• 0 212 213 26 95

Deniz Hukuku

Deniz Hukuku

T.C.
YARGITAY
11. Hukuk Dairesi

ESAS NO : 2016/13791
KARAR NO : 2018/4553

Y A R G I T A Y İ L A M I

Davacı vekili, müvekkilinin 18/04/2014 tarihinde yolcu olarak bindiği feribotta İstanbul'dan satmak için aldığı 4 poşet giyim emtiasının bavul odasında davalı tarafın gerekli özeni göstermemesi nedeniyle çalındığını, çalınan emtianın 8.233,45TL değerinde olduğunu ileri sürerek 8.233,45TL'nin tahsiline karar verilmesini istemiştir.


Davalı vekili, müvekkili tarafından işletilen feribotta bavulların korunması için özelleştirilmiş bir bavul odasının bulunmadığını, yolcunun beraberindeki kabin bagajına sahip çıkması gerektiğini, müvekkilinin tüm yükümlülüklerini yerine getirdiğini, ayrıca davacı tarafın taşınan emtia hakkında bildirim yükümünü de yerine getirmediğini savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir.


Mahkemece tüm dosya kapsamına göre, taraflar arasında taşıma sözleşmesinin bulunduğu, taşıma sürecinde meydana gelen hırsızlık olayı ve hırsızlık neticesi oluşan zarar konusunda ihtilafın bulunmadığı, davacının beraberinde getirdiği muhtelif tekstil eşyasını gemi içerisinde ayrılan eşya koyma bölümüne gemi adamı nezaretinde bıraktığının incelenen cd kayıt çözümlerinde anlaşılmış olduğu, davalı tarafın eşyanın hırsızlanmasından sorumlu bulunmadığını ispat etmesi gerektiği ve eşyayı güvenli şekilde taşımaya yetecek önlemleri almadığı bu nedenle hırsızlık olayının meydana geldiği, davacı tarafça dosyaya sunulan aynı günlü faturalara göre 8.233,46 TL tutarlı emtianın çalındığının anlaşıldığı, davalının sorumluluğunun TTK'nın 1263/3. maddesine göre 3.375 SDR ile sınırlı olduğu, 18/04/2014 tarihinde 1 SDR= 3,2998 TL olmakla hesaplanan sorumluluk sınırının altında bir zararın oluştuğu gerekçesiyle davanın kabulü ile 8.233,45 TL'nin tahsiline karar verilmiştir.
Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.

Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davalı vekilinin tüm temyiz itirazları yerinde değildir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı, davalı vekilinin bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun bulunan hükmün ONANMASINA, aşağıda yazılı bakiye 533,23 TL temyiz ilam harcının temyiz edenden alınmasına, 19/06/2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

T.C.
YARGITAY
11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2016/10719
KARAR NO : 2018/4404

Y A R G I T A Y İ L A M I

Davacı vekili, müvekkilinin satın aldığı mısır yükünün davalı tarafından Ukrayna'dan Bandırma Limanına deniz yolu ile taşındığını, tahliye sırasında emtianın bir kısmının hasarlı olduğunun tespit edildiğini, davalının oluşan zarardan sorumlu bulunduğunu ileri sürerek, 282.149,85 USD'nin aylık %6 oranında işleyecek faizi ile birlikte davalıdan tahsiline ve gemi alacaklısı hakkının ve gemi üzerinde rehin hakkının mevcut olduğunun tespitine karar verilmesini talep ve dava etmiş, 15/02/2011 tarihli ıslah dilekçesi ile yükte eksiklik de bulunduğunu belirterek 7.994,53 USD yükte eksiklik nedeniyle, 132.907,78 USD yükte hasar nedeniyle olmak üzere toplam 140.902,31 USD'nin tahsilini istemiştir.


Davalı vekili, konişmentoda mevcut tahkim şartı gereğince tahkim itirazında bulunduklarını, davacının aktif husumete sahip olduğunu kanıtlamasının gerektiğini, iddia olunan hasarın neden kaynaklandığının belli olmadığını ve müvekkilinin herhangi bir sorumluluğunun bulunmadığını, istenilen miktarın fahiş olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir.


Mahkemece, uyulan bozma ilamı ve tüm dosya kapsamına göre; davacı Akel Tekstil San. ve Tic. A.Ş.'nin 132.907,78 USD tazminat alacağı olduğunun tespitiyle, söz konusu zararın sigorta şirketleri tarafından karşılandığı dikkate alınarak sigorta şirketlerinin sigorta sözleşmelerindekioranlar nispetinde belirlenen tazminatın 3095 sayılı Yasa'nın 4/a maddesi gereğince işleyecek faiziyle birlikte davalı donatandan alınarak kanuni halef sigorta şirketlerine verilmesine, kanuni halefler sigorta şirketleri lehine M/V Sergiy Skadovskiy Gemisi üzerinde kanuni rehin hakkı tanınmasına ve tespitine, fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmiştir.

Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.
Dosyadaki yazılara, mahkemece uyulan bozma kararı gereğince hüküm verilmiş olmasına ve delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davalı vekilinin bütün temyiz itirazları yerinde değildir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı, davalı vekilinin bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun bulunan hükmün ONANMASINA, aşağıda yazılı bakiye 19.104,39 TL temyiz ilam harcının temyiz eden davalıdan alınmasına, 08/06/2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

T.C.
YARGITAY
11. Hukuk Dairesi

ESAS NO : 2016/12058
KARAR NO : 2018/4235

Y A R G I T A Y İ L A M I

Davacı vekili, müvekkiline ait özel teknenin davalı tarafından Nakliyat Tenezzüh Tekneleri Poliçesi ile sigortalandığını, sigortalı teknenin hava muhalefeti nedeniyle su almaya başlayıp hasar gördüğünü, hasar talebinin "ortada bir kaza olmadığı, rüzgarın fırtına mahiyeti taşımadığı" gerekçesiyle reddedildiğini, müvekkilinin 15.000 TL'yi aşan tamir masrafını kendi bütçesinden yaptığını, davalının poliçe kapsamında hasar bedelini tazminle yükümlü olduğunu ileri sürerek şimdilik 1.000 TL'nin olay tarihinden itibaren işleyecek reeskont faizi ile birlikte tahsilini talep ve dava etmiştir. Davacı vekili, 17.11.2014 tarihli ıslah dilekçesi ile talep sonucunu 17.791,57 TL artırarak 18.791,57 TL'ye çıkarmıştır.
Davalı vekili, poliçede fırtına, deprem, yıldırım gibi deniz tehlikeleri ve çarpma, çatma, karaya oturma gibi deniz kazaları sonucu meydana gelecek hasarların teminat kapsamına alındığını, davacının teknesindeki hasarın ise fırtına şeklindeki bir deniz tehlikesinden doğmadığını, bu nedenle teminat dışı olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir. Davalı vekili, ıslah dilekçesine karşı zamanaşımı defiinde bulunmuştur.
Mahkemece, iddia, savunma, uyulan bozma ilamı ve tüm dosya kapsamına göre, dava konusu teknenin 2009 yılının 22 Haziranını 23 Haziranına bağlayan gece hasar gördüğü, davacının 17.11.2014 tarihinde davasını ıslah ettiği, 6762 sayılı TTK'nın 1268. maddesi uyarınca 2 yıllık zamanaşımı süresinin ıslah tarihi itibariyle dolduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, 1.000 TL'nin 25.07.2009 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline, ıslah edilen tutara ilişkin istemin zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.

Dosyadaki yazılara, mahkemece uyulan bozma kararı gereğince hüküm verilmiş olmasına ve delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davacı vekilinin bütün temyiz itirazları yerinde değildir.

SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı, davacı vekilinin bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun bulunan hükmün ONANMASINA, aşağıda yazılı bakiye 6,70 TL temyiz ilam harcının temyiz eden davacıdan alınmasına, 04.06.2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

T.C.
YARGITAY
11. Hukuk Dairesi

ESAS NO : 2016/12583
KARAR NO : 2018/4095 

Y A R G I T A Y İ L A M I

Davacı vekili, müvekkilinin Malta bayraklı M/T “Atlantis Aldabra” isimli geminin işleteni olduğunu, bu geminin boğaz geçiş, liman ve sair işlemlerinin yapılması için AST Denizcilik Ltd. Şti.’nin atandığını, adı geçen şirket tarafından müvekkilinin işleteni olduğu gemi adına icra takibi yapıldığını, müvekkilinin AST Denizcilik Ltd. Şti.’ye borcunun bulunmadığını, 3. kişilerin kendisine müracaat ederek gemisine ilişkin acentelik hizmeti verdiklerini iddia etmeleri üzerine gönderilen ihtarname ile aradaki ilişkiyi sona erdirdiğini, müvekkilinin “Atlantis Armona” isimli gemisine verilen hizmetlere ilişkin olarak 1.368,96 USD’yi davalıya ödediğini, ancak davalının yapılan bu hizmetlere ilişkin faturalarla icra takibi yaptığını, ödeme emrinin müvekkili adına tebligat almaya yetkisi olmayan AST Denizcilik’e tebliğ edildiğini, müvekkilinin haberi olunca itirazda bulunduğunu, ancak bahsi geçen geminin seferden men edildiğini, müvekkili ile davalı arasında herhangi bir sözleşme kurulmadığını, müvekkilinin söz konusu geminin işlemleri bakımından AST Şirketi’ni yetkilendirdiğini, AST Şirketi’nin yetkilerini başka bir şirkete devretme iznin olmadığını, takibe konu edilen alacakların AST Şirketi’ne ödendiğini, müvekkilinin davalıya borcunun olmadığını, faturalarının muhatabının AST Şirketi olduğunu ileri sürerek, müvekkilinin davalıya borcunun ve deniz alacağı dolayısıyla sorumluluğunun bulunmadığının tespitini ve davalı aleyhine tazminata hükmedilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili, AST Şirketi’nin müvekkilini acente olarak tayin ettiğini, müvekkilinin tali acente sıfatıyla işlem yaptığını, davacının müvekkiline yaptığı 1.368,96 USD tutarındaki ödemeyi, müvekkilinin başlatmış olduğu icra takibinden sonra 16.05.2014 tarihinde yaptığını, bu nedenle ödenen bu tutarın ödeme tarihindeki TL karşılığı kadar davanın konusuz kaldığını savunarak davanın reddini istemiştir. 

Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, davalının davadışı AST Denizcilik’in tali acentesi olarak hareket ettiği, tali acentenin ancak genel acentenin vermiş olduğu yetkiler dahilinde kalarak faaliyet gösterdiğinden acentelik sözleşmesinden doğan talep haklarını da sadece ana acenteye karşı ileri sürebileceği, davacı tarafından Atlantis Aldabra gemisinin işlemlerini yapmak üzere AST firmasının görevlendirildiği ve davacı tarafından AST firmasına ödemenin yapıldığı, takibe konu faturaların da bu firma adına düzenlendiği, davalı firmanın davadışı AST Şirketi ile ticari ilişki içerisinde olup bu firma adına hareket ettiği, davacı ile aralarında herhangi bir sözleşme olmadığı, davacı tarafından davalının acente olarak belirlenmediği, davalının AST Şirketi adına hareket ederek hizmet verdiği, bu şirket adına yaptığı harcamaların da bu şirketten tahsili gerekeceği gerekçesiyle, davacının davalıya borçulu olmadığının tespitine, kötüniyet tazminatının reddine karar verilmiştir.
Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.
Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davalı vekilinin tüm temyiz itirazları yerinde değildir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı, davalı vekilinin bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun bulunan hükmün ONANMASINA, aşağıda yazılı bakiye 1.125,13 TL temyiz ilam harcının temyiz eden davalıdan alınmasına, 30.05.2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

T.C.
YARGITAY
11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2016/12598
KARAR NO : 2018/4023

Y A R G I T A Y İ L A M I

Mahkemece, davacı yanın alacak talebinin kısmen kabulüne dair verilen karar, davacı vekili ile davalılardan Delta Denizcilik ve Ticaret A.Ş. vekili tarafından temyiz edilmiş ise de, dosyanın yapılan incelemesinde, adı geçen davalılar vekiline 6.920,00 TL temyiz yoluna başvurma harcı ile 100,00 TL gider avansının bir haftalık süre içerisinde mahkeme veznesine yatırılması, aksi halde temyiz isteminden vazgeçmiş sayılacağının bildirildiği, muhtıranın 26.09.2016 tarihinde tebliğ edildiği, harcın yatırılmadığı, mahkemece ise, muhtıra sonrası harcın süresinde tamamlanıp tamamlanmadığı tespit edilmek suretiyle bir karar verilmediği anlaşılmıştır.

1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 434/3. maddesi; "Temyiz dilekçesi verilirken gerekli harç ve giderlerin tamamı ödenir. Bunların eksik ödenmiş olduğu sonradan anlaşılırsa, kararı veren hakim tarafından verilecek 7 günlük kesin süre içerisinde tamamlanması, aksi halde temyizden vazgeçmiş sayılacağı hususu temyiz edene yazılı olarak bildirilir. Verilen süre içinde harç ve giderler tamamlanmadığı takdirde, mahkeme kararın temyiz edilmemiş sayılmasına karar verir.", 05/01/1949 tarih 32/1 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı "... Hakim tarafından verilen süre içinde posta ücretinin ödenmemesi, temyiz isteminden vazgeçmiş sayılmayı gerektirir ve bu konuda karar verme yetkisi Yargıtay'a değil, yerel mahkemeye aittir." şeklindedir.
Bu durumda temyiz incelemesi yapılabilmesi için, mahkemece HUMK 434/son maddesi uyarınca işlem yapılması ve her halde davacı vekilinin temyiz itirazlarını incelemek için dosyanın Dairemize gönderilmek üzere mahalline geri çevrilmesine karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, anılan eksikliğin ikmali için dosyanın mahal mahkemesine GERİ ÇEVRİLMESİNE, 28/05/2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

T.C.
YARGITAY
11. Hukuk Dairesi

ESAS NO : 2016/11163
KARAR NO : 2018/3780

Y A R G I T A Y İ L A M I

Davacı vekili, müvekkilinin davalı şirkete verdiği römorkör ve kurtarma hizmeti neticesinde kesilen faturalar toplamı olan 23.383,35 TL üzerinden davalı aleyhine takip yaptığını, davalının takibe itiraz ettiğini, itirazın haksız olduğunu ileri sürerek davalının itirazının iptali ile takip talebinde belirtilen alacağın %20'sinden aşağı olmamak üzere davalının icra inkar tazminatına mahkum edilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiş, yargılama sırasında dava konusu geminin donatanının HYPROC SHİPP CO olduğu, davaya konu boğaz geçişinde acentesinin Yakındoğu Deniz Acenteliği A.Ş. olduğunun tespit edilmesi nedeniyle donatana izafeten acentesi Yakındoğu Deniz Acenteliği A.Ş'ye dava dilekçesi ve ek dilekçelerin tebliğini talep etmiştir.

Davalı BOTAŞ vekili, davanın reddini istemiştir.
Yakın Doğu Deniz Acenteliği A.Ş. vekili, davacının asıl dava dilekçesini tebliğ ettirmek yerine yeni bir dava dilekçesi hazırlayarak müvekkiline tebliğ ettiğini, dava dilekçesinde müvekkilinin davalı olarak gösterilmeyip müvekkili hakkında takibin iptalinin istenmediğini, hukuka aykırı bir yolla müvekkilinin davaya dahil edilmeye çalışıldığını, müvekkili hakkındaki davanın husumet yokluğundan dolayı usulden reddi gerektiğini bildirerek, müvekkili lehine asıl alacağın %50'sinden az olmamak üzere tazminata hükmedilmesini talep etmiştir. 

