımından heyet mahkemeleri haline getirilmekte olduğu belirtilmiştir.

Tahkimin niteliği, gerektirdiği sürat ve uzmanlık göz önünde bulundurularak  Bölge Adliye Mahkemesi'nin görevli mahkeme olarak belirlendiği 410. madde gerekçesinde de açıklanmıştır. Yasa koyucu Bölge Adliye Mahkemesi'ni tahkimin gerektirdiği uzmanlığı da gözeterek görevli mahkeme olarak belirlediğini açıkça ortaya koymuştur. Bu açık tercihe rağmen yasa koyucu 410. maddeyi değiştirmek isteseydi değişiklik gerekçesinde; özellikle ticari dava niteliğini taşımayan tahkimle ilgili davaların dahi ticaret mahkemesinde görülmesini de kapsar şekilde görev kurallarının değiştirilmek istendiğini de açıkça belirtirdi. Oysa ki yasa koyucu mevcut görev kuralları çerçevesinde bu değişikliğin bir görev değişikliği olmadığını ortaya koyar biçimde; ticaret mahkemesinin heyet mahkemesi haline getirilmek istendiğini değişiklik gerekçesinde açıkça belirtmiş ve ticaret mahkemesinin görevine ilişkin kurallarda hiçbir değişiklik yapma yoluna gitmemiş ve bu şekilde bir değişikliğin amaçlandığını da gerekçede  belirtememiştir. O halde bu değişikliğin görev kuralı değişikliği olmadığı o tarihte ticaret mahkemesinin bakmakla görevli olduğu davalardan hangilerinin heyet halinde görüleceğini düzenleyen bir değişiklik olduğunun kabulü gerekir.

Yeni yasanın önceki yasayı zımni olarak değiştirdiğinden söz edebilmek için  sonraki yasanın da aynı konuyu temel olarak düzenlemesi gerekir. Sonraki yasanın görev kurallarına ilişkin bir düzenleme niteliğinde olmaması ve ticaret mahkemesinin görevine ilişkin asıl kurallar tümüyle yerinde durmakta iken yapılan heyet mahkemesi değişikliği ile görev kurallarının zımni olarak değiştirildiği de kabul edilemez.

HMK geçici 3/3. madde nedeniyle o tarihte açılan bu davaların asliye ticaret mahkemesinde bakılması mümkün olduğundan değişiklik yapılan 5. maddede bu davaların heyet halinde görülecek davalar arasında sayılmış olması da anlamsız bir düzenleme olmadığından bu sonuca varılmalıdır.

Tüm bu nedenlerle 4686 sayılı Kanun kapsamında kalmayan ve HMK’ya göre açılan hakem kararının iptâli davaları ve diğer tahkim yargılamasında mahkemece yapılacak işlere ilişkin açılan davalarda görevli mahkemenin Bölge Adliye Mahkemesi olduğu, değiştirilen 5. maddede bu davaların sayılmış olmasının, Bölge Adliye Mahkemeleri'nin faaliyete geçtiği tarihe kadar uygulanacak bir hüküm olarak değerlendirilmesi gerektiği, 20.07.2016 tarihinden sonra görevli mahkemenin 410. maddeye göre belirleneceği ve açılan davaya bakmaya Bölge Adliye Mahkemesi görevli olduğu için verilen mahkeme kararının onanması gerektiği görüşünde olduğumdan değerli çoğunluk görüşüne katılamıyorum.

                                                                              Üye

                                                                              

Fotoğraf Galerisi

Hakem/Arabulucu Müracaat

  Mail is not sent.   Your email has been sent.

Müracaat Edin Biz Sizi Arayalım

  Mail is not sent.   Your email has been sent.
Yukarı