Mahkemece bozma ilamına uyularak tüm dosya kapsamına göre; davacı ile davalı Botaş arasında sulh protokolü düzenlendiği, davacı vekilinin bu protokol ile alacağı tahsil ettiği, Yakındoğu Deniz. Acenteliği A.Ş.'nin donatanın acentesi olduğu, dava ve takibe konu alacağın geminin boğazlardan geçişi nedeniyle davacı tarafından verilen zorunlu kılavuzluk hizmetine ilişkin olduğu, 6102 sayılı TTK’nın 1320/d (Eski 6762 sayılı TTK’nın 1235/4.) maddesine göre gemi alacağı niteliğinde olduğu, bu nedenle davalı donatanın söz konusu alacaktan sorumlu bulunduğu, dava tarihinden sonra Botaş tarafından kabul edilerek ödendiği, ancak dava tarihinde davalı donatandan kılavuzluk hizmet bedelini talep hakkı bulunduğu gerekçesiyle davalı Botaş hakkında verilen karar kesinleşmiş olduğundan bu davalı hakkında yeniden hüküm tesisine yer olmadığına, diğer davalı donatan Cezayir bayraklı Mourad Didouche gemisi donatanına izafeten acentesi Yakındoğu Deniz Acenteliği A.Ş. aleyhine açılan dava konusuz kaldığından bu davalı yönünden karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir.

Kararı davalı Yakındoğu Deniz Acenteliği A.Ş. vekili temyiz etmiştir.
Dosyadaki yazılara, mahkemece uyulan bozma kararı gereğince hüküm verilmiş olmasına ve delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davalı Yakındoğu Deniz Acenteliği A.Ş. vekilinin bütün temyiz itirazları yerinde değildir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı, davalı Yakındoğu Deniz Acenteliği A.Ş. vekilinin bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun bulunan hükmün ONANMASINA, aşağıda yazılı bakiye 6,70 TL temyiz ilam harcının temyiz eden davalı Yakındoğu Deniz Acenteliği A.Ş'den alınmasına, 21/05/2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

 

T.C.
YARGITAY
11. Hukuk Dairesi

ESAS NO : 2018/1479
KARAR NO : 2018/2850

Y A R G I T A Y İ L A M I

Davacı vekili, müvekkiline ait cam emtiasının Türkiye'den İtalya'ya kara yolu ile taşınması işinin davalı tarafça üstlenildiğini, 31.01.2008 tarihinde davalıya ait araca yüklenen emtianın, taşımayı gerçekleştiren aracın içinde bulunduğu gemide meydana gelen yangın sonucunda tamamen zayi olduğunu, hasar bedelinin talep edilmesine rağmen davalı tarafından müvekkiline ödenmediğini ileri sürerek, 15.362,27 Euro'nun faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.


Davalı vekili, davaya konu hasarın geminin yanması sonucunda meydana geldiğini, dolayısıyla müvekkilinin herhangi bir kusurunun bulunmadığını ve zarardan sorumlu tutulamayacağını savunarak, davanın reddini istemiştir.


Mahkemece, uyulan bozma ilamı sonrasında yapılan yargılamada davacıya ait emtianın davalının karayolu taşıtına yüklendiği, yük boşaltılmadan taşıma aracının da dava dışı şirkete ait gemi ile taşındığı, araç gemide iken çıkan yangın neticesinde de emtianın zayi olduğu, davalının, söz konusu yangının çıkışında bir fiil ya da ihmalinin tespit edilmediği, ziyanın emtianın gemide taşınması sırasında ve bu nedenle oluştuğu, davalı karayolu taşıyıcısının sorumluluğunun, sanki davacı gönderen ile davalı arasında denizyolu ile taşıma sözleşmesi yapılmış gibi kabul edilmesi gerektiği, uyuşmazlığa 6762 sayılı TTK'nin “Deniz Ticareti” başlıklı 4. kitabında düzenlenen 1061 vd. madde hükümlerinin uygulanacağı gerekçesiyle görevsizlik nedeniyle davanın reddine, dosyanın görevli ve yetkili İstanbul 17. Asliye Ticaret Mahkemesine (İstanbul Denizcilik İhtisas Mahkemesi) gönderilmesine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.

Dava, taşıma sırasında emtianın zayi olması nedeniyle uğranılan zararın tahsili istemine ilişkindir. Kadıköy 3. Asliye Ticaret Mahkemesi ve İstanbul 1. Denizcilik İhtisas Mahkemelerince ayrı ayrı görevsizlik kararı verilmiş olup dosya merci tayini için Yargıtay 17. Hukuk Dairesine gönderilmiş ve 28/09/2012 tarih ve 2012/3004 E 2012/10250 K sayılı ilam ile Kadıköy 3. Asliye Ticaret Mahkemesi görevli yargı yeri olarak belirlenmiştir. HMK 23/2. maddesi uyarınca, merci tayini kararları kesin olup bu karar davaya daha sonra bakacak olan yerel mahkemeler ve Yargıtay Daireleri bakımından bağlayıcıdır. Bu bakımdan 17. Hukuk Dairesi'nin sözü edilen kararında yargı yeri olarak belirlenen ticaret mahkemesince davanın esasının incelenip karar verilmesi gerekirken usul ve yasaya aykırı olan görevsizlik kararının bozulması gerekmiştir. 

SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazının kabulü ile hükmün davacı yararına BOZULMASINA, ödediği peşin temyiz harcının isteği halinde temyiz edene iadesine, 18/04/2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

T.C.
YARGITAY
11. Hukuk Dairesi

ESAS NO : 2016/10391
KARAR NO : 2018/2747 Y A R G I T A Y İ L A M I

Davacı vekili, Sierra Loba isimli geminin 23.09.2007 tarihinde müvekkiline ait Çanakkale Limanına çarparak zarar verdiğini, tespit dosyasına ibraz edilen raporda 36.280,88 TL onarım bedeli, 74.049,75 TL gelir kaybı zararı oluştuğunun belirtildiğini, The Standart Steamship Owners P&I Association Ltd. sigorta şirketinin müvekkiline gönderdiği 01.10.2007 tarihli taahhüt mektubunda gemi sahibine müvekkiline ödeme yapmaması halinde kendilerinin yapacaklarını bildirdiğini ileri sürerek 110.330,63 TL'nin zararın öğrenildiği 29.04.2009 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan tahsilini talep ve dava etmiştir.

Davalılar vekili, haksız fiile dayanılarak acente hakkında dava açılamayacağını, husumetin donatana yöneltilmesi gerektiğini, donatanı temsilen de kaptanın gösterilebileceğini, diğer davalı Omur Marine Ltd'nin davalı sigorta şirketinin Türkiye muhabiri ise de acentesi veya temsilcisi olmadığını, taahhüt mektubunda imzasının bulunmadığını, taahhüt mektubunun geçerlilik süresinin de kazadan itibaren bir yıl olarak belirlendiğini, teminat mektubunun hükümsüz hale geldiğini, onarım gideri ve gelir kaybına ilişkin talebin fahiş olduğunu, kazanın kötü hava, rüzgar, deniz şartları ve gereği gibi verilmeyen liman, kılavuzluk ve römorkaj hizmetlerinden kaynaklandığını savunarak davanın reddini istemiştir.

Mahkemece, iddia, savunma, uyulan bozma ilamı, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, Panama bayraklı Sierra Loba gemisinin Çanakkale/Kepez iskelesinin batı tarafına yapılan yanaşma manevrası esnasında iskeleye çarparak hasara sebebiyet verdiği, limandaki hasarın onarım maliyetinin 2008 yılı inşaat birim fiyatları ile 35.806,52 TL olarak belirlendiği, iskele onarım inşaatının başlangıcından onarımın bitirilerek iskelenin işletmeye açılması için geçecek toplam yaklaşık süre 30 gün olduğu, limanın 30 günlük tamirat süresi boyunca kullanılamamasından doğacak işletmenin gelir kaybının da 49.366,50 TL olarak tespit edildiği gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, 85.173,02 TL'nin dava tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalılardan tahsiline, fazla talebin reddine karar verilmiştir.

Kararı, davalılar vekili temyiz etmiştir.
1-Dosyadaki yazılara, mahkemece uyulan bozma kararı gereğince hüküm verilmiş olmasına ve delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davalılar vekilinin zamanaşımına yönelik temyiz itirazları yerinde değildir.
2-Dava, Sierra Loba isimli geminin davacı tarafından işletilen limana çarparak zarar verdiği iddiasına dayalı tazminat istemine ilişkin olup, davalılar vekili, kazanın mücbir sebepten ve davacının liman, kılavuzluk ve römorkaj hizmetini kusurlu vermesinden kaynaklandığını savunmuştur. Bu durumda, mahkemece davalının bu savunmaları üzerinde durulup uzman bir bilirkişi heyetinden kazanın, dolayısıyla hasarın meydana gelmesine mücbir sebebin ya da kusurlu verilen liman, kılavuzluk ve römorkaj hizmetinin sebep olup olmadığı hususunda rapor alınarak ulaşılacak sonuç çerçevesinde bir karar verilmesi gerekirken bu yönde bir değerlendirme yapılmaksızın geminin yanaşma manevrası esnasında iskeleye çarparak zarar verdiği gerekçesiyle eksik incelemeye dayalı yazılı şekilde davanın kısmen kabulüne karar verilmesi doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir.
3-Bozma sebep ve şekline göre davalılar vekilinin sair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine gerek görülmemiştir.
SONUÇ:Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle davalılar vekilinin zamanaşımına yönelik temyiz itirazlarının reddine, (2) nolu bentte açıklanan nedenlerle davalılar vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davalılar yararına BOZULMASINA, (3) nolu bentte açıklanan nedenlerle davalılar vekilinin sair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, ödediği peşin temyiz harcının isteği halinde temyiz edenlere iadesine,16/04/2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

T.C.
YARGITAY
11. Hukuk Dairesi

ESAS NO : 2016/10458
KARAR NO : 2018/2781

Y A R G I T A Y İ L A M I

Davacı vekili, müvekkilinin Hollanda'da mukim bir sigorta şirketi olduğunu, davalının işleteni olduğu Diamond K gemisinin koruma ve tazmin sigortasına ilişkin 01/08/2011 tarihinde sigorta sözleşmesi imzalandığını, sözleşme gereğince davalının 32.625,00 USD sigorta priminin 5.437,50 USD'lik kısmını altı taksit halinde ödeyeceğini, davalı tarafça 22/03/2012 ve 22/05/2012 vade tarihli ödemelerin yapılmadığını, ihtarname çekildiğini, ödemelerin verilen ek sürede de yapılmadığını, davalıya bildirim gönderilerek sözleşmenin iptal edildiğini, 10.875,00 USD prim borcunun hala ödenmediğini, alacağın tahsili amacıyla icra takibi yapıldığını, davalının haksız olarak itiraz ettiğini ileri sürerek, itirazın iptalini, takibin devamını, davalı aleyhine icra inkar tazminatına hükmedilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı, davaya cevap vermemiştir.


Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, davacı tarafından davalı Alcor Şirketinin işleteni olduğu Diamond K gemisinin 01/08/2011 tarihli sigorta sözleşmesi ile sigortalandığı, dosyadaki Diamond K gemisine ait kayıtta Alcor Şirketinin ship manager olarak göründüğü, davalıya geminin donatanına izafeten dava açılabileceği, 01/08/2011 tarihli sigorta sertifikasında sigorta edilenin Newport Ltd. olduğu ve yönetici olarak Alcor firmasının yer aldığı, tahsil edilmeyen primler olduğu ve verilen sürede primlerin ödenmemesi halinde sözleşmenin geçersiz olduğunun bildirildiği, Alcor Şirketinin MV Diamond K'nın işletini ve sigorta ettireni olduğu, geminin donatanının Newport Shipping Ltd, işleteninin ise Alcor Deniz İnşaat Ltd. olduğu, davaya konu prim ödemelerinin davalı Alcor tarafından yapıldığı, bakiye bedelin ödenmediği, davacı tarafından 24/05/2012 tarihinde sözleşmenin feshedildiğinin bildirildiği, 22/03/2012 tarihli 5.437,50 USD primin tamamı ve 22/05/2012 tarihli primin 802.25 USD'lik bir kısmının ödenmediği, 10.875 USD'nin sunulan dekonttan davalı Alcor tarafından ödendiği, Alcor şirketinin gemi malikini temsilen işlemde bulunduğu, New Port Şirketine izafeten kendisine husumet yöneltilebileceği, sözleşmenin 07/08/2011 tarihli olup 22/07/2011 tarihinde geçerli olduğu ve sona erme tarihinin ise 22/07/2012 tarihi olduğu, davacının sözleşmeyi feshetmesi nedeniyle 31/05/2012 tarihinde sonra 52 gün riziko taşımadığı, 23/04/2012 tarihli dekonta göre 2 prim taksidi olduğu, ödeme yapılmayan toplam miktarın 6.239,75 USD olduğu, 52 güne denk düşen primin 4.648 USD olduğu ve davacının davalıdan 1.591,75 USD alacağı olması gerektiği gerekçesiyle, davanın kısmen kabulüne, davalı Alcor Deniz İnşaat ve Özel Taşımacılık Tic. Ltd. Şti. hakkındaki davanın pasif husumet ehliyeti yokluğundan reddine, davalı 7435046 IMO numaralı Diamond K Gemisi Donatanı Newport Shipping Ltd'ye İzafeten İşleteni Alcor Deniz İnşaat ve Özel Taşımacılık Tic. Ltd. Şti. hakkındaki davanın kısmen kabulü ile davalının itirazının kısmen iptali ile takibin 1.591,75 USD üzerinden devamına, davalı aleyhine icra inkar tazminatına karar verilmiştir.

Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davacı vekilinin tüm temyiz itirazları yerinde değildir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı, davacı vekilinin bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun bulunan hükmün ONANMASINA, aşağıda yazılı bakiye 6,70 TL temyiz ilam harcının temyiz edenden alınmasına, 16/04/2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

T.C.
YARGITAY
11. Hukuk Dairesi

ESAS NO : 2016/9198
KARAR NO : 2018/2657 Y A R G I T A Y İ L A M I

Davacı vekili, 30/01/2012 tarihinde YMINCREMENT isimli gemiye römorkaj hizmeti vermek üzere davacı kuruluşa ait Zübeyde Ana römorkörünün yanaşarak geminin sancak kıç omuzluğundan bağlandığını, gemi kaptanının talimatları doğrultusunda hizmet verildiğini, Haydarpaşa mendireği dönüş manevrasına geçildiğinde gemi kaptanının talimatı üzerine Zübeyde Ana römorkörünün manevraya başladığını, bu sırada akıntının çok şiddetli olması nedeni ile hizmet verilen gemi kaptanına VHF ile geminin mendireğe hızlı düştüğünün söylendiğini devamında da gemi personeline römorkör halatının mola edilmesinin bildirildiğini ancak hizmet verilen gemi tarafından halat zamanında mola edilmediğinden geminin ani olarak süratini artırmasına müteakip römorkörün halatına aşırı yük bindiğinden olumsuz şartlardan kurtarmak amacı ile römorkörün de süratinin artırıldığını, bu sırada tambur kavraması açılarak gemiye bağlı halatın mola edildiğini, halatın mola edilmesi sırasında Zübeyde Ana römorkörünün baş tarafının mendireğe savrularak mendirek ucundaki taşlara yaslanmak sureti ile mendirek ucuna oturduğunu, sözkonusu olay nedeni ile Zübeyde Ana römorkörü kaptanlığınca deniz raporu alındığını, meydana gelen hasarda kurtarma hizmeti verilen YMINCREMENT adlı gemi ilgililerinin sorumlu olduklarını ileri sürerek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 4.560.044,37 TL hasar bedelinin 30/01/2012 tarihinden itibaren işleyecek faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsilini talep ve dava etmiştir. 

Davalılar vekili, zamanaşımı def’inde bulunmuş, davalıların sorumluluğuna gidilemeyeceğini savunarak, davanın reddini istemiştir.

Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve dosya kapsamına göre; hasara sebebiyet veren hadise davacı idareye ait Zübeyde Ana isimli römorkör ile 1 nolu davalıya ait olan YMINCREMENT isimli gemiye 30/01/2012 tarihinde römorkaj hizmeti verildiği sırada meydana gelmiş olduğundan uyuşmazlığa olay tarihinde yürüklükte bulunan 6762 sayılı TTK hükümlerinin uygulanması gerektiği, 6762 sayılı TTK'nin TTK'nin 1220. maddesinde “Gemi manevrayı yapmak veya yapmamak sureti ile yahut nizamlara riayetsizlik yüzünden başka bir gemiye ya da gemide bulunan can veya mallara çatma olmaksızın bir zarar verirse bu madde hükümleri tatbik olunur” hükmünün düzenlendiği, TTK nın 1259/3. maddesinde “Çatmadan yahut 1220. maddeye giren bir hadiseden doğan tazminat alacaklarının 2 yıllık zamanaşımı süresine tabi olduğu”nun kabul edildiği, somut uyuşmazlıkta davacının talep ettiği tazminat alacağı TTK'nin 1220. maddesine dayandığından davanın 2 yıllık zamanaşımı süresine tabi olduğu, bu sürenin olayın meydana geldiği 30/01/2012 tarihinden başlayacağı, davanın 22/05/2015 tarihinde açıldığı bu durumda dava tarihi itibariyle zamanaşımı süresinin doğduğu gerekçesiyle, davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.


Dava, davalı donatan All Oceans Transportation Inc'ye ait YMINCREMENT isimli gemiye davacı Kıyı Emniyeti Müdürlüğüne ait römorkör ile römorkaj hizmeti verilirken römorkörde meydana gelen hasar bedelinin davalı donatan ile geminin P&I sigortacısından tahsili istemine ilişkin olup, davalılar vekilince zamanaşımı def'inde bulunmuştur. Dosya içerisinde mevcut bulunan ve 27/01/2012 tarihli belgeye göre, All Oceans Transportation Inc.ye ait gemiye Haydarpaşa TCDD Limanına yanaşma müsaadesi verilmiş, bu esnada römorkörün olacağı bildirilmiştir. Davacı tarafından gemiye verilecek kılavuzluk ve römorkörcülük servisi için hizmet fişi düzenlenmiş, tahsilat servisince düzenlenen belgeyle de kılavuzluk hizmetinin talep edildiği, davacının tahakkuk ettirdiği borçların ödenmesinin taahhüt edildiği anlaşılmıştır. Taraflar arasında sözleşme kurulmuş ve YMINCREMENT isimli gemiye davacı Kıyı Emniyeti Müdürlüğüne ait römorkör ile römorkaj hizmeti esnada davacıya ait römorkör zarar görmüştür. Bu durumda taraflar arasında sözleşme ilişkisi bulunmakta olup, zamanaşımı, olaya uygulanması gereken BK'nin 125. maddesi gereğince 10 yıldır. Mahkeme gerekçesinde yer verilen 6762 sayılı TTK'nin 1220. maddesinde düzenlenen kıyasen/vasıtalı çatma hallerinde uygulanacağı belirtilen aynı Kanunun 1259. maddesinde yer alan 2 yıllık zamanaşımı süresi taraflar arasında sözleşme ilişkisi bulunmayan hallerde söz konusu olabilecektir. Bu nedenle mahkemece, davalılar vekilinin zamanaşımı def'inin reddi gerekirken kabulü ile davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmiş olması doğru olmayıp, bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle, hükmün davacı yararına BOZULMASINA, takdir olunan 1.630,00 TL duruşma vekalet ücretinin davalılardan alınıp davacıya verilmesine, ödediği peşin temyiz harcının isteği halinde temyiz edene iadesine, 12/04/2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

T.C.
YARGITAY
11. Hukuk Dairesi

ESAS NO : 2016/10480
KARAR NO : 2018/2491 Y A R G I T A Y İ L A M I

Davacı vekili, müvekkilinin sigortalısı Keskinoğlu Tavukçuluk A.Ş'nin Mega Market Seven Seas Shipchandlers firmasına sattığı yumurta emtiasının HMC Laurence gemisiyle Dubai'ye taşındığını, emtianın 11 derecede taşınması gerekirken farklı tarihlerde bu ısının üzerinde taşımanın gerçekleştirildiğini, yumurtalar üzerinde küflenme göründüğü için alıcının emtiayı kabul etmediğini, 38.999,38 USD tutarındaki hasar bedelinin sigortalıya ödendiğini ileri sürerek sigortalıya ödenen miktarın tahsilini talep ve dava etmiştir. 

Davalı vekili, hasarın hangi aşamada meydana geldiğinin belli olmadığını, müvekkilinin yükü teslim aldığı Aliağa Limanına kadar başka bir taşıyıcı tarafından nakliyesinin yapıldığını, emtianın konteyner içinde ve talimatta belirtilen ısıda taşındığını, konteynerlerin gönderen tarafından yüklendiğini, soğutmanın sorunsuz bir şekilde çalıştığını, ancak malın ısısının yüksek olmasından dolayı konteyner içindeki havanın da yükseldiğini savunarak davanın reddini istemiştir.


Mahkemece, iddia, savunma, uyulan bozma ilamı, bilirkişi kök ve ek raporu ile tüm dosya kapsamına göre, ısısı +11 C°'ye ayarlanarak sigortalı yükletene teslim edilen davalıya ait konteynerın sigortalı tarafından yüklendiği, emtianın yükleten tarafından karayoluyla limana getirtildiği, yükün limana getirtildiğinde yumurtaların sıcaklığı nedeniyle ısının +11 C° üzerinde olduğu, konteyner içerisinde çalışan supairin +11 C°'ye ayarlandığı halde konteynerin içinden geçtikten sonra ölçülen hava ısısının 14.20-17.56 C° arasında olduğu, malların sıcaklığının ısıyı yükselttiği, konteynerın içerisine yüklenen emtianın ısısının, daha önceden ön soğutma yapılmaması, hatalı hava akışının mevcut olması yani doğru bir istifleme yapılmamasından yükseldiği, konteynırın soğutma zincirinin çalıştığı, bu haliyle davaya konu malların önceden ön soğutmaya tabii tutulmadığı, gemilerin limana yanaşma, kalkış manevraları, boğaz, kanal gibi tehlikeli sulardan geçişler gibi acil durumlar için hazırlıklı olmak amacıyla yük bölümündeki enerji devrelerinin geçici olarak kesildiği, bu durumun deniz yoluyla taşımalarda rutin bir uygulama olduğu, konteyner soğutucusunun arızalı olduğu konusunda teknik bir raporun bulunmadığı, davalıya müterafik kusur izafe edilemeyeceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
Dosyadaki yazılara, mahkemece uyulan bozma kararı gereğince hüküm verilmiş olmasına ve delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davacı vekilinin bütün temyiz itirazları yerinde değildir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı, davacı vekilinin bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun bulunan hükmün ONANMASINA, aşağıda yazılı bakiye 6,70 TL temyiz ilam harcının temyiz edenden alınmasına, 09/04/2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

T.C.
YARGITAY
11. Hukuk Dairesi

ESAS NO : 2016/9010
KARAR NO : 2018/2442

Y A R G I T A Y İ L A M I

Davacı vekili, müvekkilinin Ukrayna’daki satıcından aldığı buğday kepeği emtiasının davalının sorumlu olduğu gemiyle İskenderun Limanına taşındığını, tam ve hasarsız olarak yüklenen emtianın bir kısmının ıslanmış ve bir kısmının ise bozulmuş olduğunun tespit edildiğini, halen bozulmanın devam ettiğinin anlaşıldığını, zararının ödenmediğini ileri sürerek, 890.440 USD alacağın ve fer’ilerinin temini amacıyla davalıya ait gemi üzerinde kanuni rehin hakkı tanınmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, bozma ilamına uyularak alınan bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, davacının yurt dışından satın aldığı 3 adet konşimento muhteviyatı toplam 7.216.00 M/Ton paletlenmiş buğday kepeğinin M/V REBORN gemisi ile Ukrayna'dan İskenderun Limanına getirildiği, 2008/128 D.İş sayılı tespit dosyasında bilirkişi kurulunca yükün hasarlandığı tespit edilmiş ise de 2008/154 D.İş, 2008/14 D.İş, 2008/123 D.İş, 2008/124 D.İş ve 2008/142 D.İş sayılı dosyalarında yapılan tespitler ve bozma sonrası alınan 18/03/2014 tarihli bilirkişi raporları sonucu geminin yola, yüke ve denize elverişli olduğu, dava konusu yükün taşıma sırasında hasarlanmadığı, yükte deniz suyu bulaşığı olmadığının birbirini teyit eden bilirkişi raporlarıyla sabit olduğundan 2008/128 D.İş sayılı dosyasında alınan bilirkişi raporuna itibar edilmediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.

1- Dosyadaki yazılara, mahkemece uyulan bozma kararı gereğince hüküm verilmiş olmasına, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davacı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.
2- Dava, taşıma sözleşmesinden kaynaklanan alacağın ve fer’ilerinin temini amacıyla davalıya ait gemi üzerinde kanuni rehin hakkı tanınmasına karar verilmesi istemine ilişkindir. Davacı vekili, davasını maktu harç yatırmak suretiyle açmıştır. Davalı tarafça yargılama sırasında bu yönde bir itiraz ileri sürülmemiştir. Mahkemece bu yönde bir saptama yapılmadan davanın esası hakkında gerekli araştırma yapılarak davanın reddine karar verilmiş; davalı taraf lehine de tarife uyarınca nispi vekalet ücretine hükmedilmiştir. Ancak mahkemece, başlangıçta yatırılan maktu harç ile yetinilerek, harcın ikmal ettirilmesi yoluna gidilmeksizin yargılama bitirilip davanın esası hakkında ret kararı verilirken, yargılama aşamasında davalı tarafın da eksik harcın tamamlatılması konusunda bir itirazı olmadığı halde davalı yararına nispi vekalet ücretine hükmedilmesi doğru görülmemiş (Emsal Yargıtay HGK’nin 07.05.2014 tarih 2013/17-1828 K. 2014/583K.) ve hükmün açıklanan bu nedenle bozulması gerekmiş ise de anılan yanlışlığın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden, hükmün bu yönden davacı yararına düzeltilerek onanmasına karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin diğer temyiz itirazlarının reddine; (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazının kabulü ile hüküm fıkrasının 4. nolu bendinde “davalı kendisini vekille temsil ettirdiğinden AAÜT hükümleri uyarınca hesaplanan 67.983,00 TL nispi vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya ödenmesine” ibaresinin hüküm fıkrasından çıkarılarak yerine “davalı kendisini vekille temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT hükümleri uyarınca 1.800,00 TL maktu vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya ödenmesine” ibaresinin eklenmesi suretiyle kararın davacı yararına DÜZELTİLEREK ONANMASINA, takdir olunan 1.630,00 TL duruşma vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, ödediği peşin temyiz harcının isteği halinde temyiz edene iadesine, 05/04/2018 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.

T.C.

YARGITAY

11. Hukuk Dairesi

ESAS NO: 2017/3047

KARAR NO: 2017/7579

Dairemizce verilen 22/06/2016 gün ve 2016/4931 E. 2016/6886 K. sayılı karar usul ve yasaya uygun olup mahkemece verilen direnme kararının yerinde olmadığı anlaşıldığından, temyiz incelemesi yapılmak üzere 6763 sayılı Kanunun 43. maddesi ile değişik 6100 sayılı HMK’nın 373. maddesinin 5. fıkrası uyarınca dosyanın Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'na GÖNDERİLMESİNE, 25/12/2017 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.

T.C.

YARGITAY

11.Hukuk Dairesi

ESAS NO: 2016/493            

KARAR NO: 2016/6886          

MAHKEMESİ         : İSTANBUL 17. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

Davacı vekili, taraflar arasında düzenlenen sözleşmede bulunan tahkim şartı sebebiyle hakem heyeti tarafından karar verildiği, ancak hakem heyetinin 6100 sayılı HMK hükümlerini uygulamasının yerinde olmadığını, müvekkil şirketin hakeminin seçilmesinde sözleşmedeki usule uyulmayıp hakemin mahkeme tarafından tayin edildiğini, genel mahkemelerde görülmekte olan dava nedeniyle derdestlik hali bulunmasına rağmen tahkimin yerinde olmayan gerekçe ile derdestlik itirazını reddettiğini ve davalının mahkemeye başvurmakla tahkimden vazgeçmiş sayıldığı halde feragate dayalı itirazın kabul edilmediğini, genel mahkemenin müvekkilinin sözleşmenin geçersizliğine ve/veya sözleşmenin haklı sebeple feshedildiğine ilişkin taleplerinin tahkimde karara bağlanmasına hükmettiği halde tahkimin müvekkilin taleplerinin genel mahkemede değerlendirildiğinden  ve bu hususun kesin hüküm teşkil ettiğinden bahisle  verdiği kararın yerinde bulunmadığını, HMK'nın usul hükümlerine de uyulmadığını, tarafların eşitliğine ve hukuki dinlenilme haklarına riayet edilmediğini, hakemlerin muhasebe ve mali hususlarda uzman olmadığı halde denetime elverişli bir hesap raporu alınmadan karar verdiğini, kararın kamu düzenine aykırılık teşkil ettiğini,  BK'nın 19 ve 20. maddeleri uyarınca sözleşme geçersiz olduğu halde hakem heyetinin bunu dikkate almadığını, davalının bizzat sözleşmeyi ihlal ettiğini, müvekkilinin her hangi bir süre vermeden sözleşmeyi fesih hakkının bulunduğunu, tazminatın yanlış hesaplandığını ileri sürerek 13.01.2014 tarihli hakem heyeti kararının iptalini talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili, iptal davasında maddi hukuk esaslarının incelenemeyeceğini, hakem kararının üç profesör tarafından oy birliği ile verildiğini, ihtara rağmen davacı hakemini seçmeyince mahkeme tarafından hakem atandığını, tahkim yargılamasının usulüne uygun yürütüldüğünü, kamu düzenine aykırılık bulunmadığını, yürürlüğe girişinden sonra HMK hükümlerinin uygulanmasının yerinde olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.                                        

Mahkemece Dairemiz bozma ilamına uyularak yapılan yargılamaya göre; hakemlerin seçilme usulünde yasa ve sözleşmeye aykırılık bulunmadığı, CD ortamında kaydedilen duruşma tutanaklarının sonrasında deşifre edilerek dosyaya konulmuş olduğu, davalı alacaklının tahkim usulünden feragat etmediği, ancak HMK 431. maddesine göre hakemlerin uzmanlıkları olmayan bir alanda tahkim sürecinde bilirkişi raporu alınmasına karar verebileceği,  uyuşmazlık kapsamında haksız fesih nedeniyle tazminat hesabı yapılmasının uzmanlık gerektirdiği, tarafların ticari defter ve kayıtları incelenerek ek sözleşmenin 4. maddesi doğrultusunda hesaplama yapılması gerektiği, hukukçulardan oluşan ve aralarında hesap uzmanı bulunmayan hakem heyetinin bu hesaplamayı yapamayacağı ve ayrıca Borçlar Kanunu 161/son fıkrası uyarınca tazminattan tenkis yapılması durumun resen dikkate alınması gerektiği ve kamu düzeninden olduğu gerekçesiyle davanın kabulü ile 13.01.2014 tarihli hakem kararının HMK'nın 439/2-e-ğ bendi gereği iptaline karar verilmiştir.

Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.

Dava, hakem heyeti kararının iptali istemine ilişkin olup, hakem heyeti kararlarının iptalini düzenleyen 6100 sayılı HMK'nın 439. maddesinde hangi şartlarda hakem kararlarının iptal edilebileceği dokuz bent halinde sayılmıştır. Davacı vekili iddialarını HMK'nın 439/2-b.ç.d.e.ğ. bentlerine dayandırmış, mahkemece 439/2-e. ğ. bentlerindeki koşulların gerçekleşmiş olduğu, hakem heyetinin uzmanlığı olmadığı halde tazminat hesabı yaptığı, bunun yerine bilirkişiden rapor alması gerektiği ve davacının mahvına yol açabilecek miktardaki tazminattan BK 162/son fıkrası uyarınca tenkis yapılabileceğinin dikkate alınmadığı gerekçeleriyle hakem kararının iptaline karar verilmiştir. Taraflar arasındaki sözleşmeyle aralarında çıkacak uyuşmazlıkların hakem heyeti kararıyla çözüleceği kararlaştırılmış, buna göre oluşturulan üç kişilik hakem heyeti incelemeleri sonucunda bir karara varmıştır.  Hakem heyeti, süreci yürütürken bilirkişiden rapor alıp almamakta takdir hakkına sahip olduğu gibi, uygulanacak hukuk kurallarının tespiti ve tahlili de hakem heyetine aittir. Hakem heyeti kararının esası, yerinde olup olmadığı, hukuku doğru uygulayıp uygulamadığı gibi hususlar hakem heyeti kararının iptali istemli davada tartışma konusu yapılamayacak olup, mahkemece bu nedenlerle davanın reddi gerekirken hakem heyetinin takdirine ve kararının esasına yönelik değerlendirilmeler yapılması doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir.

SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün davalı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 22/06/2016 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.

KARŞI OY

Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına, 6100 sayılı HMK 439/2-e,ğ maddesi hükümlerine göre yerel mahkeme kararının onanmasına karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile bozulmasına ilişkin sayın çoğunluk görüşüne karşıyım.                                                                            

T.C.

İSTANBUL

17.ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

GEREKÇELİ KARAR

ESAS NO: 2016/322 Esas

KARAR NO: 2017/134

DAVA      : Hakem Kararının İptali

DAVA TARİHİ        : 13/02/2014

KARAR TARİHİ     : 03/05/2017

KARAR YAZIM TARİHİ        : 11/05/2017

Mahkememizde görülmekte olan Hakem Kararının İptali davasının yapılan açık yargılaması sonunda,

GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava; HMK nın 439. Maddesine dayalı olarak açılan hakem kararının  iptali istemine ilişkin olup,  davacı  tarafça  davacı  şirketin hakeminin  seçiminde taraflar arasında imzalanan  sözleşmede belirtilen usule uyulmadığı zira tahkim yargılaması başlamadan önce müvekkili şirket tarafından şirketin eski yöneticileri ile tahkim davasının davacısı Marin Römorkör aleyhine Beyoğlu 1. ATM nin  2006/182 E. Sayılı  dosyası üzerinden dava açıldığı , davada   davacı şirket tarafından Marin Römorkör  ile imzalanan  14/03/2004 tarihli  sözleşmenin  geçersizliğinin veya  haklı sebeple  feshedildiğinin tespiti ile Gulf1 , Gulf2 ve Gulf 3 römorkörlerinin  davacıya iadesinin talep edildiği, iş bu dava devam ederken  davalı tarafından sözleşmesinin 17. Maddesine dayalı olarak davacının sözleşmeye aykırı davranışlarda bulunduğu gerekçesi ile uğranılan zararların tazmini için tahkim prosedürünün başlatıldığı,  bu kapsamda Beyoğlu 31. Noterliğinden çekilen ihtarname ile  davacıdan  7 gün içerisinde hakemini atamasının istendiği, davacı tarafından ise Beyoğlu 1. ATM de açılan  dava kesinleşinceye kadar hakem bildirme zorunluluğunun olmadığının cevaben bildirildiği  davalının İstanbul 7. ATM nin 2006/701 E. Sayılı dosyasında açtığı davada hakem seçilmesini talep ettiği , mahkemenin  Beyoğlu 1. ATM deki davayı bekletici mesele yaptıktan sonra hakem ataması yaptığı oysaki davacı tarafından Beyoğlundaki davanın kesinleşmesine müteakip 7 gün içerisinde hakem seçimi yapıldığı halde İstanbul 7. ATM nin bunu  dikkate almayarak hakem atadığını, bu nedenle hakem atamasının usulsuz olduğunu,  davalı şirketin tahkim davasının yanı sıra İstanbul Anadolu  11. ATM nin 2013/198 E. Sayılı dosyasında davacı şirket aleyhine 14/03/2004 tarihli sözleşmeye aykırılık nedeniyle uğradığı zararların tespiti ve tanzimi istemli dava açtığı işbu dava ile tahkimde açılan davanın  konusu ve taraflarının birebir aynı olduğunu bu nedenle   hakem heyetinden  İstanbul Anadolu 11. ATM nin 2013/198 E. Sayılı dosyası  nedeni ile  tahkimde açılan davanın    derdestlik nedeni ile reddinin talep edildiğini ancak bu taleplerinin  kabul edilmediğini bu nedenle de hakem kararının iptali gerektiğini zira davacının zararının tazmini için mahkemeye başvurmakla uyuşmazlığın  tahkimde karara bağlanması yönündeki  iradesinden  vazgeçmiş olduğunu hakem heyeti tarafından davacı şirket ile Marin Römorkör arasında imzalanan 14/03/2004 tarihli sözleşmenin geçersizliğine ve haklı sebep ile feshedildiğine ilişkin  talepleri yönünden yetkisiz olunduğuna karar verildiğini, hakem heyetinin  bu kararınında iptali gerektiğini, hakem heyetinin  HMK nın 429. Maddesine göre 03/07/2013 tarihinde yapılan duruşma için tutanak tanzim edip taraflara tebliğ etmediğini,  tarafların  duruşmadaki beyanlar hakkında diyeceklerini bildirmek için son süre vermeden hüküm tesis ettiğini bu sebeple de kararın iptali gerektiğini, HMK nın 431. Maddesine göre hakem heyetinin uzmanlık alanı dışında  kalan konularda bilirkişi tayin etme yetkisi bulunduğu, hakem heyetinin  hukukçulardan  teşekkil  ettiği  halde  davalının tazminat talebine esas olarak sunduğu faturalar hakkında bilirkişi incelemesi yaptırılmadan  Marin Römorkörün tazminat talebinin  kabulüne karar verildiği oysaki muhasebe ve  mali hususlar bakımından uzmanlığı bulunmayan hakemlerin bu konuda uzmanlığı bulunan bilirkişilere  teknik inceleme yaptırarak  karar vermeleri gerektiği halde bilirkişi incelemesi yaptırılmadığı HMK nın 439/2-f . Maddesinde kamu düzenine aykırılığın  iptal sebebi olarak kabul edildiği dava konusu sözleşmenin  rekabete neden olarak  Dekaşı mali açıdan çökerttiği sözleşme ile  tek teşkilat olarak  izin verilmiş  konsorsiyum ortakları Dekaş ve Medmarine şirketlerinin kılavuzluk ve römorkör hizmetlerini  ayrı ayrı kendileri veren  2 ayrı teşkilat haline gelerek yönetmeliğe  aykırı olarak birbirleri ile rekabete giriştikleri  sözleşme ile sıkı bir rekabet ortamı yaratılmdığından kılavuzluk ve römorkaj  hizmetleri teşkilatları hakkındaki yönetmelik hükümlerinin  ihlal edildiği, sözleşme hükümlerinin  müvekkili şirketin iktisadi varlığını ortadan kaldırmaya yönelik maddeler içerdiği bu nedenle tahkimde açılan  asıl davanın kabulüne  ve karşı davanın reddine  karar verilmiş olmasının  kamu düzenine de aykırılık teşkil ettiği , hakem kararında  sözleşme ve ek sözleşmenin uygulanmasından kaynaklanan geçersizliğin ve haklı sebeplerle sözleşmenin feshedildiğini  tespitine ilişkin yapılan değerlendirmelerin hatalı olup , kararın bu  sebeplede iptali gerektiği, hakem mahkemesinin  bu şekilde ki uygulamalarının  tarafların eşitliği ilkesine  ve hukuki dinlenilme hakkına  aykırılık teşkil ettiği   nedeni ile hakem kararının  iptali talep edilmiştir.

Davalı vekili cevap dilekçesinde  özetle,  hakem kararına karşı açılan iptal davalarında mahkemenin  sadece  şekli yönden  ve  kanunda  sınırlı olarak sayılan iptal sebepleri çerçevesinde  inceleme  yapabilecekleri , hakemlerin  maddi hukuk esaslarının doğru uygulanıp  uygulamadıklarının mahkemece denetlenemeyeceği,  HMK nın 439. Maddesinde iptal sebeplerinin tahdidi olarak sayıldığını, bu hükümde yer alan iptal sebeplerinin kıyas yada yorum yolu ile  genişletilemeyeceği gibi  yeni sebeplerde eklenemeyeceğini  iptal davasında maddi hukuk esaslarının incelenemeyeceğini, hakem kararının üç profesör tarafından oy birliği ile verildiğini, ihtara rağmen davacı hakemini seçmeyince mahkeme tarafından hakem atandığını, tahkim yargılamasının usulüne uygun yürütüldüğünü, kamu düzenine aykırılık bulunmadığını, yürürlüğe girişinden sonra HMK hükümlerinin uygulanmasının yerinde olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.

Marin Römorkör ve Kılavuzluk A.Ş  vekili tarafından 01/08/2011 tarihinde  hakemde açılan davada ,  taraflararasında  davalının temin edeceği römorkaj ve kalamar  hizmetlerinin sözleşme ile  karalaştırılan  esaslar çerçevesinde  davalı adına müvekkili tarafından yerine getirilmesi ve buna karşılık davalı ile  sözleşmede yer alan taahhütlerinin ifasına ilişkin olarak  14/03/2004 tarihli  ana sözleşme imzalandığını,  daha sonrada  taraflar arasında ortaya çıkan  yeni sorunların halli için  11/01/2005 tarihli ek sözleşme imzalandığını,  ek sözleşmenin  davalının 3 adet römorkörünün müvekkiline  satışına ilişkin olduğunu, 2 yıl sonra  davalı tarafından  Beyoğlu 1. ATM nin 2006/182 E. Sayılı dosyası ile  sözleşmenin  haklı nedenle feshedildiğinin tespiti,  kendisine satılan römorkörlerin iadesi  ve tazminatın  tahsili istemine ilişkin açılan davanın reddine karar verilip ,  kararın kesinleştiğini ancak  davalının  sözleşmenin gereğini yerine getirmediğinden müvekkilinin zarara uğradığını, elde edeceği kardan  yoksun kaldığını bu zararın  ana sözleşmenin  4. Maddesine göre  hesaplanması gerektiğini ileri sürerek,  44,816,433,27 TL haksız fesih tazminatının sözleşmenin feshedildiği 31/05/2006 tarihinden itibaren faizi ile birlikte davalıdan tahsilini talep etmiştir.

 Davalı karşı davacı Deniz Kılavuzluk A.Ş vekili tarafından hakem dosyasına sunulan cevap ve karşı dava  dilekçesinde, davacının  bizati kendisinin  hukuka aykırı  davranışlar içerisinde olduğunu,  müvekkilinin  taraflar arasında düzenlenen sözleşmeleri haklı nedenlerle feshettiğini, davacının taleplerinin haksız olduğunu savunarak, asıl  davanın reddi ile  müvekkilinin  davacıya  borçlu olmadığının tespitine, 14/03/2004 tarihli sözleşmenin  geçersizliğinin veya  haklı sebeple feshedildiğinin  tespiti ve iptaline  müvekkilinin  ek sözleşme kapsamında karşı tarafa vermiş olduğu  Gulf1 Gulf2 ve Gulf3 römorkörlerinin müvekkiline iadesine ve şimdilik 13.694.866 TL tazminatın faizi ile birlikte  davacı karşı davacıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir.

Dosya kapsamına göre; Denizcilik Müsteşarlığının 06/06/1996 tarihli yazısı ile İzmit Körfezi, 27/11/1997 tarihli olur yazısı ile de İskenderun Körfezi için verilen kılavuzluk ve römorkaj teşkilatı izin belgesi ile Deniz  Kılavuzluk A.Ş ve dava dışı Med Marine Limited Şirketi müşterek teşebbüsüne 20 yıllık süre için Türk ve yabancı bayraklı gemilere kılavuzluk, römorkörcülük (yedekleme-refakat), murin bot ve palamar hizmetleri verilmesinin kabul ve taahhüt edildiği,  daha sonra  Deniz Kılavuzluk A.Ş ( Dekaş) ile Marin Römorkör ve Kılavuzluk A.Ş arasında idare tarafından verilen izin kapsamında  Dekaşın temin edeceği  römorkaj ve Palamar hizmetlerinin  sözleşmede kararlaştırılan esaslar çerçevesinde Dekaş adına Marin  Römorkör ve Kılavuzluk A.Ş tarafından yerine getirilmesi  konusunda 14/03/2004 tarihli ana  sözleşme imzalanarak  buna ilaveten 11/01/2005 tarihli ek sözleşme düzenlendiği, ek  sözleşmenin Dekaşın Marin Römorköre  satıp devredeceği Gulf1, Gul2 ve Gulf 3 isimli römorkörlerin satışı konusunda   tarafların vardıkları mutabakata  ilişkin olduğu  sözleşmelerin uygulanmaya başlamasından sonra  Dekaşın Beyoğlu 1. ATM nin 2006/186 E. Sayılı dosyasında  ana sözleşme ve eklerinin    haklı nedenle  feshedildiğinin tespiti ile şirket çalışanları aleyhine sorumluluk davası açtığı, sözkonusu  davadan sonra  Marin Römorkörün ana sözleşmenin 17. Maddesindeki  tahkim  şartına dayanarak tahkim prosedürünü başlattığı  kendi hakemini atadıktan sonra Dekaşa hakemini ataması konusunda ihtarname gönderdiği, Dekaşın Beyoğlu 1. ATM deki  davayı sebep göstererek   bu aşamada  hakem atamayacağını  bildirmesi üzerine  Marin Römorkörün  İstanbul 7. ATM de 2006/701 E. Sayılı  dosyasında  davalı  adına  hakem atanması için  dava açtığı, mahkemenin  Beyoğlu dosyasını bekletici mesele yaparak  bu dosyanın kesinleşmesine müteakip hakem tayin ettiği, sözkonusu  kararın  Marin Römorkör tarafından temyiz edilmediğinden  kesinleştiği,  seçilen  2 hakemin 3. Hakemi atadığı, hakem heyetine müracat eden Marin Römorkörün sözleşmenin Dekaş tarafından  haksız olarak feshedildiği iddiasına dayalı olarak  haksız fesih  tazminatı talep ettiği,  Dekaşın da  karşı dava yolu ile  ana sözleşme ve ek sözleşmenin geçersizliği nedeni ile 3 adet römorkörün satışının da geçersiz olduğundan bahisle  römorkörlerin iadesini istediği, hakem yargılaması neticesinde;  asıl dava bakımından Beyoğlu 1. ATM nin 2006/182 Esas  ve  2008/1 karar sayılı kesin hükmü nedini ile  Dekaşın  sözleşmelerin  hükümsüzlüğüne  ilişkin itirazının  değerlendirilmesine yer  olmadığına, derdestlik ve tahkimden feragate ilişkin itirazlarının reddine,  Dekaşın  Beyoğlu 1. ATM nin 2006/182 e. Sayılı dosya ile dava açıp fiilen ilişkiye son verdiği 25/05/2006 tarihinde  sözleşmeyi haksız olarak feshettiğinin tespitine,  sözleşme ve ek sözleşmeyi haksız olarak fesheden Dekaşın  davacı  Marin Römorköre 44.816.433,27 TL tazminat  ödemesine, karşı dava yönünden ise Dekaşın sözleşmeyi ve ek sözleşmeyi Beyoğlu 1. ATM nin 2006/182 E. Sayılı dosyası üzerinden  açmış  olduğu dava  ile  fiilen  sona erdirdiğinden  sözleşmenin haksız olarak feshedildiğine Dekaşın 2004 ve 2005 yıllarına  ait kılavuzluk gelirlerinin bir önceki yıla göre düşük olması nedeni ile  Marin Römorköre yönelttiği tazminat talebinin reddine karar verilmiştir.

Dekaş tarafından söz konusu hakem  kararının iptali istemi ile İstanbul 23.Asliye Ticaret Mahkemesinin 2014/57 esas sayılı dosyasında dava açılmış olup, buraca verilen görevsizlik kararının kesinleşmesi üzerine dosya mahkememize intikal etmiştir. Davacı vekili  talebinde özetle, taraflar arasında düzenlenen sözleşmede yer alan tahkim şartı sebebiyle hakem heyeti tarafından karar verildiği, ancak hakem heyetinin 6100 sayılı HMK hükümlerini uygulamış olmasının yerinde olmadığını, müvekkili şirketin hakeminin seçilmesinde sözleşmedeki usule uyulmayıp, hakemin mahkeme tarafından tayin edildiğini, genel mahkemelerde görülmekte olan dava nedeniyle derdestlik hali bulunmasına rağmen tahkimin yerinde olmayan gerekçe ile derdestlik itirazının reddettiğini, davalının mahkemeye başvurmakla tahkimden vazgeçmiş sayıldığı halde buna dair itirazlarının kabul edilmediğini, genel mahkemenin müvekkilinin sözleşmenin geçersizliğine ve sözleşmenin haklı sebeple feshedildiğine ilişkin taleplerinin karara bağlanmasına hükmettiği halde tahkimin müvekkilinin taleplerinin genel mahkemede değerlendirildiğinden ve bu hususun kesin hüküm teşkil ettiğinden bahisle verdiği kararın yerinde bulunmadığını, HMK'nun usul hükümlerine uyulmadığını, tarafların eşitliğine ve hukuki dinlenme haklarına riayet edilmediğini, hakemlerin muhasebe ve mali hususlarda uzman olmadığı halde denetime elverişli bir hesap raporu alınmadan karar verildiği, kararın kamu düzenine aykırılık teşkil ettiği ileri sürülerek 13/01/2014 tarihli hakem heyeti kararının iptalini talep etmiş olup, mahkememizce yapılan yargılama sonunda 03/02/2016 tarihli karar ile davacı yanın diğer iptal sebeplerinin reddi ile hakem kararının iki nedenden dolayı  iptaline karar verilmiştir.

İptal nedenlerinden birincisi Marin Römorkör lehine hükmedilen haksız fesih tazminatının hesabı yapılırken muhasebe ve finans uzmanı bilirkişi marifeti ile defter ve kayıtlar üzerinde inceleme yapılarak  sözleşmenin 4. Maddesinde  belirtilen  sürede  elde edilecek gelirin  belirlenmesi ayrıca "muhtemel gelir" kavramının   net geliri mi yoksa  brüt  karı mı  ifade ettiğinin muhasebe ve finans uzmanınca değerlendirilerek  bu konudada  bilirkişi raporu alınması gerektiği  halde hakemlerce belirtilen hususlarda  bilirkişi incelemesi yaptırılmadan haksız fesih tazminatına hükmedilmiş olmasının HMK nın 439/2-e maddesine  aykırı olduğu  kabul edilmiştir. Cezai şart niteliğindeki haksız fesih tazminatına hükmedilirken kamu düzeninden olan tenkis hükmünün hakemlerce kararda değerlendirilmemiş olmasının  HMK'nın 439/ğ maddesine aykırılık teşkil ettiği kabul edilerek bu husus 2. iptal sebebi olarak değerlendirilmiştir.

 Mahkememizce verilen  iptal kararı   davalı Marin Römorkör ve Kılavuzluk A.Ş tarafından  süresinde temyiz edilmiş olup  temyiz dilekçesinde özetle; hakem kararlarının iptali davalarının  temel ilkelerinden biri olan revizyon yasağı hakem heyetinin tazminat miktarını hesaplarken  kullandığı yöntemin iptal  davasında incelenmesini ve değerlendirilmesini engellediğinden hakemler tarafından bilirkişi incelemesi yapılmaksızın karar  ihtihaz edilmesinin HMK nın 439/2-e maddesine göre hakem kararının  iptali gerektiği yönündeki  oy çokluğu  ile verilen   kararın  usul ve yasaya aykırı olduğu , mahkemenin hakem heyetinin hukuku  doğru uygulayıp uygulamadığını   değerlendiremeyeceği ve kabul ettiği sonuçları inceleme konusu yapamayacağını  HMK nın 439. Maddesinde hakem kararının iptal edilebilme sebeplerinin sınırlı olarak sayıldığı  dolayısıyla iptal sebeplerinin genişletilemeyeceği ve kıyas ve yorum yolu ile yeni sebepler eklenemeyeceği  anılan yasa maddesinde  hakem kararının  esas bakımından incelenmesini gerektirecek herhangibir iptal sebebinin bulunmadığı  gerek yerel tahkimde  gerekse  Milletlerarası  tahkimde açılan  iptal davaları bakımından genel ilkelerden  biri olan kararın esastan incelenmesi yasağının  hakemlerin  hukuku  doğru uygulayıp uygulamadığının incelenememesi anlamına geldiği  hakem yargılaması için  bilirkişi incelemesi yaptırılması  bir zorunluluk olmayıp  hakemlere tanınan bir yetki olduğu  hakem mahkemesi  gerekli gördüğü taktirde  bilirkişi incelemesi  yaptırabileceği  olayda  müvekkilinin alacağının   net  delillere ve belgelere dayandığı  bu nedenle  bu konuda  bilirkişinin görüşüne başvurulmasının  sözkonusu olamayacağı  mahkeme  kararının  muhalefet şerhindeki değerlendirmeninde  sözkonusu yasal düzenleme ve emsal kararlar nazara alınarak yapıldığından isabetli olduğunu  öte yandan mahkemenin oy çokluğu ile verdiği kararında haksız fesih tazminatına  cezai şarta ilişkin hükümlerin uygulanması gerektiğine,  tacir olan davacı bakımından da   ticari hayatının mahfına neden olması halinde  resen nazara alınması  gerektiğine ilişkin  değerlendirmenin isabetsiz ve işin esasına yönelik olduğu  ileri sürülerek  oy çokluğu ile verilen kararın  bozulmasına karar verilmesi talep edilmiştir.

Davacı vekilinin  temyiz talebi üzerine  dosya Yargıtaya gönderilmiş olup , Yargıtay 11. Hukuk  Dairesinin 2016/4931 esas ve 2016/6886 karar sayılı ilamı ile "6100 sayılı HMK'nın 439. maddesinde hangi şartlarda hakem kararlarının iptal edilebileceği dokuz bent halinde sayıldığı,  davacı vekili iddialarını HMK'nın 439/2-b.ç.d.e.ğ. bentlerine dayandırdığı, mahkemece 439/2-e. ğ. bentlerindeki koşulların gerçekleşmiş olduğu, hakem heyetinin uzmanlığı olmadığı halde tazminat hesabı yaptığı, bunun yerine bilirkişiden rapor alması gerektiği ve davacının mahvına yol açabilecek miktardaki tazminattan BK 162/son fıkrası uyarınca tenkis yapılabileceğinin dikkate alınmadığı gerekçeleriyle hakem kararının iptaline karar verildiği, taraflar arasındaki sözleşmeyle aralarında çıkacak uyuşmazlıkların hakem heyeti kararıyla çözüleceğinin  kararlaştırıldığı, buna göre oluşturulan üç kişilik hakem heyeti incelemeleri sonucunda bir karara varılmış olduğu,  hakem heyeti süreci yürütürken bilirkişiden rapor alıp almamakta takdir hakkına sahip olduğu gibi, uygulanacak hukuk kurallarının tespiti ve tahlili de hakem heyetine ait olduğu, hakem heyeti kararının esası, yerinde olup olmadığı, hukuku doğru uygulayıp uygulamadığı gibi hususlar hakem heyeti kararının iptali istemli davada tartışma konusu yapılamayacak olup, mahkemece bu nedenlerle davanın reddi gerekirken hakem heyetinin takdirine ve kararının esasına yönelik değerlendirilmeler yapılmasının doğru görülmediği..."  gerekçesi ile hükmün bozulmasına oy çokluğu ile karar verilmiştir.

 Bozma ilamında  özetle,  hakem heyetinin süreci  yürütürken  bilirkişiden  rapor alıp almamakta  taktir hakkına sahip olduğu, uygulanacak hukuk kurallarının  tespiti  ve tahlilinin hakem heyetine ait olduğu  bu nedenle  hakem heyeti kararının esası, yerinde olup olmadığı  hukukun doğru uygulanıp uygulamadığı gibi hususların hakem kararlarının iptali istemli davada tartışma konusu yapılamayacağı  bozma gerekçesi olarak gösterilmiş ise de , emsal nitelikte olan    Yargıtay  15. Hukuk Dairesinin 29/05/2006 tarihli 2006/1928 - 3124 esas ve karar sayılı ilamında " ... Hakemlerin   sözleşme ile   kararlaştırılmış yargılama usulü varsa bunu uygulamaları, taraflarca  kararlaştırılmış yargılama usulü yoksa hakemlerin uygulayacakları yargılama usulünü tayin etmeleri , HUMK nın 526. Maddesi uyarınca  taraflardan delillerini istemeleri  tarafların  beyanlarınıda dikkate alarak uyuşmazlığın çözümünde uygulanacak kararları kararlaştırmaları gerekli tutanakları düzenlemeleri, gerekirse bilirkişi incelemesi yaptırıp  iddia savunma ve tüm delilleri değerlendirerek sonucuna göre  karar vermeleri ,  belirtilen usul kurallarına  uyulmadan verilen  hakem kararının  bozulması  gerektiğine..."  karar verilmiştir.  Anılan Yargıtay ilamında, tahkim yargılamasında ilamda belirtilen diğer usul hükümlerine uyulmasının yanı sıra gerektiğinde bilirkişi incelemesi yaptırılmasına işaret edilerek aksi durumun hakem kararının bozulmasını gerektirdiği kabul edilmiştir.

Medeni Kanunun 4.maddesinde "kanunun takdir yetkisi tanıdığı veya durumun gereklerini yada haklı sebepleri gözönünde tutmayı emrettiği konularda hakim, hukuka ve hakkaniyete göre karar verir" hükmü düzenlenmiştir. Anılan  yasa  maddesinin hakemlercede uygulanmasını  öngören   Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2005/15-728  esas ve 2006-1  karar sayılı kararında " ....İlgili  yasa maddeleri ile  28/01/1994  tarihli 1993/4 -1994-1  sayılı içtihatı birleştirme kararında, hakem kararının iptali davasında  inceleme şeklinin  nasıl yapılacağının belirtildiği ancak  Medeni Kanunun 4. Maddesinde taktir hakkı verilen konularda hakimin  hukuka  ve hakkaniyete  uygun karar vermesini emrettiğine göre, yargılama görevini üstlenen  hakemlerinde  hukuka  ve nesafet  kurallarına uygun karar vermeleri  gerektiği, sözkonusu içtihatı birleştirme kararındada  hakemlerin  hak ve nesafet kuralları içinde karar vermelerinin esas olduğunun kabul edildiği,  hakem kararının  dosyada mevcut olan vakalara  veya hukuka  yahut  hakkaniyete aykırı  bulunması halinde  bu durumun iptal nedeni olacağının İsviçre Hukukundada kabul edildiği, Fransız Hukukundaki uygulamaya göre hakemlerin  kamu düzeni ile ilgili kurallarada uymaları gerektiği  buradada hak ve adalete göre  karar verileceği hususunun kabul  edildiği,  hakem kararının maddi hukuk  ve  sözleşmelere uygun bulunup bulunmadığı konusu  temyiz konusu yapılmasa dahi  kararın  hak ve nesafet kurallarına  aykırı olup olmadığı,  bariz bir aykırılık varsa  bu   yolda bir inceleme yapılabileceği,  bunu engelleyen bir yasa hükmününde olmadığı....."  kabul edilmiştir.

Dava konusu olan uyuşmazlıkta, taraflardan birinin sözleşmeyi haksız şekilde feshetmesi halinde karşı yana tazminat ödeme yükümlülüğünün olduğu, haksız fesih tazminatının ne şekilde tespit edileceği tarafların kabulünde olan ek sözleşmenin 4.maddesinde düzenlenmiştir. İlgili sözleşme maddesinde tazminat tutarının fesih tarihinden önceki 6 ayın ortalama aylık cirosu esas alınarak toplam süreye göre elde edilmesi muhtemel gelir tutarı kadar tazminat ödeneceği kabul ve taahhüt edilmiştir. Mahkememizin  bozulan kararında ; Marin Römorkör tarafından haksız fesih tazminatı istemi ile tahkimde açılan esas davada öncelikle muhtemel gelirin   ne anlama geldiği, net geliri mi yoksa brüt kazancı mı ifade ettiğinin tespit edilmesi, tazminat hesabında net gelir yada bunun yerine brüt kazancın esas alınmasının oldukça farklı sonuçlar doğuracağı gözönüne alınarak bu konunun uzmanınca yani muhasebe ve finans konusunda uzmanlığı bulunan bilirkişilerce değerlendirilmesi gerekmektedir. Ayrıca tazminat hesabı yapılırken son 6 aylık cironun ticari defterler ile bunların dayanağı olan kayıtların bilirkişi marifetiyle incelenerek buna göre gerçek mali veriler üzerinden hesaplama yapılması gerektiği kabul edilmiştir.

Yargıtay bozma ilamından sonra dosyanın incelenmesi neticesinde ;hakem heyetince yukarıda açıklanan söz konusu hususlar gözardı edilerek  yani bilirkişi incelemesi yaptırılıp  rapor alınması cihetine gidilmeden  haksız fesih tazminatına hükmedilmesinin HMK'nun 439/2-e maddesi  ile MK'nun 4.maddesinde düzenlenen hak ve nesafet kurallarına aykırı olduğu , öte yandan BK'nun 162.maddesinde yer alan tenkis hükümleri kamu düzeninden sayıldığından  hakemlerce tenkis konusunun kararda tartışılmamış olmasının HMK'nun 439/ğ  maddesine aykırılık teşkil ettiği kanaatine varılmakla  açıklanan tüm bu hususlardan dolayı  mahkememizin önceki kararında  direnilmesine, bu kapsamda davanın kabulü ile dava konusu 13/01/2014 tarihli hakem kararının iptaline karar vermek gerekmiştir.

HÜKÜM/Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere,

1- Mahkememizin 02/03/2016 tarihli önceki kararında DİRENİLMESİNE,

2-DAVANIN KABULÜ İLE dava konusu 13/01/2014 tarihli hakem kararının İPTALİNE,

3-Karar tarihinde yürürlükte bulunan Harç Tarifesi gereğince  tayin olunan 31,40 TL karar harcından 25,20 TL peşin harcın mahsubu ile bakiye 6,2 TL harcın davalıdan  tahsili ile HAZİNEYE İRAD KAYDINA,

4-Davalı taraf vekil ile temsil olunduğundan karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince tayin olunan 1.980,00 TL vekalet ücretinin davalıdan tahsili ile DAVACIYA VERİLMESİNE,

5-Davacı tarafından yapılan yargılama gideri olan 291,00 TL'nin davalıdan tahsili ile DAVACIYA VERİLMESİNE,

6-Yatırılan gider avanslarından kullanılmayan kısmının karar kesinleştiğinde avansı yatıran tarafa İADESİNE,

Taraflar vekillerinin yüzlerine karşı,  kararın tebliğinden itibaren 15 gün içerisinde  yasa   yolu (Hukuk Genel Kurulu yolu) açık olmak üzere  oy birliği ile verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı.  03/05/2017

T.C.

YARGITAY

11.Hukuk Dairesi

ESAS NO: 2017/3704

KARAR NO: 2017/7581           

MAHKEMES: İSTANBUL 17. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

                  (DENİZCİLİK İHTİSAS MAHKEMESİ SIFATIYLA)

Davacı vekili,  davacı tarafından sigortalı, alıcısı Seba International Ltd. olan profil boru yükünün Kdz. Ereğli - Houston arasında taşınması için M/V HIGHGATE Gemisine yüklendiğini, yükün taşıma sırasında hasarlandığını, davalının sigortalısına 71,516.60 USD tazminat ödediğini, davalı gemi donatanı ile diğer davalı konişmentoda yükleyici olarak belirtilen MMZ Onur Boru Pr. Ür. San. ve Tic. A.Ş'nin zarardan müteselsilen sorumlu olduklarını, taşıma konusu profil boruların satılması sonrasında alıcıların deposuna ulaşan 1123 adet profil boruda hasar tespit edildiğini, yapılan ekspertiz incelemesinde 56 adet borunun deniz suyu ile ıslanarak paslandığının, 60 adet borunun çarpma sonucu eğilip kıvrıldığının ve 1007 adet borunun ezildiğinin tespit edildiğini, davaya konu olan profil boruların gemide ambarların en alt kısmına gelecek şekilde yüklendiğini ve gemide taşınan diğer yüklerin bunların üzerine gelecek şekilde istiflendiğini ileri sürerek, 3.575,83 USD'nin davalı donatandan 3095 sayılı Yasa'nın 4/a maddesi gereğince uygulanacak faiziyle birlikte tahsilini, 67.940,77 USD'nin ise davalılardan müteselsilen 3095 sayılı Yasa'nın 4/a maddesi gereğince uygulanacak faiziyle birlikte tahsilini talep ve dava etmiştir.

Davalı taşıyan vekili, dava dilekçesinin tahkim şartı nedeni ile görev yönünden reddi gerektiğini, davacının aktif husumet ehliyetinin bulunmadığını, malın nihai alıcılarının hasardan dolayı malın bedelini ödemediğine veya eksik ödediğine ilişkin herhangi bir beyan bulunmadığını, sigorta poliçesinin geminin yüklemeyi tamamlayıp yola çıkmasından sonra tanzim edilmiş olması nedeniyle dava şartının noksan olduğunu, süresinde yapılmış bir zarar ihbarının ve zarar ile ilgili herhangi bir tespite ilişkin bildirimin olmadığını, gemi kaptanına verilmiş herhangi bir protesto mektubu olmadığını, malların hasar tespit incelemesi talebinin malların tesliminden 3 ay sonra yapıldığını, süresinde ihbar ve tespit yapılmadığını, emteanın taşıma sırasında hasarlandığını gösteren bir delilin bulunmadığını, taşıyanın iddia edilen mekanik hasar ve deniz suyu ile ıslanma hasarından sorumlu tutulamayacağını savunarak, davanın reddini istemiştir. 

Diğer davalı vekili, müvekkilinin yükleme ve istiflemeye ilişkin yükümlülüklerini tam olarak yerine getirdiğini, bu durumun bağımsız gözetim firmasının hazırladığı raporda da gösterildiğini, yükleme ve istiflemede alıcı firmanın direktiflerinin yerine getirildiğini, dava konusu olayda müvekkiline sorumluluk yüklenemeyeceğini savunmuştur.

Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve dosya kapsamına göre; TTK'nin 1066. maddesi uyarınca usulüne uygun bir hasar ihbarının yapılmadığı, ancak aynı Kanunun 1066/3 maddesi uyarınca davacının hasarın taşıyanın sorumlu olduğu bir sebepten kaynaklandığını ispat etmesi gerektiği, deniz suyu hasarı ve  mekanik hasar ile ilgili davalıların sorumlu olmadığı, ezilme hasarının yükün gemiye yanlış yüklenmesi ve istifi sonucu oluştuğu ve bu zarardan her iki davalının sorumlu bulunduğu gerekçesiyle; davanın kısmen kabulüne, 57.701,59 USD'nin dava tarihinden itibaren işleyecek 3095 sayılı Yasa'nın 4/a maddesi uyarınca devlet bankalarının USD'de ile açılmış 1 yıl vadeli mevduat hesabına ödediği en yüksek faiz oranı üzerinden işleyecek faizi ile birlikte davalılardan müteselsilen tahsiline, fazlaya ilişkin istemin reddine karar verilmiştir.

Kararı, davalılar vekilleri temyiz etmiştir.

1- Dava, nakliyat emtia sigorta poliçesi ile sigortalı yükün deniz yolu ile taşınması sırasında hasarlanması nedeniyle davacı sigortacının sigortalısına yaptığı ödemenin davalılar taşıyan ve yükletenden rücuen tahsili istemine ilişkindir.

Yerel mahkemenin 09/05/2016 havale tarihli yazısı ekinde gönderilen aynı tarihli dilekçe ile davacı vekilinin davalılardan MMZ ONUR Boru Profil Üretim San. ve Tic. A.Ş. hakkındaki davasından feragat ettiğini bildirdiği, yine davalı MMZ ONUR Boru Profil Üretim San. ve Tic. A.Ş. vekilinin haklarındaki davanın feragat nedeniyle reddine karar verilmesini talep ettiğini, masraf ve vekalet ücreti istemediğini belirten dilekçe ibraz ettiği anlaşılmaktadır.

Uyuşmazlık, tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edebilecekleri niteliktedir. Davadan feragat karar kesinleşinceye değin yapılabilir ve HMK’nin 307 vd. maddeleri uyarınca yapıldığı anda kesin hükmün sonuçlarını doğurur. Öte yandan, HMK’nin 74. maddesi uyarınca davadan feragat için vekilin vekaletnamesinde özel olarak yetkilendirilmiş olması gerekir.

Bu öncelik ve belirtilen yasal ilkeler dairesinde yapılan incelemede yerel mahkeme kararının mümeyyiz davalılar tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla henüz kesinleşmediği anlaşıldığından davacı vekilinin davadan feragate ilişkin beyanının ibraz ettiği vekaletnameler de incelenmek suretiyle yukarıda adı geçen davalı bakımından sonuç doğurucu nitelikte olup olmadığı tartışılarak bir karar verilmesi gerekmektedir.

Öte yandan, davada bir miktar tazminatın tüm davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili talep edilmiş, bir başka söyleyişle iddianın ileri sürülüş biçimine göre davalılar arasında teselsül söz konusu olmakla, davacı yan vekilinin müteselsil borçlulardan biri hakkındaki davadan ve alacak haklarından feragat etmiş olmasının, TBK’nin 166 vd. maddeleri çerçevesinde diğer müteselsil borçlu davalıya da sirayet edip etmeyeceği, feragat beyanının bu davalıyı da kapsayıp kapsamadığı hususunun da değerlendirilmesi gerekmekte olup Yargıtay İBK’nin 11/04/1940 gün ve 70 sayılı ve HGK’nin 21/11/1981 gün ve 1981/2-551 sayılı kararları uyarınca davalı MMZ ONUR Boru Profil Üretim San. ve Tic. A.Ş. hakkındaki davadan feragate ve bu feragatin diğer davalı bakımından da sonuç doğurup doğurmayacağına ilişkin değerlendirme yapılarak sonucuna göre bir hüküm verilmesini teminen yerel mahkeme kararının bozulmasına karar vermek gerekmiştir.

       2- Bozma sebep ve şekline göre, davalılar vekillerinin sair temyiz itirazlarının incelenmesine bu aşamada gerek görülmemiştir.

SONUÇ : Yukarıda (1) numaralı bentte yazılı nedenlerle hükmün BOZULMASINA, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalılar vekillerinin sair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, ödedikleri peşin temyiz harcının istekleri halinde temyiz edenlere iadesine, 26/12/2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

 

 

 

YARGITAY

11. Hukuk Dairesi

ESAS NO: 2016/3454

KARAR NO: 2017/7240           

Davacı vekili 19/11/2008 tarihli çarter (navlun) sözleşmesine göre dava dışı Amiral Shipping'in mülkiyetinde bulunan MV Amiral Akdeniz isimli gemiyle AM Galati'ye ait malların Köstence Limanından Dammam, Jebel Ali ve Mombai Limanlarına, Derince Limanından Jebel Ali'ye taşınması işini taahhüt edildiğini müvekkilinin Amiral Shipping’in sahibi ve tek ortağı olduğunu, MV Amiral Akdeniz isimli geminin yükünü aldıktan sonra sefere çıktığını ancak kötü hava koşulları sebebiyle iki defa karaya oturduğunu bir römorkörle İzmir Aliağa Limanına çekildiğini ve tüm yüklerin Aliağa Petkim Gümrük alanına 09/03/2008 tarihinde boşaltıldığını, müşterek avarya ilanı sonucu yük alıcısı dahil davalı sigortacı Medgulf A.Ş'nin yükleri teslim almadığını, yüklerin korunması ve bakımı konusunda üzerine düşen sorumlulukları yerine getirmediğini, 19/01/2009 tarihinde müşterek avarya ilan edildiğini, dispeç raporuna göre müvekkiline ait Amiral Shipping adına müşterek avarya garame alacağı doğduğunu, müşterek avarya ilanından sonra davalı sigorta şirketi Medgulf A.Ş, alıcı ve gönderilen sıfatını haiz National Fire Safety Equipment Co. Ltd'e sigorta tazminatı ödediğini, böylece yük alıcısının halefi haline geldiğini, ileri sürerek davalıdan garame payı alacağının müşterek avarya olayının meydana geldiği tarihten itibaren işleyecek avans faiziyle birlikte davalı Medgulf A.Ş.'den tahsiline, yargılama harç ve giderleriyle avukatlık ücretinin davalılar üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir.

Davalı vekili söz konusu yükün sigortacısının dava dışı The Mediterranean & Gulf Insurance & Reinsurance Company B.S.C (C) unvanlı şirket olduğunu, müvekkili şirketin Suudi Arabistan'da faaliyet gösteren The Mediterranean & Gulf Insurance & Reinsurance Company B.S.C (C) unvanlı şirketin düzenlediği sigorta poliçesi ile hiçbir ilgisinin bulunmadığını, müvekkili şirketin huzurdaki dava bakımından taraf sıfatının bulunmadığını, uyuşmazlığın tahkim yoluyla çözümlenmesi gerektiğini, Türk Mahkemelerinin milletlerarası yetkisinin bulunmadığını, müşterek avarya garame payı alacaklarının bir yılda zamanaşımına uğradığını, geminin karaya oturduğu tarihin 24/12/2008 olduğu dikkate alındığında bir yıllık sürenin uzun süre önce dolduğunu savunarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

Mahkemece, iddia, savunma, toplanan deliller ve tüm dosya kapsamına göre;  davalı sigorta şirketinin sigortalısı olan National Fire Safety  Equipment Co Ltd. şirketine ödeme yaparak halefiyet gereği yerine geçtiği müşterek avarya garame payına yönelik talep açısından konişmento eki Charter Party 40.maddesinde müşterek avarya ve tahkim yerinin Londra olduğu ve İngiltere yasalarının geçerli olduğunun belirtildiği, TTK'nin 1237.maddesinde taşıyan ile konişmento hamili arasındaki hukuki ilişkilerde konişmento esas alınır hükmüne yer verilmiş olduğu davalı sigortalısının yerine geçmekle onun haklarına sahip olması nedeniyle tahkim itirazının süresinde olduğu gerekçeleriyle davalının tahkim itirazının kabulü ile dava dilekçesinin usulden reddi ile mahkemenin görevsizliğine karar verilmiştir.

Kararı, davacı temyiz etmiştir.

 Dosyadaki yazılara kararın dayandığı deliller ile gerektirici sebeplere göre, davacının bütün temyiz itirazları yerinde değildir.

SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı, davacının bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun bulunan hükmün ONANMASINA, aşağıda yazılı bakiye 2,20 TL temyiz ilam harcının temyiz edenden alınmasına, 13/12/2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

T.C.

YARGITAY

11.Hukuk Dairesi

ESAS NO: 2017/4754

KARAR NO: 2017/6864        

Davacı vekili, dava dışı Özkan Demir Çelik San. A.Ş’nin İzmir Aliağa’dan Birkenhead İngiltere’ye ihraç edilen çelik emtiasını geniş teminat (all risks) bakımından sigortaladığını, sigortalı emtianın Emma Janneke gemisine 30/10/2010 tarihinde hasardan ari olarak yüklenip yüklemeye ilişkin olarak gemi kaptanı tarafından konişmento düzenlendiğini, 19/11/2010 tarihinde tahliye esnasında sigortalı emtianın deniz suyu ile ıslanarak paslandığının sigortalı tarafından donatana ihbar edildiğini, ardından da gemi kaptanı, P&I kulüp temsilcileri huzurunda eksperler tarafından tespit yapıldığını, zararın deniz suyu nedeniyle meydana geldiğinin tespit edildiğini, zararın 55.000 Sterlin tutarında olduğunu ve müvekkilince dava dışı sigortalıya ödendiğini, bu nedenle müvekkilinin eTK m. 1301 uyarınca halef sıfatını kazandığını, halef sıfatı ile davalıya karşı Beyoğlu 1. İcra Müdürlüğünün 2011/18166, 2011/18167, 2011/18168 ve 2011/18169 sayılı dosyalarından icra takibi başlatıldığını ancak davalının takiplere itiraz ettiğini, itirazların haksız olduğunu, ayrıca dava konusu alacağın müvekkiline eTK m. 1235/7 uyarınca gemi alacaklısı hakkı verdiğini beyanla itirazın iptalini ve müvekkili lehine %40’tan az olmamak üzere icra inkâr tazminatına hükmedilmesini talep etmiştir.

Davalı vekili, tahkim itirazında bulunarak uyuşmazlığın Londra’da tahkimde görülmesi gerektiğini, yetki itirazında bulunarak müvekkilinin Almanya’da mukim olması nedeniyle Almanya/Aurich Mahkemelerinin yetkili olduğunu, eTK m. 1067 uyarınca davacının 1 yıl içinde dava açmadığından alacağın zamanaşımına uğradığını, yabancılık unsuru olmakla uyuşmazlığa İngiliz Hukuku'nun uygulanması gerektiğini, davacının aktif husumet ehliyetinin olmadığını, konişmentoda emtianın miktarının, durumunun, kalitesinin vs hususların bilinmediğine dair şerhin bulunması nedeniyle donatanın sorumluluğuna gidilemeyeceğini, geminin eTK m. 817 uyarınca denize, yola ve yüke elverişli olduğunu, bu nedenle sefer sırasında yükte hasar meydana geldiği iddiası karşısında yolculuğun başında ve devamında geminin tekne ya da makinesinde herhangi bir elverişsizlik mevcut değilse zarar ya kaptanın ve/veya gemi adamlarının geminin sevk ve başkaca teknik idaresine ait hareketin neticesi olarak ya da eTK m. 1063 ile yedi bent halinde sayılan denizciliğin tipik bazı zarar verici olaylarından meydana gelebildiğini, bu durumlarda donatanın sorumluluğuna gidilemeyeceğini, müvekkilinin kusuru olmadığını, yükteki hasarın varlığı kabul edilse bile bunun yük ilgililerinin kusur ve/veya ihmallerinden kaynaklandığının kabulünün gerektiğini, sefer sırasında havanın kötü olduğunu, davacı tarafından eTK m. 1066 uyarınca usulüne uygun ve süresi içinde bildirim ile eTK m. 1065 uyarınca muayene yapılmadığını, kabul anlamına gelmemek kaydıyla müvekkilinin sorumlu olması halinde eTK m. 1114 uyarınca sorumluluğunun parça başı sorumluluk kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini savunarak, davanın reddini talep etmiştir.

Mahkemece, bozma ilamı doğrultusunda, TTK nın 1110. maddesine göre  taşıyan ile  gönderilen arasındaki hukuki ilişkide konşimento, taşıyan ile taşıtan arasındaki hukuki ilişkide ise navlun sözleşmesi hükümlerinin bağlayıcı olduğu, konşimentoda "Charter Party ile birlikte kullanılacaktır" kaydının yanısıra "navlun 25/10/2010 tarihli Charter sözeşmesi uyarınca ödencektir" kaydının yer aldığı, konşimento örneğinin arka yüzünde yer alan taşıma şartlarının 1. maddesinde ise "ön yüzde tarihi belirtilmiş olan Charter Party'nin tüm hüküm ve şartları, hak ve istisnaları,  tabi  olunan hukuk ve tahkim klozuda dahil olmak üzere  geçerli kılınmıştır" ibaresinin  düzenlendiği, taşıma sözleşmesinin 42. maddesinde tahkim şartının kararlaştırıldığı hususları  birlikte değerlendirildiğinde konşimentoda yer alan tahkim şartının davacının sigortalısı ile  halefiyet koşulları  gereğince davacı sigorta şirketini bağlayacağı, taraflar arasındaki uyuşmazlığın tahkimde çözümlenmesi gerektiği kanaatine varıldığından, davalı vekilinin tahkim itirazının  kabulü ile taşıma sözleşmesindeki tahkim şartı gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiştir.

Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.

 Dosyadaki yazılara, mahkemece uyulan bozma kararı gereğince hüküm verilmiş  olmasına göre, davacı vekilinin bütün temyiz itirazları yerinde değildir.

SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı, davacı vekilinin bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun bulunan hükmün ONANMASINA, temyiz harcı peşin alındığından başkaca harç alınmasına mahal olmadığına, 04/12/2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

T.C.

YARGITAY

11. Hukuk Dairesi

ESAS NO: 2015/14089

KARAR NO: 2017/1988    

MAHKEMESİ: BANDIRMA 1. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ

                          (DENİZCİLİK İHTİSAS MAHKEMESİ SIFATIYLA)

Davacı vekili,   müvekkili şirket nezdinde nakliyat emtia sigorta poliçesi ile sigortalı bulunan AB Gıda San Tic'e ait 8.382.716 Kg dökme fosforik asit emteasının, Ürdün Limanı'ndan yüklenerek MT Aşinaz Gemisi ile Bandırma Limanı'na getirildiğini, tahliye sırasında yapılan incelemede emtianın eksik olduğunun tespit edildiğini,  yapılan ekspertiz incelemesi neticesinde belirlenen hasar bedelinin 11.04.2014 tarihinde sigortalıya ödendiğini, TTK'nın 1472. maddesi uyarınca taşımada kusuru bulunan davalıdan rücu hakları olduğunu ileri sürerek, 14.029,00 TL’nin ödeme tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte  davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili,  davanın görevsiz mahkemede açıldığını mahkemece denizcilik ihtisas mahkemesi sıfatıyla 1.Asliye Hukuk Mahkemesi'ne görevsizlik kararı verilmesi gerektiğini, ayrıca mahkemenin yetkisine itiraz ettiklerini, davanın taraflar arasında yapılan Konşimento ve Çarter Parti hükümleri nazara alınarak uyuşmazlığın Londra'da tahkim yoluyla açıklığa kavuşturulması gerektiğini,  davanın esastan da reddi gerektiğini savunarak, davanın reddini istemiştir.

Mahkemece, tüm dosya kapsamına göre; konişmentonun ön yüzünde Çarter Parti ile birlikte kullanılacağının belirtildiği, Çarter Parti'de ise 50.000,00 USD'ye kadar olan anlaşmazlıkların tahkim yargılamasına tabi olacağının yazılı olduğu gerekçesiyle, davanın tahkim şartı nedeniyle usulen reddine karar verilmiştir.

Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.

Dosyadaki yazılara kararın dayandığı deliller ile gerektirici sebeplere göre, davacı vekilinin bütün temyiz itirazları yerinde değildir.

SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı, davacı vekilinin bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun bulunan hükmün ONANMASINA, aşağıda yazılı bakiye 3,70 TL temyiz ilam harcının temyiz edenden alınmasına, 10.04.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

T.C.

YARGITAY

11.Hukuk Dairesi

ESAS NO       : 2017/1071

KARAR NO   : 2017/2068    

MAHKEMESİ: KOCAELİ 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

                          (DENİZCİLİK İHTİSAS MAHKEMESİ SIFATIYLA)

Aleyhine ihtiyati haciz kararı verilen vekili, Kocaeli 1. İcra Müdürlüğü'nün takip dosyasından gönderilen ödeme emri ile müvekkiline ait geminin ihtiyaten haczedildiğini öğrendiklerini, geminin seferden men edilmesi sebebiyle müvekkili şirketin zarara uğradığını ileri sürerek TTK'nın 1371. maddesi gereğince mahkemece belirlenecek bedel mukabilinde ihtiyati haczin teminat mektubu üzerine kaydırılmasını talep etmiştir.

Mahkemece, tüm dosya kapsamına göre, verilen ihtiyati haciz kararının infaz edildiği, TTK’nın 1371. maddesi gereğince ihtiyati haczin teminat mektubu üzerine kaydırılması talebi hakkında karar verme yetkisinin icra mahkemesine ait olduğu gerekçesiyle 22.03.2016 ve 29.03.2016 tarihli ek kararlar ile talebin reddine karar verilmiştir.

22.03.2016 ve 29.03.2016 tarihli ek kararları, aleyhine ihtiyati haciz kararı verilen vekili temyiz etmiştir.

Talep, gemi üzerine konulan ihtiyati haczin teminat mektubuna kaydırılması istemine ilişkin olup, mahkemece, ihtiyati haciz kararının infaz edildiği, TTK’nın 1371. maddesi gereğince talep hakkında karar verme yetkisinin icra mahkemesine ait olduğu gerekçesiyle talebin  reddine karar verilmiştir. 6102 sayılı TTK’nın 1371. maddesi İİK’nın 266. maddesinden uyarlanarak düzenlenmiş olup, İİK’nın 266. maddesi uyarınca ise borçlu, para veya mahkemece kabul edilecek rehin veya esham yahut tahvilat depo etmek veya taşınmaz rehin yahut muteber bir banka kefaleti göstermek şartı ile ihtiyati haczin kaldırılmasını mahkemeden isteyebilir ve takibe başlandıktan sonra bu yetki, icra mahkemesine geçer. Somut olayda; aleyhine ihtiyati haciz verilen vekilinin talebi İİK’nın 266. maddesi kapsamına girmekte olup, bu neviden kararlar, İİK'nın 265. maddesinde temyiz yoluna başvurulabileceği belirtilen itiraz üzerine verilmiş kararlardan olmadığından temyizi kabil değildir. Bu nedenle temyiz isteminde bulunan aleyhine ihtiyati haciz verilen vekilinin, temyiz isteminin reddine karar vermek gerekmiştir.

SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle aleyhine ihtiyati haciz kararı verilen (borçlu) vekilinin temyiz isteminin REDDİNE, ödediği  peşin temyiz harcının isteği halinde temyiz edene iadesine, 12.04.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

T.C.

YARGITAY

11.Hukuk Dairesi 

ESAS NO: 2017/1022

KARAR NO: 2017/1894    

MAHKEMESİ: İSTANBUL ANADOLU 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

Davacı vekili, müvekkilinin kaptanı bulunduğu teknenin Marintürk isimli yat limanında çekek yerinde bulunurken yakıt tankından mazot sızdığı ve deniz kirliliğine yol açtığı iddiası ile Sahil Güvenlik Komutanlığı tarafından numune alınmak suretiyle inceleme yapıldığını, numunelerin TÜBİTAK'a gönderildiğini, analiz ücreti olarak TÜBİTAK'a 15.340.00 TL ücretin davalı tarafından ödendiğini, davalı tarafından ihtarname gönderilerek paranın ödenmesinin istendiğini, hapis hakkının kullanılacağının belirtildiğini, bu nedenle  15.340.00TL’nin davalıya ödendiğini, numune alma yetkisinin Çevre ve Orman Bakanlığına ait olduğunu, hukuka aykırı şekilde alınan numunelerin hukuka aykırı şekilde analiz ve tahlilinin yaptırıldığını, kusurunun bulunmadığını, analiz bedelinden müvekkilinin sorumlu olmadığını belirterek cebri icra tehdidi altında ödenen 15.340.00 TL’nin davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili, 2013-2014 tarihli hizmet sözleşmelerinde davacının bizzat kendisinin teknenin hem sahibi hem de kaptanı olduğunu belirttiğini ve müvekkili ile ticari ilişki kurduğunu, tekne ile ilgili her türlü durumda sorumluluğunun bulunduğunu, davacının teknesinden mazotlu su geldiğinin tespit edilmesi üzerine söz konusu durumun 31/01/2014 tarihli tutanakla tespit edildiğini, alınan numuneler üzerinde yapılan araştırmada TÜBİTAK tarafından inceleme yapılabilmesi için gereken ön ödemeyi taraflara bildirdiğini, gerekli tüm masrafları müvekkilinin karşıladığını, TÜBİTAK’a ait araştırma raporunda kirliliğin davacı taraftan kaynaklandığının tespit edildiğini savunarak davanın reddini istemiştir.

Mahkemece, tüm dosya kapsamına göre, TTK 1352. maddesinde deniz alacaklarının sayıldığını, geminin işletilmesinin sebep olduğu ziya ve hasarın deniz alacağı olduğu, deniz alacakları konusunda Deniz Ticaret Mahkemesinin görevli olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı verilerek dava usulden reddedilmiştir.

Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.

 Dosyadaki yazılara kararın dayandığı deliller ile gerektirici sebeplere göre, davacı vekilinin bütün temyiz itirazları yerinde değildir.

SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı, davacı vekilinin bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun bulunan hükmün ONANMASINA, aşağıda yazılı bakiye 2,20 TL temyiz ilam harcının temyiz edenden alınmasına, 29.03.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

T.C.

YARGITAY

11.Hukuk Dairesi 

ESAS NO: 2015/13640

KARAR NO: 2017/1662    

MAHKEMESİ: MERSİN 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

Davacı vekili, müvekkili Aviva Sigorta A.Ş.'ye nakliyat abonman sigorta poliçesi ile sigortalı Gülsan Sentetik Dokuma San. ve Tic. A.Ş.'ye ait emtianın davalı şirket tarafından yurt dışına deniz yolu ile taşınırken ıslanması sonucu hasar gördüğünü, söz konusu emtia hasarı sebebiyle davacı şirket tarafından sigortalısına 14/05/2012 tarihinde toplam 7.188,18 TL tazminat ödendiğini davacı şirketin sigortalısının halefi sıfatıyla  davalıya karşı 17/02/2012 tarihinde Gaziantep 8. İcra Müdürlüğünün 2013/51 esas sayılı dosyasında ilamsız icra takibi başlattığını, yetkisizlik ile dosyanın  Mersin 7. İcra Müdürlüğü’nün 2013/4898 esas kaydına yapıldığını, söz konusu takibe davalı şirket tarafından itirazda bulunularak takibin durduğunu, yapılan itirazın iptali ile %20 icra inkar tazminatına hükmedilmesini talep etmiştir. 

Davalı vekili, müvekkili şirketin Mersin'de Borchard Lines Ltd. Şti'nin acentesi olduğunu, bu durumun konşimento fotokopisi ve Mersin Liman Başkanlığının kayıtları ile  sabit olduğunu, TTK'nın 105. maddesinin amir hükmü gereğince taşıyıcıya karşı açılacak davalarda acentelere ancak taşıyıcıya izafeten husumet yöneltilmesi gerektiğini, bu sebeple husumet nedeniyle davanın reddine karar verilmesi gerektiğini; taşıma süresinin üzerinden bir yıl geçmekle alacak talebinin zaman aşımına uğradığını, hasar bildiriminin süresinde yapılmadığını, konişmentoda yetki sözleşmesi yapıldığını, yetkili mahkemelerin İngiltere-Londra mahkemesi olduğunu savunarak davanın  reddini istemiştir.

Mahkemece tüm dosya kapsamına göre; taşımaya konu Borubra 590MELV06 nolu konişmento gereğince sigortalı emtianın Gaziantep'ten İngiltere'deki alıcısına taşınarak teslim edildiği, konişmento içeriğine göre emtianın taşınması  işini  Borchard Lines Ltd. Şti. isimli şirket yüklenmiş olup davalı şirketin acente sıfatıyla konişmentoyu müvekkili adına imzaladığı, davalı acenta tarafından navlun faturasının taşıyan müvekkili adına düzenlenmiş olduğu, taşıma sözleşmesinden doğan hak ve borçların taşıyan müvekkiline ait olduğu anlaşılmakla 6762 sayılı  TTK'nın 119/2, 6102 sayılı TTK'nın 105/2 madde hükümlerine göre davanın acenteye karşı taşıma işini üstlenen taşıyan şirkete izafeten açılmadığı, doğrudan davalı acenteye karşı dava açılmasının ve icra takibi yapılmasının mümkün olmadığı, bu nedenle davalı acentanın pasif husumet ehliyetinin bulunmadığı ayrıca itirazın iptali davası olabilmesi için geçerli bir icra takibi olması gerektiği,  davalı acenta hakkında doğrudan icra takibi yapılamayacağından HMK 114/2 ve 115/2 maddeleri gereğince dava şartı yokluğu nedeniyle davanın usulden reddine karar verilmiştir.

Kararı  davacı vekili temyiz etmiştir.

 Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davacı vekilinin tüm temyiz itirazları yerinde değildir.

SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı, davacı vekilinin bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun bulunan hükmün ONANMASINA, aşağıda yazılı bakiye 3,70 TL temyiz ilam harcının temyiz eden davacıdan alınmasına, 20/03/2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

 

 

 

 

T.C.

YARGITAY

12.Hukuk Dairesi

ESAS NO: 2016/14660

KARAR NO: 2017/6240        

(ONANMASINA),  24.04.2017 gününde oybirliğiyle karar verildi.

İSTANBUL

11.İCRA HUKUK MAHKEMESİ

GEREKÇELİ KARAR

ESAS NO: 2015/1977 Esas

KARAR NO: 2015/1499

İCRA NO : 8-2012/16268

DAVA      : Şikayet (İcra Memur Muamelesi)

DAVA TARİHİ        : 30/11/2015

KARAR TARİHİ     : 04/12/2015

GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH               : 04/12/2015

Davacı vekilinin talebi üzerine celp edilen icra dosyası ve dilekçe tetkik edildi;

GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:

Davacı vekili dava dilekçesi ile müvekkilinin Jasmin gemisinin donatanı ve Chemjasmin  Shipping Ltd.in ve işleteni Chemmariner Shipping ltd. Nin temsilcisi olduğunu, takibin husumet doğrultusunda başlatılmış olduğunu, rehin takibine konu geminin satış isteme süresinin ödeme emrinin tebliğinden itibaren 3 ay olduğunu, alacaklının ödeme emrinin tebliğinden itibaren 3 ay içinde geçerli bir satış talebinde bulunmadığını, tebliğden itibaren alacaklı  her ne kadar 02/10/2012 tarihinde tebliğden itibaren 3 ay içinde geminin satışını talep etmiş ise de dosyaya satış avansının yatırmamış olduğunu, müdürlük kararın da 500,00 TL satış avansının 15 gün içinde yatırılmasına karar verildiğini, alacaklının 3 aylık süreden sonra avansı yatırdığını, satış talebinin geçerli ve yasal olmadığını, bu nedenle müdürlük tarafından verilen 30/11/2015 tarihli kararın iptaline karar verilmesini talep ve dava ettiği,

Davalı vekili davaya karşı vermiş olduğu cevap dilekçesinde; davacının  dava açmaya hak ve yetkisinin bulunmadığını, geminin sahibi şirkete önce kayyum atanmış ve şirketin temsil ve ilzama yetkilileri tarafından özellikle davacı vekillerine verilen vekaletnamelerin, yetki ve talimatların açıkça iptal edildiğini, satış isteme sürelerinin ve satış giderlerinin İİK 110. Maddesine uygun olduğunu, bu nedenlerle hiç bir yasal dayanağı bulunmayan davanın reddi gerektiğini savunduğu,

İcra dosyasının incelenmesinde, alacaklının borçlu hakkında taşınır rehinin paraya çevrilmesi yoluyla takibe geçtiği, takip tarihinin 10/08/2012 olduğu, ödeme emrinin borçluya 14/08/2012 tarihinde tebliğ edildiği, alacaklı vekilinin 02/10/2012 tarihinde geminin satışını talep ettiği, müdürlükçe satış şartları oluşmadığından talebin reddine, 500-TL avansın alacaklı vekili tarafından 15 gün içerisinde dosyaya bloke edilmesine, pul gideri karşılandığında kararın alacaklıya tebliğine karar verildiği,

05/10/2012 tarihli bu kararın 17/12/2012 tarihinde alacaklı vekiline tebliğ edildiği, alacaklı vekilinin 18/12/2012 tarihinde avans yatırdığı, borçlu vekilinin İcra Müdürlüğüne başvurarak satış avansının süresinde yatırılmaması nedeniyle İİK 150/e ve 153/a maddeleri gereği takibin düşürülmesine karar verilmesini talep ettiği, Müdürlükçe talebin reddine karar verildiği, borçlu vekilinin bu kararın kaldırılması için mahkememize başvurduğu,

İcra dosyası ve sunulan tüm belgelerin incelenmesinde, ödeme emrinin borçluya 14/08/2012 tarihinde tebliğ edildiği, satış isteme süresinin taşınır rehinin bakımından İİK 150/e madde gereği kural olarak ödeme emrinin tebliğinden itibaren 6 ay olduğu, ancak İİK 153/a-3-1 madde gereği 150/e maddesinde belirtilen sürenin geminin bayrağında ve sicile kayıtlı olup olmadığına bakılmaksızın tüm gemiler için 3 ay olarak öngörüldüğü, alacaklının 3 aylık süre içerisinde satış talebinde bulunarak İİK 59 madde gereği bir miktar avansı dosyaya depo etmekle ödevli olduğu, İİK 110 madde çerçevesinde müdürlükçe verilecek karar gereği gerekli giderin depo edilmemesi halinde haczin kalkacağına ilişkin hükmün somut olayda uygulama alanı bulunmadığı, zira anılan hükmün cüzi miktarda satış avansı yatırılarak salt satış isteme süresini kesmek gayesiyle yapılan ve haczin satışa dair bir işlem yapılmaksızın ayakta kalması sonucunu doğuran eylem ve işlemleri engellemeye, satış giderlerinin karşılanmaması halinde haczin düşeceğine özgülenen bir hüküm olduğu, geçerli bir "satış talebi" işleminin unsurlarını değiştirmeye matuf olmadığı, zira İİK 110 maddesinde değişikli yapılmış olmakla birlikte İİK 59 maddesinde herhangi bir değişikliğin bulunmadığı, 59 madde gereği İcra Müdürünün gerekli avansı hesaplama hususunda yasal bir yükümlülüğünün söz  konusu olmadığı, ancak istem ile beraber depo edilen avansın satış işlemini gerçekleştirmeye yeterli bulunmaması halinde müdürlükçe hesaplama yapılarak alacaklı yana 15 günlük süre tanınacağı ve bu sürede giderin karşılanmaması halinde haczin kalkacağı, 110.maddede yapılan değişikliğin İİK 106 maddesine göre geçerli bir satış talebi işleminin unsurlarını değiştirmediği öngörülen 3 aylık süre içerisinde hem istemin hem de bir miktar avansın yatırılması gerektiği, geçerli satış talebinin böylelikle hukuk aleminde hüküm ifade eder hale geleceği, somut olayda sadece istemin mevcut olduğu, ancak 3 aylık süre dolduktan sonra avansın yatırıldığı, dolayısıyla geçerli bir satış talebi işleminin varlığından söz edilemeyeceği,

Ayrıca davalı yanın cevaplarında davacının dava açma hak ve ehliyetinin bulunmadığını ileri sürdüğü, ancak davacı yanın temsile yetkili olduğunu göstermek bakımından 02/12/2015 tarihinde düzenlenen vekaletname ve belgeleri ibraz ettiği, bu yöndeki savunmanın sunulan belgeler çerçevesinde yerinde bulunmadığı anlaşılmış olmakla şikayetin kabulü ile 30/11/2015 günlü müdürlük kararının kaldırılmasına karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki gibi hüküm kurulmuştur.

HÜKÜM:Ayrıntıları ve gerekçesi yukarıda izah edildiği üzere;

1-Davacının şikayetinin KABULÜ ile 30/11/2015 günlü müdürlük kararının KALDIRILMASINA,

2-Peşin harcın mahsubu ile başkaca bir harç alınmasına yer olmadığına,

3-Davanın niteliği gereği yargılama gideri ve vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,

4-Davacı tarafından yatırılan 155,00 TL gider avansından geriye kalan kısmın karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacıya iadesine,

Dair tebliğ tarihinden itibaren 10 gün içinde yargıtay yolu açık olmak üzere dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda karar verildi.  04/12/2015

 

T.C.

YARGITAY

12.Hukuk Dairesi                                                                                                                                                                                                           

ESAS NO: 2016/30760

KARAR NO: 2017/3546           

(ONANMASINA), 09.03.2017 gününde oybirliğiyle karar verildi.

 

T.C.

İZMİR

10.İCRA HUKUK MAHKEMESİ 

ESAS NO: 2016/245

KARAR NO: 2016/352

TAKİP NO :  2016/5376 E.  İzmir 13.İcra Dairesi

DAVA      : Şikayet

DAVA TARİHİ        : 18/04/2016

KARAR TARİHİ     : 19/07/2016

KARAR YAZMA TARİHİ       : 19/07/2016

            Mahkememizin yukarıdaki esas sırasına kayden yapılan şikayetin evrak üzerinde yapılan inceleme sonucunda;

            GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:

Şikayetçi vekili dilekçesiyle; İzmir 5.Asliye Ticaret Mahkemesinin(Denizcilik İhtisas Mahkemesi sıfatıyla) 2016/396 D.İş sayılı 04/04/2016 tarihli ihtiyati haciz kararı ile İzmir 13.İcra Müdürlüğünün 2016/5376 E. sayılı dosyasıyla müvekkilinin, borçlu şirketin işletmecisi ve işvereni olduğu, 9244843 IMO numaralı MV ASI M gemisinde hizmet vermiş olması nedeniyle işçilik alacaklarının tahsil amacıyla taşınır rehnin paraya çevrilmesi yolu ile icra takibine başladıklarını bu süreçte, gemi ilgililerince icra müdürlüğüne başvurarak dosya kapak hesabı miktarı kadar teminat yatırıldığını, bu bedel depo edildikten sonra mahkeme kararı olmaksızın usulsüz işlemle ihtiyati haciz kararının kaldırıldığını, bahsi geçen karardan 06/04/2016 tarihinde haberdar olduklarını, şikayetin süreye tabi olmadığını, icra müdürlüğünün ihtiyati haciz kararını kaldırmaya yetkili olmadığını, müdürlükçe verilen teminatın miktarının eksik olduğunu beyanla  İzmir 13.İcra Müdürlüğünün 2016/5376 E. Sayılı dosyasından verilen 05/04/2016 tarihli müdürlük kararının iptaline, ihtiyati haciz kararının rehinli gemi üzerinde devamına karar verilmesini talep etmiştir.

Mevcut iddianın niteliğine ve dosya içeriğine nazaran  şikayetin mahiyeti gereği HMK.m.30 'da düzenlenen usul ekonomisi ilkesi de gözönünde bulundurularak ,davalıya savunma hakkı tanınmasının ve duruşma açılmasının dosyaya bir katkı sağlamayacağı anlaşıldığından,takdiren HMK.m.320/1 ve İİK.nın 6352 sayılı K.nun 6. maddesi ile değişik 18/1. maddesi uyarınca işin mevcut haliyle evrak üzerinde sonuçlandırılması uygun görülmüştür.  

İcra dosyası getirtilmiş incelenmesinde; İzmir 5.Asliye Ticaret Mahkemesinin (Denizcilik İhtisas Mahkemesi sıfatıyla) 2016/396 D.İş sayılı 04/04/2016 tarihli ihtiyati haciz kararı ile İzmir 13.İcra Müdürlüğünün 2016/5376 E. Sayılı dosyasıyla şikayetçi tarafından, borçlu şirket aleyhine taşınır rehnin paraya çevrilmesi yolu ile icra takibine başlandığı, ihtiyati haciz kararında 9244843 IMO numaralı MV ASI M gemisinin ihtiyaten haczine karar verildiği, alacaklı vekilince 04/04/2016 tarihinde icra müdürlüğünden seferden men kararının tesis edilmesinin istenildiği, aynı tarihte talebin icra müdürlüğünce kabulüne karar verildiği, borçlu vekilinin bila tarihli dilekçesi ile dosya borcunun teminat olarak dosyaya depo edileceğini, her türlü dava ve talep hakları saklı kalmak kaydıyla 9244843 IMO numaralı MV ASI M gemisi üzerindeki seferden men kararının kaldırılmasını, bu doğrultuda T.C. Ulaştırma Denizcilik ve Habercilik Bakanlığı, İzmir Liman Başkanlığına ve Kıyı Emniyet Müdürlüğüne müzekkere yazılmasını talep ettiğini, şikayete konu 05/04/2016 tarihli karar ile icra müdürlüğünce borçlu vekili tarafından 20.090,24 TL nakliye teminatın taraflarca yatırılarak 9244843 IMO numaralı MV ASI M gemi üzerindeki ihtiyati haciz kararının teminat üzerine kaydırılması hususunda karar verilmek üzere dosyanın mahkememize gönderilmesine karar verildiği görüldüğü üzere;  taraflar açısından icra müdürlüğünce işlem tesis edici bir karar bulunmayıp" ihtiyati haciz kararının teminat üzerine kaydırılması hususunda karar verilmek üzere dosyanın mahkememize gönderilmesine ..." karar verildiği, bu nedenle bu kararın şikayete konu yapılamayacağı kaldıki mahkememizin 2016/213 E. sırasına kayden eldeki dosya şikayetçisinin taraf olarak gösterildiği,  31/05/2016 tarih, 2016/314 K. sayılı karar ile aynı icra dosyası ile ilgili olarak "Davacının talebinin  KABULÜNE, İİK.'nun 266.maddesi gereğince 9244843 IMO numaralı ASI M isimli gemi üzerindeki İHTİYATİ HACZİN yatırılan teminat üzerine KAYDIRILMASINA, gemi üzerindeki "seferden men kararının" icra dairesince kaldırılması nedeniyle bu hususta karar verilmesine yer olmadığına..." şeklinde karar verildiği, bu kararın temyize kabil olup henüz kesinleşmediği görülmekle şikayetin reddine karar vermek gerekmiştir.

HÜKÜM:Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;

1-Şikayetin REDDİNE,

2-Peşin harcın mahsubu ile başkaca harç alınmasına yer olmadığına,

3-Yargılama giderlerinin şikayetçi üzerinde bırakılmasına,

4-Artan gider avansının karar kesinleştiğinde şikayetçiye iadesine,

Dair HMK.m.320/1 dikkate alınarak evrak üzerinden , gerekçeli kararın tebliğinden itibaren 10 gün içinde Yargıtay'da temyizi kabil olmak üzere karar verildi.19/07/2016

 

T.C.

YARGITAY

12.Hukuk Dairesi                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                       

ESAS NO: 2016/31152

KARAR NO: 2017/3204        

(ONANMASINA), 06.03.2017 gününde oybirliğiyle karar verildi.

 

T.C.

İZMİR

10.İCRA HUKUK MAHKEMESİ

ESAS NO: 2016/242 

KARAR NO: 2016/317

İzmir 13.İcra Dairesi               : 2016/5331

DAVA      : Şikayet

DAVA TARİHİ        : 13/04/2016

KARAR TARİHİ     : 02/06/2016

KARAR YAZMA TARİHİ       : 10/06/2016

Davacı vekilinin 12/04/2016 tarihli dava dilekçesi mahkememizin yukarıdaki esas sırasına kaydedilip yapılan açık yargılama sonunda;

GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:

Davacı vekili 12/04/2016 tarihli dava dilekçesinde; müvekkilinin borçlu şirketin işletmecisi ve iş vereni olduğu  9244843 IMO numaralı ASI M isimli gemisinde verdiği hizmet karşılığı işçilik alacaklarının kısmen kendisine ödenmediğini, İzmir 5.Asliye Ticaret Mahkemesine başvurulurak  9244843 IMO numaralı ASI M isimli geminin  ihtiyati haczine karar verilip İzmir 13.İcra Müdürlüğünün 2016/5331 Esas sayılı takip dosyasında infaz edildiğini, gemi ilgililerince icra müdürlüğüne başvurularak dosa kapak hesabı miktarı kadar teminat yatırıldığını ve mahkeme kararı olmaksızın icra müdürlüğü tarafından usulsüz işlemle ihtiyati haciz kararının kaldırıldığını, anılan karardan 06/04/2016 tarihinde haberdar olduklarını, icra müdürlüğünün ihtiyati haczin kaldırılmasında yetkili olmadığını, İİK'nun 266. maddesi uyarınca talep edilen hususta icra hukuk mahkemelerinin yetkili olduğunu bu nedenle icra müdürlüğünce kanuna teşkil eden işlemin iptaline karar verilmesini talep etmiştir.

Davalı vekili 03/06/2016 tarihli cevap dilekçesinde;              davacı tarafın işçilik alacaklarının tahsili için  ihtiyati haciz kararı alındığını ve icra takibi başlatıldığını, icra dairesine kapak hesabı yaptırılarak hesaplanan bedelin icra dosyasına depo edildiğini, İİK.'nun 266 maddesi gereğince karar verilmek üzere icra mahkemesine yazı yazıldığını ve ihtiyati haczin kaldırıldığının bildirildiğini, ihtiyati haczin kaldırılmasının mahkemenin bilgisi ve onayı dahilinde gerçekleştirildiğini, ayrıca TTK 1371/1 maddesi uyarınca "Geminin maliki veya borçlu, geminin değerini geçmemek kaydıyla, deniz alacağının tamamı, faiz ve giderler için yeterli teminat göstererek ihtiyati haczin kaldırılmasının mahkemeden istenebileceğinin düzenlendiğini, bu doğrultuda icra müdürlük dosyasında belirtilen deniz alacağının tamamı, işlemiş faiz ve giderlerini de içerir kapak hesabı yaptırılarak hesaplanan bedel teminat olarak yatırıldığını, davacı tarafın bedelin eksik olduğuna ve yatırılan teminatın en az %50 oranında artırılmasına ilişkin talebinin yersiz olduğunu beyan etmiştir.

Dava İİK’nun 266. maddesi uyarınca şikayetin niteliği gereği yargılamanın evrak üzerinde yapılmasına karar verilmiş, 6100 sayılı HMK.'nun 320/1 maddesi uyarınca mahkemenin mümkün olan hallerde tarafları duruşmaya davet etmeden dosya üzerinden karar verilebileceği amir hükmü ile usul ekonomisi de göz önüne alınarak dosya üzerinden karara bağlanmasında yarar olduğu anlaşılmıştır. 

Mahkememizce celp edilen İzmir 13.İcra Müdürlüğünün 2016/5331 sayılı takip dosyasının incelenmesinde; davacı alacaklı vekili tarafından borçlu İskenderun Gemi İşletmeciliği Ltd Şti hakkında İzmir 5.Asliye Ticaret Mahkemesinin 01/04/2016 tarihli 2016/390 D.İş sayılı kararına dayalı olarak 20.689,43 USD işçilik alacağın tahsili amacıyla icra takibi başlatıldığı, İcra müdürlüğünce 01/04/2016 tarihli kararı ile geminin seferden men kararı verildiği,  icra müdürlüğünce geminin seferden men edilmesine ilişkin müzekkereler yazıldığı, borçlu vekilince dosya borcunun teminat olarak depo edileceği belirtilip seferden men kararının kaldırılması ve ihtiyati haczin dosyaya depo edilen teminat üzerine kaydırılmasının istendiği, 05/04/2016 günü 71.562,91-TL nin dosyaya nakit olarak  yatırıldığı,  uyuşmazlık çözüldüğünden geminin seferden meninin kaldırılmasına karar verilip ilgili yerlere müzekkere yazıldığı, borçlu vekilince 11/04/2016 günü takibe itiraz edildiği anlaşılmış olup,  takibe konu alacak miktarının hesaplanarak icra dairesi hesabına depo edildiği/ yatırıldığından, gemi üzerindeki seferden men kararının kaldırılmasına ilişkin ica müdürlüğünce verilen 06/04/2016 günlü işleminde usul ve yasaya aykırı bir hususun söz konusu olmadığı, her ne kadar İİK.'nun 266.maddesi uyarınca borçlunun yeteri kadar teminat göstermesi şartıyla takibe başlandıktan sonra ihtiyati haciz kararının kaldırılması yetkisi icra mahkemesine ait isede somut olayda icra müdürlüğünce ihtiyati haciz kararının kaldırılmadığı sadece bir muhafaza işlemi olan seferden men kararının kaldırıldığı sonucu itibariyle icra müdürlüğü işleminin usul ve yasaya uygun olduğu dosyanın 05/04/2016 tarihinde İİK.'nun 266 maddesi uyarınca ihtiyati haciz kararının teminat üzerine kaydırılması hususunda bir karar verilmesi için mahkememize gönderilmesine karar verildiği halde mahkememizce bu hususta bir karar verilmeden yatırılan teminat karşılığında seferden men kararının kaldırılmasında usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı sonuç ve kanaatine varılmış olup, memur işlemine yönelik şikayetin reddine karar vermek gerekmiş, aşağıdaki gibi hüküm kurulmuştur.

HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle;

Şikayetin REDDİNE,

Şikayetin niteliği gereği harç alınmasına yer olmadığına,

Davacı tarafından yapılan yargılama giderinin kendi üzerinde bırakılmasına,

360-TL maktu vekalet ücretinin davacıdan alınıp davalıya verilmesine,

Karar tebliği için kullanılacak olan 2 adet tebligat gideri 20,00-TL'nin mahsubundan sonra kalan peşin gider avansının 6100 sayılı HMK.'nun 333.maddesi uyarınca karar kesinleştiğinde davacıya iadesine,  

Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, İİK.nun 363. maddesi uyarınca davacı ve davalı yönünden tebliğ tarihinden itibaren 10 günlük süre içerisinde mahkememize yada yargı çevresi dışında denk bir mahkemeye verilecek dilekçe ile Yargıtay'da temyizi kabil olmak üzere karar verildi 02/06/2016

Fotoğraf Galerisi

Hakem/Arabulucu Müracaat

  Mail is not sent.   Your email has been sent.

Müracaat Edin Biz Sizi Arayalım

  Mail is not sent.   Your email has been sent.
Yukarı